-
op.437: ahmet ali uzun – her canlı ölümü en az bir kez tadar*

-et, kemik ve ruh içindeki herkese- yanlışlarla doldurulan bir başlangıcın daha yarısında, lafa ortadan daldı kendisi rotacı doğruculuktan gelen akıntılara inanmamakta haklılık payı vardır biraz belki… ya da hakkında ısrar etmekte dahi bir ısrarcı. ısrar ediyordu yüzgeçleri. eklemlerini sıyırdığında perde kapandı hayaletini aradığı bir günün eşiğinde— -herkes pencerenin arkasından bakmakta- kimse yoktu aslında kimse ölmemişti aslında kimse meşgul de değildi kaçmak. tüm meşrutiyetlerin bayrak indirdiği bir sinemacı climax’i herkesin…
-
op.436: kaplan – orada değilim artık*

yol ortasında yalnız bir çınarın gövdesine düşülmüştür— şenlikli akşamların susulmuş yalnızlıkları bu gök kubbenin altında kaybolmuştur yitik bütün şeyleri bu çınarın altına gömebilirdik ve yakabilirdik hattâ yanmış diğer şeyler gibi zamandan arınmış aksak bir gün batımında bıçakla oyulmuştur, kana kanaya yazılmıştır orada değilim artık
-
op.435: tuba tanrıverdi – çıplak kırmızı*

ne kadar parlaksınız bayım su bile kamaştı soğuk karanlığınızdan ben akıyorum çıplak ve umursamaz yüzdüğümce sığlaşıyor evreniniz haz suyun en eski dili büküyor yaldızlı doyumsuz kibrinizi ne kadar parlarsanız parlayın büyüyor gövdesi sesimin büyüyor bayım saçlarımı bırakıyorum suya kıpkırmızı yumuşak keskin kırılgan yırtıcı arzu temas değil mesafe ister bazen bayım ben o mesafeyi saçlarımla ölçüyorum ne zaman yaklaşsanız bulanıyor su ne kadar uzaklaşsam kendime benziyorum o…
-
op.434: ersin kurt – pastel*

Fırtına an kolluyorİmkânsıza yöneltme gemilerimiBu arabesk bulutlarla baş edememÜstelik bozkırımı dahi inşa etmedim henüzBurada yazlar hep cehennem,Baharlar tümüyle güz…Hiç olmayanı yeniden deneyemem. Eskiden yerindeydi gücümüzZamanında az mı kovaladımÖpmek için doğru kurbağayıHatırla, kaç kez bir ayakkabınEksik döndün davetlerdenKalbini çelmek için fotoğraflar yolladımBir elimde güneşi tuttum,Bir elimde ayı, olmadıSürekli öldürdüm kendimi, taammüden. Tabiatındır yine istediğin kadar reddetTonları…
-
op.433: emre gürkan kanmaz – aynı kitaptan iki tane almışım*

Aynı kitaptan iki tane almışım geçenSarhoş gezmiyorum ne zamandır çay içiyorumZamanın eteğini kaldırıp altına bakmıyorumYoluma bakıyorum haftaiçi çalışıyorumAma aynı kitaptan iki tane almışım şaka gibi Aşkın ötesinde bir duygu var senle aramızdaSenle aramızda kaymak kıvamında nedensiz bir sevinçYapay zekanın yaptığı bir şarkıda kaybolamamakKaydolamamak da yeniden ilkokul bire birdenbire Sarkastik değilim halimize tükürükler saçarak gülüyorumYahu güllü…
-
op.432: esra koyuncu – ayarsız mesafe*

kalemim oynatamadığım yerden kırılıyor dünya soğuyor buz gibiyiz soğuyan parmaklarımda nehirler donuyor dünya doluyor “sus” gibiyiz üstü açılmış kalabalıklardan birinden diğerine atlamayalı uzun zaman oldu erken çağırılan her bir bedeni günlere bölünmüş yaşlarla uğurlattı zaman işte bu yüzden denk gelmemeliyiz bundan böyle biz daha fazla sulandırmadan bu ayarsız mesafeyi kopçasını çözmeden gözlerimde dünya maskarası olmadan histeri nöbetlerinin denk gelmemeliyiz birbirimize biz —kendim ve biz
-
op.431: arda erdoğmuş – mizacımın kurgusu*

Bilmem kaç ay oldu eskitmeyeli birkaç satırı. Mizacımın kurgusu beş karış ayyukta. Ar damarı çatlamış bildiğim benim. Tekniğim daha güçlü hayata dair, Tıpkı ilkbaharda büyümeye bakan yaban buğdayı gibi. Haykırışım bi halkı temsil etmiyor, Hanemin sesi, daha sen, ben gibi. Ben, beni ben yapan canavarıma küstüm; Artık bir helva kadar iyi niyetliyim. Çayı şekersiz içenleri, balıktan eli boş dönenleri, Suratıma kapatılan telefonları, Anlıyorum! İndirgedim nesilleri satırlarıma. Tekrar vuruyor boynumun ağrısı. Tam…
-
op.430: adem üren – baraye*

sen ancak bu geçişte çatal karası yüzünle ancak durumu özetleyen her şeyin kısmetinde uzanırken ve kaybederken ve her şeye kayıtsız kalırken de güzelsin odalarını Allah’la dolduran bir evin kendisidir ellerinde tuttuğun çiçekleri senin sanışın ne kapın çaldı ne evin yıkıldı ne sorular sordum da bu ülkeyi anlamam ne unun ne bıçakçının beyazlığı gibiyse de mahallesinde düğünü ve cenazeyi aynı gün sayan aynı insanlar büyümek…
-
op.429: feyza menteş – yükseliş ve düşüş*

Sona tek bir ağız kalıyor. Dişleri dökülmüş kocaman bir ağız, kokuyor. Sonunda bir çığlık duyuluyor. İfadelerle çoğalmak, tam bir facia. Nesilden nesil-e işleyen kir. Bütünleşip bir araya geldiğinizde siz, kök ağacının dallarındaki bütün mırıltılar, uğultunun içinde bir sesin daha gürlemesi demek sadece. Kayboluyorum da değil. Dinlemiyorum. Ve sabit durup kökleşmediğim için kalabalıklaşma durumuna muazzam ilgi…
-
op.428: atilla kaan kavrak – prangalı salıncak*

Çıkarımlarıma hapsettim seni, prangaları olan bi’ salıncakta; Düşünürken kayboldum sorularda. Halbuki, bariz tutkular söz konusu, muğlak hikâyelerin yüklemlerinden taşan. Sebepsiz yere meçhule istikametimiz. Tanıdık geliyor yaşanmışlıkların. Yanlış anlaşılmışlığın sanki ayna tutuyor benliğime. Mânasız, sonu belli olmayan, sarmal düşüncelere yelteniyorum. Hayaller kuruyorum yanlışlıkla; Yüzlerce ben, yüzlerce sen geçip gidiyor oralardan. Çıkarımlarıma hapsettim seni,…
-
op.426: zülâl menekşe – cin*

tüm ovaları serdin ayağıma arzuma dağ çakıldıiçimde kendine güç diyen ihtimaller uzandıbakışlardan taşan sahte fallik heyecanbileklerime asıldı ufuk kadar ulaşılmazgüzeldin çünkü sisli, bir ihtimal ve belkibenliğime sarılan sevgini duyduğumda seningecemde ayık göz alan bizden nefret ettim bana yurt olanın belasıdır taşkınlarımyılan ağmalarım, şeytan avuntularımürkütücü biriciğim, kasıtlı çirkinyüzüm aynada yer kaplar benimöyle bir değişmek istemiyorum kiyeltenen her şefkati kusuyorum…
-
op.425: Esra dökmen – embriyon neden kuzgun sormazlar artık*

çeyrek var etki tepki açmazına gündüz düşünü yor hayra.ortada duran ağaç seni katlamış bir kağıt gibi, sonsuz ücrada.düşünmek kirli okyanusun dibi.kendini bir başka şeye gerçekten verebilir misin. temas etmek için sıra beklemediği insanın, artıkları gökte bir çukur içinde.baş zuhuru gölgede arar durur.uzuv kendini simadan çalar.burada bir yerden tanıdığız sizinle.ve bu hikâye değil şiir. dünyaya ait olma virüslerini almaya ihtiyatsız,mendebur ama istekli…
-
op.424: koray feyiz – FOUCAULT’NUN DAMARıNı SEZDiREN BİR DENEME; şiirin cinsiyeti YOKTUR… ANDROJENDİR…*

Şiir, sabahı beklemez. Şiir, kendini doğuran bir gece kuşudur; kanatlarının bir yarısı kadın, bir yarısı erkek tüylerinden örülmüş değildir. Onun kanadı, cinsiyetin tarihsel icatlarını silen, etin üstünden geçen bir hafıza rüzgârıdır. Michel Foucault, “cinsiyet” dediğimiz şeyin, biyolojiden çok iktidar ağlarının, söylem inşalarının, beden üzerine kurulan yasal ve ahlaki mimarilerin ürünü olduğunu söylerdi. Onun gözünde cinsiyet,…
-
op.423: çağlar kuzucu – beş parmağın beşi de kir olan şiir*

1 Tortulanmış ciğerim baş edebilirmiş gibi pas tutmuş bulutlarlaAklım kalır ortalama bir gökyüzü canavarının yüksekteki hayatında 2 Olmayacak duaya el açarım tanrım teknolojik ve dokunmatikMavi ışıklı tanrım aklımızı okurAnlamaz okuduğunuMahallenin yavru kedilerini sayarım yedi taneTemmuz sonu sıcağında hayatta kalan sokakTam kapanış vakti yazılan şiirSırası mı, değilse kısırlaştır beni. 3 Temmuz sonu sıcağına musallat olan sıkıntıElini…
-
op.422: aykut akgül – giyotin*

kanıt istiyor zamanzehir, sihir ve tarif istiyor mesajlarbüyümüş çocuklar kadar inkarcıgüverte delecek imgeler kadar metal vazgeçemediğim bir mide bulantısıyok etmek tasvir de etmektir hiçliğivaktim şaşkın, kararlarım fikirsizama anlatamambazı mevzular bahsi geçince anılmadıkları için geçerlikaçtıklarım ifadesizliklerime sığınakben kimsenin bu hikayede ağlamak için bulunduğunu düşünmüyorumsöyleyebileceğim fazla bir şey yokgiyotin güzel bir enstrüman olsaymış meselabaşladığım yerde bırakıyorum pervasızlığıher…
-
op.421: furkan doğan – kamuflajlı defter*

Tüfek taşırken anladım şiirin ne demek olduğunu ve parmaklarımı kestiğinde şiir Hiçbir şair bana ilham vermiyordu Komutan yat deyince anladım gökyüzünün bu kadar güzel olduğunu Ve gözlerime düştüğünde yıldızlar Hiçbir yıldız bana dilek hakkı vermiyordu Öksürük nöbetlerinde saydım ciğerlerimden Ne kadar sen geçtiğini Hiçbir doktor anlamıyordu nefesimin daraldığını Gırtlaklarımın kesilebileceğini her sabah tıraş olurken anladım…
-
op.420: berşan koca, çekeceğim filmler için konu buluyorum – 1*

Bugün yedinci günüydü Ayşe’nin. Bundan tam sekiz gün önce, her zamanki gibi kırlarda çiçekler toplayıp, mutluluk şarkıları söylüyordu. Karnında çoğalan kelebeklerle koşuyordu. Durmaksızın gülüyordu. Gülmekten başka bir mimik yerleşmiyordu bembeyaz yüzüne. Sabahları erkenden kalkıyordu Ayşe. Önce çiftliğin işlerinde annesine ve babasına yardım ediyor, sonra da birlikte kahvaltı yapıyorlardı. Kahvaltıdan sonra değirmene gidiyorlardı. Değirmende un eliyorlardı. Yoruluyorlardı. Yorulunca…
-
op.418: kübra dervişoğlu – Eser Miktarda Dahi Mutluluk Barındırmıyor Gözlerin*

Aynalara dalınca yüzün kırılıyor Bir daha sevmiyorsun kendini Yaşatayım desem yüzümde içinde barındırdığın tüm vedaları Daldığın yüzüm buruşuyor. Aklına dağlar geliyor İncir kaynıyor hafızam. Yansımana bakıp çocukluğunu öğütlüyorsun Bakakalıyorum işte kendini sevebilen birine. Ben hiç oyuk görmedim Kırgınlığını oyan Oysa sen kahrederdin kendini, kırsalardı eğer Uyuklayan rüzgara dalar giderdin Yalnız olan herşey gibi. Avuçlarımdaki niyetlerim hariç Asıyorum düşüncelerimi yaşlıların gözlerine Bilmem kaç keredir. Dalınca öpüşlere ağzım ve yüzün hep incir oluyor Oysa…

