-
op.459: gökhan demir – yengeç*

kaçır beni bu curcunadan, bu yapışkan kalabalıktangöğsüne bastır, baldırlarına yatır. geçici öldür beniçekirdeksiz karpuzla, napolyon kirazıyla şımartabart sevmeyi, dudaklarıma dadan, kokumu içsaçlarınla ört yüzümü, yer gök tanımasın bizi bir an fırlayalım, çırılçıplak sularda kaybolalımdiplerde sevişelim iki batık gibi bulunmayalımbermuda üçgenimize yeni enkazlar topla benimlerüyalarımız gerçek, gerçeklerimiz rüya olsunevlenme teklif et bana sonra vazgeç çünkü konuşamaz hiçbir…
-
op.458: serhat sungur – paralel evrende III*

Bir yarık düşer zamanasessizliğimizden geçerizbir kapıda itaat yazılıdırötekinde sürgün ve mühüraynı göğü paylaşırızama ayrı kaderlere yazılırızbirimiz alkışa mahkûmbirimiz karanlığa kaydedilirne söz kalır kurtaracakne pay düşer adalettenhakikat bile parçalanırgücün eğri terazisindebir yüzümüz açıkta kalıröteki geceye mühürlenirkim konuşsa eksilir buradakim susarsa çoğalır defterlerdeve biziki yalanın arasındaüçüncü bir boşluktaadı bile konmamış bir yerdeyalnızızparalel evrende
-
op.456: feyza menteş – döl ve öl*

Yirmi dört yıl boyunca; duyduğum uzun tiratların sonunda aklımda kalan ve sorguya çektiğimde Allah’la kapıştığımı birebir hissettiğim nasihatten biri şudur: “İnsan biraz da kendi kaderini kendisi yazmalı.” Yırtık külotlu çoraplar, yabancı adamlarla süren geceler, ucuz odalar, içki, uyuşturucu, duvar ve barlar gözümün önünden geçtiğinde kaderimi yazacak yerin de yerin dibi olduğunu anlayabiliyordum bir tek.Anlayabilmenin getirdiği…
-
op.455: serap çokuysal – ayrık otu*

Eskittik günleri ve güneşi, güneşi ve gülleri sadece içinde bulunarak bu dünyada Saçını atmıştın geriye bir yanlışı düzeltirce o kadar sıradan Mesel, nedir bütün yoğunluğu bu sözlerin izinsiz bir işgal midir hissetmek, sordular, sorarlar hep mülkiyet hakkı ihlali, eğer bensem, eğer bende çatlıyorsa ışık, bu hiddetle kozamı delip geçen hangi güç ıssız kemik rüyasında mühürlenen mülkiyet Rahmime kesilen vergi borcu, soğumaya bırakılan kadavra iradem tapu kadastro, yastığım mercan kayalığı İntihar…
-
op.454: çağla nalbantoğlu – değil evimizden başkası*

Dişim ağrıyor. Dizlerim kitleniyor. En önemlisi duvarları ittirmek dişlerimle. Yumruklamayı bıraktım çünkü ellerimle. Bu eşiği geçersem hallolacak gibi tüm borçlar, kurum ödemeleri, faturalar, görüşmediklerim, mecburen yüzünü gördüklerim, gözlerimde sönen kafamda yanan ışık, hastane koridorları, raporlar, kan örnekleri ve annem. Diğer kalan şeylerle daha samimi fakat daha tahammülsüzüm. Ve kaçışımın bununla pek alakası yok. Not defterime…
-
op.452: berşan koca, partizan 0 – beşiktaş 4*

Veli Kavlak’ın ölü yaprak vuruşu geliyor aklıma Sonra bir sigara çıkarıyorum Çaketimin iç cebinden Çakmağıma yaklaştırıyorum usulca kokusu geliyor burnuma doğmamış çocuklarımın. ve sperm de yanıyor birden. Veli Kavlak’ın ölü yaprak vuruşu geliyor aklıma dakika harfle on sekiz ve sırtında on beş yazıyor Oğuzhan’ın Ben de ağrıyan sevgilimi düşününce ağlıyorum buna Sanki salık verilmiş gibi bir ümitsiz vaka (bir gövdeme bencileyin) ve gözyaşı da yanıyor birden. Veli Kavlak’ın ölü yaprak vuruşu geliyor…
-
op.451: emre gürkan kanmaz – dışında*

dünya güzel, bir kedinin oynak burunlarıylabir Beatles şarkısı 8 bit oyunlarla evliykenkahve içiyorsak iş çıkışı bu yalan bir şey değildirbir şiir değildir her kazın ayağıistiyorsan edinirsin sarılmalarıama dışında tut talanı ekşidiğinde ağzındaki sözyutma, tükür her şey olabilir hayatta, bak her şey mümkün diyorumbana yanına kendini almadan gelmezaman yüksünürtansık biter gerekiyorsa olma da.
-
op.450: tuba tanrıverdi – cambaz*

önümde şehir, sığıntı sokaklar, bir fincan kahve içimde kıvranan okyanus düşer pencereyebardaktan taşar suç ortağım gibidurularken kırdığım bir tutam sabah ışığı ıslak ellerinden gitmek ister kendineçamaşır ipine asılı bir kadının gözlerinde hesaplarım uçma hevesinde kaç gömlek karışır ihtimallerekaçı çocuk dökülür saçlarımdankaçırılan an’lar, fırçalanmamış sözcüklerhep bin ölçü sessizlik, standart dışı bilmece bilincimin altı zincir, “ustası ben”ip cambazıyım, bu…
-
op.449: furkan erşahin – anlamadığım yerden*

Seni anladığım yerden çekip çıkartıyorum kendimiÇiğnenmeyeGırtlağa indirilmeyePislik bir varlığın götünden özgürlüğe kavuşmaya meyilli Köklenmiş bir tereddüdün elmasıydın sankiAnlamlandıramadığım yerden asılıyorum kendime Kuzgunlar yatağımı parçalarken Kafatasımı parçalarkenSeninle olanları çıkartıp yutarkenMidelerinde kıvranırkenOnlar… Onlar artık sana dönüşmüşkenÜrediğim yerden çekip çıkartıyorum Ben bir evin tavanıyımBen bir urganım Ben bir çaresiz beklentiyimGelmeyecek olanım Asılıyorum kendime lanetlendiğim yerden Sen tanrıdan bahsederdinZayıf yönlerinden Yok etme planları yapardım ben Çekip çıkartıyorum kendimi Kötülüğü…
-
op.448: erman şahin – uzakları bekleyen ağaçlar*

Sevgili arkadaşım Ümit Yaban’a I.o uzun kıştan sonra badem ağaçları büyüdüğünde sen gelecektin gidenleri böyle bekler haritanın kuytu yerleri ya da en doğusu uzakların mektupları olmaz uzakları bekleyen ağaçlar olur II. damlardaki kar suyu evlerin kurumuş dudaklarına değiyor iğne oyası bir tülbent en sevdiğin çiçeği öpüyor ateş sönüyor rüyalar üşüyor sonra III. bir tay vuruldu dün sabah göğsündeki yaraya ağlamadı kimse boynundan sevilmemiş dediler o gün ölmüş bir ahırın kapısından dünyaya susan tayların yalnızlığı…
-
op.446: tuba tanrıverdi – TıĞ iŞi UyUmSuZlUk*

uğultusu uyumsuz iki iklimdik tığ işiyüzüm bin şiir kızılı bulutsuz düş kurusudoğduğumgünçürüdü/sustuğumundiliiçtiğiminsuyu suyun ıslığını kim duydu kimliksiz zifiri korkulu sürgündü düştüğümsoyunup gülüşümü yırtık uykusunu giyindimgökgürültülükuşçığlığı/sızımındişgıcırtısıbillur billur diziliydi– – – iplik – – iplik – – söktüğüm – – – dost bilip pusunu tozunu biriktirdimgürültüsü uyumsuz iki iklimdik tığ işibir ucu miskin bir ucu iblis cürmübüyüdüğümgünçözüldü/unuttuğumundüğümüüşüdüğümünkülü külün kıvılcımını kim gördü
-
op.445: sylvan clownson – godo beklerken*

Bir aydır aparmanın kapısında bir kedi bekliyor. Başka kediler de var ama onlar gidiyor. Sarman. Tombul. Görmüş geçirmiş, başarılı bir kedi. Zaten sokakta o kadar süre hayatta kalabildiysen bir şeyleri doğru yapmışsındır. Ona Godo diyorum. T yok. Yazmasıydı, söylemesiydi, neden T söylenmiyordu filan… Daha kolay geliyor. İlk başlarda diğerleri gibi mama ve su için geldiğini düşünüyordum. Fakat birkaç gün sonra kendisine sürekli taze…
-
op.444: yiğit ergün – şimdi sen olmadan*

rengarenk teneşir sanki düşümde kukla oynatıyordudağın en zor paragraf , aç aç bitmiyor…seferler başlıyor, ben durmuş sana inanıyorum.. sen gördüğüm en tatlı şeybitiyorumm allah’ım, o nasıl oje’yhiss-i kablel vukùmsun peyderpey sıfırdan tertemiz bir başlangıç istiyorum gece oluyor karanlığı biraz kısıyorumyerinde durmuyor evliyalar, voltaya çıkıyorlar kar içime içime yağıyor, bu işte bir hile var ah be güzelim, bu ne keskin…
-
op.443: adem üren – bir gül eksik, bir katil fazla*

Oldun bir rehber, yanlış yeri gösterdin. Oldun aslında bir def ve ellerinden yırtıldı. Bu kar, bu dünya, bu açıklık ancak sana yeter. Yandım ki kollarım kalkmaz olsa da, Zebur’un ve Davud’un ağzında bir laf aradım. Dedim ki: İyi olacaksam, bu dermanını denize yatır, istemem, sağ ol. Sen annenin elindeki nakışın tek örneğisin. Güldün, ikna olunmaz bir akşamüstü. İnat ettim, sonra inkâr ettim,…
-
op.442: onur dönmez – katakompleks*

turna vurulur. tuncanın atları kurur. bindallılar kırılır, ormandan kente konur. pencereler temizlemez kuşların kurşununu. adını değiştirirlerse bir babanın kırgınlığı bitmez hasreti de bir babanın. küçük değilim çerçeve kopçasını koparmak kadar. bir anne ağrımış diyorlar dört depozito bir anne nasıl dayanırmış masalsız. şeftali kemiren oyuncaklar çoktandır acımasız. çin susamı simit yer yusufun ejderhası, yaş gözünün kıyılığı külahta beş top dondurmadır, kan değil de nedir gezip…
-
op.441: muhammed isa – belleğin azmi*

O zamanlar daha o insanlar yoktu; ya da belki vardılar ama bugünkü ağırlıklarıyla hayatımıza çökmemişlerdi. Varlıkları bu kadar yer kaplamıyor, her boşluğu doldurmakta bu kadar ısrarcı davranmıyorlardı. İnsan, kiminle neyi yaşadığını ayırt etmek zorunda kalmadan da var olabiliyordu; hafıza henüz bir arşiv değil, sadece hatırlamanın kendisiydi. Daha o zamanlar bizim kafamız bu kadar karışık değildi,…
-
op.440: talha kutay – ölüm ne zaman acı hissettirir?: toplumsal acının üstünlüğüne dair deneme*

Acı dindi diyorum bazen yağmur dindi der gibi.” (Didem Madak – 128 Dikişli Şiir)” “Ne çok acı var,” der Cahit Zarifoğlu “Sarıkamış 1979” başlıklı yazısının girişinde. Zarifoğlu’na benzer şekilde İsmet Özel de “yaşamak bizimçün dokunaklı bir şarkı değil ki.” diye yazar birkaç dişe bedel olan şiirinde. Yaşam çoğu zaman acılarla örülü bir bütündür. Peki insan bu kadar acının…


