op.20: safra kuyusu – III / ne’yaptın

yiğit ergün, mayıs 2021



yıldızlara çıkıyorum, göğü alta çekiyorum. koltuğumu kolluyorum ama koltukaltım pişik. ne yapalım hafız, keder de bizi böyle düzmüş.. zaman aşmış, liman çökmüş. üzerime afiyet bir azgınlık gelmiş. tanrı ya da tanrılar beni bu çağa fırlatmakla iyi halt etmiş. dilim durduğu yerde bileniyor habire, geçmişe geçmemişe geçirene ve geçmeyene. derim nasıl kaşıntılı alla’m, nasıl uyuz fecir! hele dinim, öyle bir aforoz ki kendi giyotinine dil atıyor. dil önemli ama dil bak çok… nasıl asimile ettiler her şeyimizi, fast-food medium-large ya da spontane-absorbe. yok ama asla ve katiyen milliyetçi değilim, dil milliyetçisi, heeç. lakin; ‘bir burger alayım, mersi’ demek yerine, ‘bir tombik alayım usta’ demek sanki daha bizden, daha yerli(ci), daha kaynayan halkçı, daha akdeniz.. hem ingiltere ve ingilizler, önce ülkesinde birkaç posta güneş batırsın ve ağıt leyin yaksın. yüzyıllarca herkesin hayatını sikmemişler ve halkları ve ardıllarını köleliğe ve vergiye bağlamamışlar gibi, ingilizleri ve ingiltere’yi modern mi addedeceğiz? ı-ıh. peki amerika? kuzey-güney iç savaşlar, intolerans ve griffith, hadi ucundan.. ortadoğu: can. italya, yunanistan, fas falan on numara iklim, on numara kardeşş.. kamboçya, tayland; böbreğin meçhul yolu. hollanda, kafanın merkezi. neyse yine cnn türk’ün sikko liberal birbirini eylemeci programlarının hiçbirinde hiçbir zaman konuşmacı olamayacağımı bilerek ve rtük’e beslediğim tüm nitelikli nefretimle alayınızı önce sorgular, ardından selamlarım.. 

jetgiller ne kadar jüpiterliyse aslında o kadar dünyalıyım. gıyabımda yalnızım, kıyasında kıyıcı. apriorim açık, arketipim ahraz. arkitelim öksüz, alanım ayaz. toplum kolaycı ve toplum zorba. ilk katil ve ilk maktul. toplum toptancı, toplamacı ve tortoparlak. çok durağan ve çok hızlı; çok thomas hobbes ve çok müslüman; çok aynasız ve çok hırsız toplum.

seni burada düşünüp buralarda istemek, çok acı. ve ağzımıza takılan, böyle severken böyle devam etmekler.. kafamda psikotik sirenler çalıyor sevgilim ve tüm hitaplar.  

                                                                                                                             ikinci epizotun 

                                                                                                                             bel kırığı 

                                                                                                                             tokmağı 



duvarlarla örülü bir bahçenin labirent oluşunu görkemli bir sıkıntı ve sabırsızlıkla izliyorum. 

saplayacağım aslında size ama işemek istemiyorum ipinize. gellakinbirselfiepodcastkanal 

channel

eşyayı önemsiyoruz, ona giderek sövüyoruz ama daha sadığız ona. bir giyotinin milyonda bir yaptığı yalama ihtimaline kalıyoruz. ikibinyirmilerde içimize sıçıyoruz. bu çağa ruhumuzu kurban veriyoruz.  

dünya şimdi serinkanlı seri katillerin ya da drugstore kovboyların kedi şansında ateş etmesi gibi nostaljik bir tribüne sahip değil. artık bazı mevzular, dilekçe metninde mecburi yazıldığı üzre kabul olunan zorunlu metot. bilimin temeli nazar ve anksiyete tek gerçek. 

toplumsal muhalefeti, sedat peker’in belirlediği bugünlerde hepimiz kendi seferinin yolcusuyuz. ama bazı limanlar ortak, bazı gemiler batık; bazıları sevkiyat peşinde.. yurdumuz duymaz, hâlimizden mayışmak gelir. bu voltaya alışık değilim, bu mahpus fenâ. belki yolumu, belki tanrımı değiştirmeliyim. tefekkür tehdit, kıble kumpas. tanrı ve melekleri ile şeytanla benim espasım kalıyoruz.  

zaman akıyor, hep peşinden ağzımızın sulandığı o gayrı-ritmik telaşıyla. olmadığım gibi olduğum yerlere akıyorum. kendime yardım ve yataklıktan geliyorum.  

ve aslında holigan ve ensesttir toplumun yapısı. ona biçilen kılıf, minaresinin heybetinden gelir. aydınlık kendine dolanır, karanlık ateş eder. gece, yerleşeceği köşeyi bilir. her şeyi boşluk kaplar, düş gelir. gelir, çok parantez ve nokta. renkler gelir ve evrim, koku ve güvercin. hevesli hikâyeler gelir ve lezzetli etin. sesin gelir, sesin hiç gitmek istemez.. 

olduğum kaba, kaba kalıyorum. geldiğim yerin yabancısıyım, gideceğim yere uzak. soluduğum havanın amatörüyüm, dinlediğim kalbin sancısıyım. yürüdüğüm yolun yampirisiyim. tutunduğum dalın kundakçısıyım.

büyüyen göbek 

tılsımlı tacir 

ucuz kavgalar ve pahalı kavgalar 

çırpınarak istiyorum seni dudaklarından kan emmek 

kuyuna derin dalmak 

ataletimden geç istiyorum 

azametimi gözet.                         tabiatım iç savaşta ve kan yapıcılarım grevde. aşk, eni yaşanmamış sayılan organize tutukluk. hangi tarikatın menzilindeyim? hangi suyun genleşmesiyim, hangi boyun cenazesi? hümkürdüğüm sözcük içinden geçtiğim cümleye yüklem oluyor. kırk kanaatten sonra kırk kerrat çakılmış erbaba söz yetiştiremiyorum. harıma biraz yel, huyuma türbülans..

ya 

                                                                                                                                                   ni 

tüm herkes sorsan aynı mezhepten.                                                                                  buluntu imge                                                                  

ama hepimiz mistik zırvalı karambolleriz                                                                           lem yelid                                                                     

hepsi bu.                                                                                                                                  diaspora 

düşünücem diye belim çıkıyor. çalkantılanıyorum. 

kapıdaki ding-dong gibi belli belirsiz bir hatırlanım. çok paradoks meselelere parazit çetesi kurmak. yorucu, mustarip ve güzel gençlik.. erişim doldurmuyor panayırları, gök’bin bulut! aşkımm, nerde o domato sarısı, orkinos ihtiyacı 

                                         ya hacı 

siliniyor                           kim bu 

yıldıznâmem..      bunak bakıcı? 

azgın ve sulak genlik lansmanlarından kendi dramatik tiyatroma geliyorum. soyunuyorum, bu gayrı uzun bir süreç. ölüm mümkün, şiir ırak. palavra ve bunu yapıyorum ve bunu yapıyorsam buradayım. 

 bu etki güzel 

                                                                                                                                                            lezizinde level 

şimdi siktim seni 

avluya yakın 

şırıl şırıl 

şimdi                         

                             korkarım kusacağım. kısmetse olacağım. 

   fuck the atmosfer 

                                                                                                         fuck the oligarşi  

hiçbir yokuşun harcı önemli değil, kendime çekiliyorum 

cephaneliğe doğru,  arkamı ölümden kollayarak 

hesabım kesiliyor, bir bir veriyorum.