op.36: safra kuyusu – i/ checkpoint

yiğit ergün, mart 2021

hadi bakalım harikalar, soyunun diyarınızı. açılsın perdeler ufak ufak ve yerini alsın oyuncu. nerede ruhumu dijital amforalara işlettirecek keskin cazibe? o geri sayımların veteranı, oyunun sürpriz kurucusu. şehveti taşmaklı, sesi alacaklı.. o geceyi kaldırımlardan yalayan kanatlı süpürge. tenim uyumsuz gezegene ve sağalmayı bekleyen çok atık var düşümde. 

yüzüm epeydir gülsüz, toplum çoktandır diken. daldığım bahçe uğursuz, gangbang istiyor sistem. balık bozuk çıkıyor ve bozguna uğruyor listem. ağzımda bereketli hayaller sulanıyor, içimde derin bir kuşku çoğalıyor. kapım gıcırdayarak açılmaktan bıkkın. canım sınırlardan sıkkın. yok mu dahil olalım, bir kalkışma bir akın.. hiç uyumlu değil tarık akan ve filiz akın. 

 (iç ses kapa ve metni kaynat. tüm kanseriyle şiiri…) 

ve evvela yontulmalıydı mitler, yazık oldu paganlar. seyreliyor gök ve sıklaşıyor kabuklar. hepimiz aynı attan yatmış gibi sövüyoruz dünyaya. ve sanki tüm bu bireyler aynı sevdalardayız. ne çabuk sindiriyoruz yalanı.. herkes sikmeyi seviyor yalanı. 

hadi ama harikalar, daha dopinglemediniz mi tavşanınızı? çarklardan sehpa, oraklardan fantezi çıkarmadınız mı daha? bilmem hangi uydu ve bilmem hangi yörünge götürür uzaya bizi.. bende sürdüğün izler, izciliğine referans olur lovlisi. frankofon yalnızlıklar yüklenir sana, zor gelir şu tepeyi aşması. döpiyesin çelikten, çorabın ateşten olsun. yak tutuştur anızları. çıkart koltuk altındaki gramofonu. senden eselim biraz… sonra tekrar gelsin o madrabaz oyuncu. ayanlarda birlik olsun, aynalarda deprem. açıklarımızla güçlensin iktidar. devletten eselim biraz.. 

perde kapanmasın artık, oyuncular ölene kadar sürsün piyes. dağılsın algoritma, sıklaşsın hüzün. homojenleşsin tüm sıkıntılar, merhemsiz kalsın acılar. erkene alalım kıyameti. dini bütün ama üçkağıtçı din adamları, vatansever ama rantçı devlet adamları, dışarıda memur evde cellat aile adamları,,, doluşsunlar sahneye canhıraş. itişip kakışıp toplum olsunlar. kanı melez, günlüğü feodal bir toplum. konuyu her defasında ekseriyetle milletin refahta olduğuna getiren yobaz başkanlar çıkarsınlar. sonra bıdı bıdı birkaç slogan tutturmuş sulu muhalifler. sokrates’i okumasın bunlar ama çok sevsinler. ve girdikleri tüm tartışmaları fren kullanmadan bitirsinler.  

o piç hâlâ kulisten gelmedi mi? özü kemiren o sızı sahneden süzülmedi mi? nerede ruhumu kaldırımdan kaldırıma yatıran o aşüfte? lafı kutadgu bilig’İn annesine getirecek kadar piç olan cambaz nerede? her taraf kabuk, paramparça kabuk.. kabuklar, iskeletor oluyor teyellenip birbirine. ayanlarda tam gaz işgal, aynalarda durmaksızın artçılar var.. ışıklar gitti, jeneratör de yok. lanet bir dönem oyununa sıkıştık, her şey şimdi karanlık. oyuncular tedirgin, seyirciler ürkek. ve ben, en az ajdar kadar arsız ve en az baudelaire kadar mutsuzum. pek tabii sikişken ve bir o kadar uyumsuzum. üşenmesem hemen öleceğim, namussuzum.  

algı ve tutuş. red ve bağlam. minimal ve karışık. senin yolun hangisi? ya benim? peki biz.. hangi biz, kaçıncı biz… biz, biz miyiz? 

bilim insanları ve serdar ortaç aynı çağda. hilmi yavuz ve ibrahim tatlıses de. hatta elon musk ve şeyma subaşı da öyle. ne garip denklikler bunlar.. sahi, dünya ne acayip kerhane? 

sen, ben, biz, ben, sen, çok ben, o ,o, o.. onlar ve onlara yaftalanan tanımlar. çoğunluklar ve ötekiler. iktidar ve ezilenler. delip gelmiş, deşip gider.  

ve acımasızdır zaman türbülansında. perinçek’e inanmış ve o yolda olan gibi o bukalemun  çocuğu olabilir, bugün değer. peki değer mi bütün bunlara? bilmem, benim kocam asker. 

gösteriş canavarları köşeleri tutmuş. iç açılar, dış açıları karşılamıyor. elimize geçmeyecek güçlerin hayalperestiyiz. masal perileri bile suça bulaşmış. heidi orospu olmuş, peter pan torba tutuyor. gittiğimiz yol, yaktığımız efora uzak. diktiğimiz ağaç, ormanı kurutuyor. insanlar aniden, enerji çarçabuk değişiyor. kalktığımız sabah hımbıl, yattığımız gece manik. kanımdaki faydalı bileşenler kurtlanıyor. kurtlanıyor. kurtlanıyor. kurtçuklar örgütlenip merkezi sistemime saldırıyor. yeniliyorum bünyemin hassaslığına, içim eyaletlerine ayrılıyor. kalp ve akciğer, koalisyon ediyor. midem ana muhalefeti tutuyor, omurgam gerillaya çıkıyor. işkembem göt oğlanı muamelesi görüyor, ruhumsa râbjob! 

yol akıyor. yol bakıyor. yol duruyor. yol bir şeyler saklıyor. yol apaçık uzanıyor. yol tedirgin oluyor. yol her şeye sulanıyor. yol hiç bir şey bilmiyor. yol çok konuşuyor. yol avaz avaz. yol çok sessiz. yol yolda yollanıyor. vakti geliyor, kesişiyoruz.. 

çıkınıma çıkının karışıyor. soğukkanlı bir salgın kuluçkamda saklanıyor. gözlerin utanınca kısılıyor, gözlerim ataklarında usta. bu kabuk bu yarayı tutmuyor. bu serotonin bu yazı için az. orada iki köfte söylemiştik, bir buçuk piyaz.  iyi ki sırf bunlar için sevmemişim seni.  

Yorum bırakın