cabir özyıldız, ağustos 2020
Galeano, anlatılarından birinde “Bir kadın sabah erkeğe dönüşmüş olarak uyandığında ne olacaktı? Şayet aile ortamı antrenman sahası olmasa erkek çocuk hükmetmeyi, kız çocuksa boyun eğmeyi nereden öğrenecekti? Ya çocuk yurtları olsaydı? Ya evin erkeği temizlik ve mutfak işlerini paylaşsaydı? Ya masumiyet saygıdeğer olsaydı? Ya akıl ve duygu kol kola girseydi? Ya vaizler ve gazeteler doğruyu söyleselerdi? Ya kimse kimsenin sahibi olmasaydı?” diye sorarak, bin yıllardan bu yana gelen kadın erkek eşitsizliğinin çözümünün aslında bu soruların içinde saklı olduğunu yalın bir dille ifade ediyor.
Galeano’nun “Kadınlar” derlemesi, her biri kendi tarihsel dönemi içinde kabuğunu kırmış, sözünü yükseltmiş, erkekler üzerine kurulu düzene karşı gelmiş, bedel ödemek pahasına eylemlere girişmiş, erkek egemen tahakküme karşı tarihe kırık tırnaklarıyla derin çentikler atmış kadınların hikayelerini masalsı dille anlatan bir kitap.
Geçmişte ve günümüzde resmi tarih, çok büyük oranda erkek egemen anlatı kültürü üzerine kurulmuştur. Kadının erkeklerin resmi anlatılarındaki görevi; doğurmak, çocuk büyütmek, evi çekip çevirmek, kocasına, babasına itaat etmek, bir zevk nesnesi olarak alınıp satılmak, bütün günahların ve lanetlerin baş müsebbibi olmak, cadılık, büyücülük ile erkekleri baştan çıkarıp toplumları felaketlere sürüklemektir. Elbette bu anlatıların içerisinde azizeler, saygıdeğer kraliçeler, peygamberlerin anneleri, karıları ve kızları da vardır. Fakat onların da görevi, kadınların edilgenliğini kutsamaktır.
Kitaptan: Bakış Açıları (6)
Eğer Yaradılış kitabını Havva yazmış olsaydı, insan türünün ilk aşk gecesi acaba nasıl olurdu?
Havva; kaburga kemiğinden falan doğmadığını, hiç yılan tanımadığını, kimseye elma vermediğini, Tanrı’nın ona acı çekerek doğuracağına ve kocasının ona hükmedeceğine dair bir şey söylemediğini açıklığa kavuşturarak başlardı. Bütün bu hikayelerin Adem’in basına anlattığı yalanlar olduğunu söylerdi.
Galeano’nun anlattığı kadınlar ise resmi anlatının tersine, dövüşen, mücadele eden, kimi zaman haklılıklarından doğan güçlü çığlıklarıyla kimi zaman da suskunluklarıyla direnen kadınlar. Tarihin derinliklerinden yakın zamana kadar tarihi biçimlendirmiş, var olma mücadelesi vermiş, bütün baskı ve yasaklara karşın, sanatta, bilimde, insanlığın eşitlik kavgasında, kimi zaman erkeklerle yan yana zaman zaman da onlardan önde yer almış kadınlar. Tarihin bilinen ilk kadın filozofu Hypatia’dan, devrimin kızıl gülü Rosa Lüxemburg’a, iki Nobel ödülü alan cesur bilim kadını Marie Curie’den adları uçurumlarla anılan Mirabell kız kardeşlere, kayıplarının peşinde bir ömür harcayan Plaza De Mayo annelerinden, Amazon’un savaşçı kadınlarına, Meksika’nın direnişçi kadınlarından, cüretkar azizelere kadar dünyanın bütün kıtalarından bütün sınıfsal katmanlardan kadın hikayeleri anlatıyor Galeano.
Kitaptan: Ayakkabı
1919’da Rosa Lüxemburg Berlin’de katledildi.
Katiller onu dipçik darbeleriyle öldürüp öldürüp bir kanalın sularına attılar.
O esnada ayakkabısının teki yere düşmüştü.
Bir el ayakkabıyı çamurun içinden aldı.
Rosa ne özgürlük adına adaletin, ne de adalet adına özgürlüğün feda edildiği bir dünya istiyordu.
Bir el her gün, tıpkı o tek ayakkabıya yaptığı gibi, bu bayrağı da çamurun içinden çıkarıyor.

“Uyumayı başaramıyorum. Göz kapaklarımın arasında uykumu kaçıran bir kadın var. Eğer yapabilseydim ona gitmesini söylerdim ama boğazımda konuşmamı engelleyen bir kadın var.” diyen Galeano, yaratan, doğuran, öğreten, ve erkek egemen toplum kabul etse de etmese de tarihe şekil veren kadınları anlattığı kitabında bize anlatılan resmi masalların altını üstüne getirerek, gerçeğe hükümdar eril tahakkümün değil, direnen kadınların gözünden bakmamızı sağlıyor.
Günümüz dünyası kadınları, yüzyıllardır süren kadın mücadele tarihiyle kısmi kazanımlar elde etmiş olsa da kadın emeğinin, statüsünün ve erkeklerle eşit bir yaşamın kavgasını yılmadan, yorulmadan vermeye devam ediyorlar. Kadınlar, her ne kadar kendilerini eşit görmeyen ideolojilerle çevrili olsalar da dövüşmekten/direnmekten ve karşı durmaktan vazgeçmeyecekler. Dişleriyle, tırnaklarıyla kazandıkları haklarını gasp etmeye çalışanlara karşı Galeano’nun anlatılarındaki kadınlar gibi evlerinden, iş yerlerinden, sokaklardan, meydanlardan yeni direniş öyküleri yazacaklar.
Şubat 2016’da Sel Yayıncılık’tan çıkan Galeano’nun ‘’Kadınlar’’ı , Boş Gezen ve Diğer Öyküler, Ateş Anıları, Kucaklaşmanın Kitabı, Yürüyen Kelimeler, Tepetaklak/Tersine Dünya Okulu, Aynalar: Neredeyse Evrensel Bir Tarih, Ve Günler Yürümeye Başladı kitaplarından derlenmiş bir antolojidir.
