op.38: sadece şiir

yusuf araf, ocak 2021


*Bu yazı, Kasım – Aralık 2019 yılında Vurgu Edebiyat dergisinin 3. sayısında yayımlanmıştır.  


Popüler kültür dergileri, son on yılı aşkındır edebiyat mecralarında hep tartışma konusu yaratmıştır. Sermayesini ortaya koyarak üzerinden büyük paralar kazanan bu kişiler, gerçek manada edebiyatımızda sömürü alanları yaratarak itibar kaybına yol açmışlardır. “Kafa” dergisi, bu itibar kaybının başını çeken dergilerden biri olmuştur. Yayın hayatına başladığı günden bu yana gündeme yaptığı işler ile değil de tartışma konuları ile gelmiştir. Yayın grubu, 2016’da “Diri Ozanlar Derneği” adında şiarı “Sadece Şiir” olan bir dergiyi yayın hayatına sokmuştur. Derginin asıl amacını; editörü, bir röportajında “Görsel ve yazılı basının zapturapt altında olduğu bir çağda herkes farklı yollarla ifade kanalları arıyor. Yayıncı için de okuyucu ve yazarlar için de geçerli bu. Fakat tüm bu dergilerin içinde Türkiye’nin her noktasına ulaşabilecek, 10.000 baskı yapacak bir şiir dergisi yoktu. Geçmişten bugüne takip ettiğim edebiyat dergileri ise çeşitli sebeplerden dolayı daha kapalı devre yürüyordu. Biz ise bu dergiyle bugünün şiirinde bir toplu fotoğraf çekmeyi arzuluyoruz,” diye belirtmiştir. Aslına bakıldığında amaç; önceleri, okuyucu kitlesini artırmak olarak görülmüştür. Bunu “Kafa” dergisi nezdinde diğer dergiler için de söyleyebiliriz. Popüler dergilerin yaratmış olduğu bazı pozitif etkiler vardır. Örneğin; okuma oranında bir artış sağlamıştır. Bunlar, yaptıkları tirajlar ile ortaya konulabilir ama… İşin bir de aması var. Ama dediğimiz yerden sonrası ise; artan okur kitlesinin okuduğu metinlerin darlığı, belirlenmiş ve kadrolaşan bir yazım ekibi ve yayımlanan metinlerin sürekli aynı dönüşümde bulunuyor olması… Bir noktadan sonra yine kadrolaşmış ve editörünün açıklamasında o zamanlar da sinyalini verdiği “Dergiyi yöneten kişi olarak ben, bir poetik anlayışa sahip olabilirim ama iş bu dergiye geldiği zaman bunu bir kenara bırakıyorum. Çünkü bu öyle bir şey değil. Sıkı sıkıya savunduğu bir poetika yok, belirli çevre şairleriyle yol almak değil niyeti.” gibi bir söylem, gerçekten de poetikası olmayan ama kadrolaşmış bir yazar çevresini baz aldığı göstermiştir. Bütün bu “Diri Ozanlar Derneği” dergisinin ve sermaye sahiplerinin hedeflediği ve içerisinde bulunduğu kuyuyu Cemal Süreya, 1973’te Milliyet Sanat dergisine verdiği röportajda şu sözleriyle açıklamıştır: “Kapitalist gelişimle şiirin gelişim süreci arasında bir ters orantı olduğu kanısındayım. Kapitalist toplumlarda, şairin önü tıkanmıştır; öyle ki en kapitalist toplumda en çok tıkanmıştır. Kapitalist üretim, sanat verimlerinin de kendi ardılı olarak gelişmesini ister. Şiir, eğlence niteliğini hiç taşımayan bir sanat. Resim, mobilya olarak da kullanılabiliyor; roman, vakit öldürmek için de okunabiliyor. Şiir ise; kendi akışı dışında, kapitalist ölçülere göre yararlanılacak yanı olmayan bir sanat türü. Asi bir sanat. Bu yüzden para-mal-para düzenine pek ayak uyduramıyor, başka özel bir planda görünemiyor. Kapitalist sistem de kendine elverişli gelmeyen bu uğraş alanını kovuyor gerilere itiyor.” 

ŞAİRİNİ VE EDİTÖRÜNÜ ORTADA BIRAKAN DERGİ 


Diri Ozanlar Derneği dergisi, yayın hayatına başlamış ve bir yıla yaklaşıncaya dek iki ayda bir çıkan “sadece şiir” sözünün arkasında durmuştur. Derginin Şubat – Mart 4. sayısında yer alan Anıl Cihan adlı şair arkadaşımızın şiiri, gündeme düşmüştü. Pek çok kesimi rahatsız eden, sosyal medyadaki belli mecralarda ve bazı haber kanallarında hedef olarak gösterilen şair, ölüm tehditleri ile karşı karşıya kalmıştır. Şiir hakkında yapılan söylemler, şairin özel hayatına ve hayatının sonlandırılmasına kadar varan tehdit, hakaret ve küfürlere yol açmıştır. Bu tür parmak sallamalardan derginin yetkilileri de nasibi almıştı. Çünkü onlar da şiirin sahibi kadar tehdit aldıklarını iddia etmişlerdi (belki de öyleydi). “Kafa” dergisinin cebinden çıkanlar ile yayın hayatını sürdüren bu dergiye dair yaşanan bu olay, doğal olarak Kafa dergisine kadar uzanmıştır. O zaman yapılması gereken şey belliydi: Derginin 4. sayısını toplatıp derginin yayın hayatına son verilmesi… Burada aslında bir sorun yoktu. Dergi kapanacaktı. Yapılan açıklama, her şeyi değiştirdi. Açıklama şöyleydi:“Dergimizin bu sayısında editoryal ekip tarafından dergi yönetiminin tamamen bilgisi dışında yayımlanmasına karar verilmiş ancak okuyucularına gelen geri bildirimler üzerine yine dergi yönetimimizin halkımızın hassasiyetlerini rahatsız edeceği konusunda mutabık kaldığı bir içerikten dolayı, Diri Ozanlar Derneği dergisinin bu sayısının toplatılmasına ve yayın hayatının sonlandırılmasına karar verilmiştir. Ortaya çıkan bu durumdan dolayı bir kez daha okuyucularımızdan özür diler, saygılarımızı sunarız.” İşin rengi değişmişti. “Hiçbir şeyden haberimiz yoktu. Ne şairin şiirini gördük ne de editör bize bilgi verdi,” türünden bir açıklama yaparak dergi yönetimi, şairi ve editörü ortada bırakmıştır. Bu açıklama sonrasında oklar, editöre ve Anıl Cihan’a çevrilmiştir. Şairin yazmış olduğu şiir yüzünden ve ortada bırakılması da tuz biber olunca ölüm tehditleri artmış, ailevi değerlere hakaretler ve tacizler çoğalmıştır. Diri Ozanlar Derneği ve Kafa dergisi de edebiyat tarihinde unutulmayacak bir leke olarak kalmıştır. 

#ANILCİHANYALNIZDEĞİLDİR 

2017 Mart’ında patlak veren bu olay sonrasında, Diri Ozanlar Derneği’nde şiiri yayımladığı için sosyal medyada lince maruz kalan şaire dair yöneltilen tehditler, bazı şairleri harekete geçirmiştir: 

Şiir şiirdir. Şair Şairdir. Dergi dergi değil ise bu ikisini savunmak herkese düşen görevdir. Linç kültürüne ortak olma!
#Anılcihan #Kaankoc 

Yapılan açıklamanın gülünçlüğünden, bayağılığından da öte sanat; tam da rahatsız etmek, yıkmak, yapıp tekrar yıkmak için değil mi? Anıl; takip ettiğim, sevdiğim bir arkadaşım ama gördüğüm bazı fanatikleşmeye meyilli beyanlardan sonra şunun altını çizmek önemli; “Anıl Cihan onurumuzdur,” değil “haksızlıkla mücadele onurumuzdur.” Olayı bireye indirgemek yanılgıdan ibarettir, bunlar sloganvari söylemlerin ötesine geçemez. 

Dergiyi alalı oldu bayağı, Anıl Cihan’ın şiirini de okumuştum. Ben bu şiirde dine bir hakaret olduğunu düşünmüyorum hatta şiiri sevdim. Doğru söylüyor: “koşmayın artık hiçbir kitapta bulamazlar bizi.”  

“Dergi yönetiminin bilgisi dışında?” Bu açıklama kabul edilemez.
Anıl Cihan’ın yanındayım.  


Diri Ozanlar Derneği’nin kapatılmasına neden herkes sessiz? Yaptıkları açıklamadan dolayı olabilir mi? 

Üzerinden iki yıl geçmesine rağmen popüler kültür dergilerinin bahsi açıldığında bu konu da açılmış ve tepkiler her zaman tazeliğini korumuştur. Ayrıca o zamanlar dergi editörü olan ve dergi tarafından sahip çıkılmadığı açıkça görülen Kaan Koç, sonrasında Kafa dergisinde ara ara yazmaya devam etmiştir. Kaan Koç, bunca olaydan sonra hâlâ Kafa dergisinde yazarak bu camiada ona destekte bulunanlara ve bahsini ettiğimiz şair arkadaşımıza yanlışı zaten devam ettirmiştir. Önümüzde böyle bir örnek duruyorken yukarıda bahsettiğim bu duruma tepki gösteren ve bu durumdan haberdar olan şairler, bugün Diri Ozanlar Derneği dergisinin sloganını yeni bir dergi ismi olarak kullanan “Sadece Şiir” dergisinde şiirlerini yayımlatmışlardır. Bu dergide yer alanlardan, olaylara karşı bugüne kadar sessizliğini koruyan, popüler kültür dergileri hakkında sağda solda eleştiri dile getirmeyen, bu dergilerin kendine ve şiirine bir şeyler kazandırdığını düşünen arkadaşlara söz söyleme ve dışlama hakkını kendimizde bulamayız. Bu, onların tercihidir ve buna saygı duymak zorundayız. Asıl mesele; bu kadar desteği peş peşe sıralayan, popüler kültür dergilerini yerden yere vuran ve onların şiiri ve edebiyatı kirlettiğini düşünen kişilerin, aynı sermayenin ürünü olan bu dergide şiirlerini yayımlatmalarıdır. Dergideki birçok isim, zamanında bahsini ettiğimiz Diri Ozanlar Derneği dergisinde de yer alan isimlerdi. Asıl üzüldüğüm konu ise, birçok genç kalemin bunca kaosu yaşayıp zamanında lince uğrayanlara destek verip ardından aynı yayın grubunun çatısı altında çıkan bu dergide görünmeleridir. Bile bile çamurlu bir ormana paldır küldür dalmak, ne kadar sağlıklıdır, bilinmez. Zaman gösterir.  


SADECE ŞİİR 

Slogan, dergi ismi oldu. Bugün bu dergide yer alanlara, dün şairini ve editörünü ortada bırakan sermayenin desteğiyle teklifler götürüldü. Teklifte yine “Kafa” dergisinin cebinden çıkanlar ile kurulacak bir oluşumun olduğu belirtilmiştir. Diyelim ki bazı kişilere belirtilmedi. Olabilir, mecbur değiller. Diyelim ki sağ ele verilenden sol elin haberi olmadı. Olabilir. Bu noktada şunu gözlemliyorum: Bir taraf, mağduriyetini sosyal paylaşım sitelerinden belirterek destek bekliyor. Yapılan paylaşımlarda kapakta bazı isimlerin olmamasına karşın içerikte bulunan kişilere hakaretler, küfürler edildiği iddiası var. Sürekli “Bu dergilerde yazan gençler bu tür oluşumlara yeniden eser verecek mi? Tutumları nedir?” türünden sorular yöneltiliyor. Bu soruları yöneltenden bazıları, aynı dergiye eser yollayan isimler. Bunlar, nüfuz bakımından gençlerden daha geniş ve daha kapsamlı çevrelere sahipler. Bu oluşuma dahil olurken kendilerine bu soruları sormuşlar mıdır acaba, bilinmez. Üstelik iki sene önce yaşanan bir kaostan haberdarken -ki o zamanlar Diri Ozanlar Derneği’nde yazanlar da var- yeniden böyle bir oluşuma nasıl dahil olabildiler? Önce bu soruların cevaplarını alalım. Eğer bir eleştiri yapacaksak kaçamak dövüşmeyelim. 

Umay Umay, “Kafa” dergisinde yazan ve dolayısıyla “Kafa Grubu”yla bağlantısı olan bir kişi. Daha öncesinde “Diri Ozanlar Derneği” adlı dergi fikrini de ortaya attığı biliniyor. Sizler -isim kullanmamaya gayret gösteriyorum çünkü seslendiğim kişiler kendilerine pay çıkaracaktır.- daha önce bu oluşumda yazan kişiler olarak, size gelen tekliflere “Bu dergi, hangi çatının altında çıkacak?” sorusunu yöneltme özgürlüğüne sahiptiniz. Bunu yapabilirdiniz. Haydi diyelim ki genç şairlerimizden bunu sorma düşüncesi ortaya çıkmadı ve “Şiirlerinin dağıtımı kuvvetli olan bir yayında dolanması fikri, fırsatı onları cezbetti.” Sizler, yani genç şairlere “Tutumunuz nedir?” diye soran arkadaşlar, neden bu teklifi kabul etmeden önce sorgulama girişiminde bulunmadınız? 

Dergi çıktı. Derginin ilk sayısında bu etik mesele göz ardı edildi ve eleştirilen tek nokta, -ki o nokta da azımsanacak bir nokta değil, değinelim.- Sadece Şiir dergisinin kapağında “kendilerince en popüler” isimlere yer verilmesi oldu. Lakin içerikte kapakta ismi olmayan pek çok şairin şiiri vardı. Gelin bu konuyu üç madde ile ele alalım:

1- Sizden bir eser isteniyor. Eserinizi veriyorsunuz. Heyecanlısınız. Yeni bir derginin içine -bu kadar eleştiriye rağmen- dahil oluyorsunuz. Dergi kurulu, isminizi derginin kapağında anmayarak sizi geri plana atıyor. Bunun savunulacak bir yanı yoktur. Bu konuda haklı bir tepkide bulunan şairlere bir nevi karşılık niteliğinde “Şairin tek derdi, kapakta isminin olmaması mı?” gibisinden cevaplar verilmiş olsa da bu cevaplar, kesinlikle kabul edilebilecek gibi değildir. Şaire kapakta, ismine göre ayrıcalık tanınmamalıdır. Akranlarımız, bu duruma -birkaç kişi dışında- sessiz kalmayı tercih ettiler. “İsmim değil, içerisindeki şiirimin baz alınmasını istiyorum!” diye bir duruş da sergilemediler. Aynı muamele, kendilerine; dağıtımı kuvvetli olmayan, nüfuzlu kişilerin finansıyla çıkmayan, arkadaşlarının ve yakın ilişkilerinin olmadığı bir kişinin teklifine icabet ettiklerinde yapılsaydı -bu duruma- sessiz kalacaklar mıydı?  

Bu konuya dair eleştiri getiren arkadaşların eleştirilerini okuduğumda gördüm ki; daha öncesinde bu tip durumlara seslerini çıkarmamışlar. Kendi isimlerinin yer aldığı ya da yer almadığı dergilerde isim hiyerarşisine, genç şairin isminin kapağa yazılmamasına tepki gösterdikleri görülmüş ama şiirinin dergi içeriğinde olmasına karşın ses etmemişlerdir.  

Ayrıca bugün şairlere “Kapakta isminizin olması, sizin saygınlığınızı artırmaz.” söyleminde bulunan şairlerin, böyle bir derde düşmeyecek kadar bu mecrada isimlerinin bilinmesinin rahatlığı ve istedikleri dergide yer almaları göz önünde bulundurulmamıştır. 

2- Dergi, yayın hayatına başlamadan önce sizlere gerekli açıklamalar yapılıyor. Dergiyi hayata geçiren kişi, derginin “Kafa Grup”tan çıkacağını belirtiyor. Dergi çıkıyor ve önce kapaktaki hadise patlak veriyor. İnsanların sizlere “…. bey/hanım, daha önce de bu oluşumda yer aldınız ya da bu oluşumda yaşanan skandalı hatırlıyorsunuz. Hatta kiminiz o skandal hakkında tepki gösterdiniz. Peki burada neden yer aldınız?” diye sormasına fırsat vermeden “Kapakta o kadar gencin ismi yer almıyor. Bu nasıl adaletsiz bir tavır. Özür bekliyoruz!” diye okurlar veya yazarlar tarafından tepki gösterilmesini beklediniz. Peki ya sizler önce tepki gösterdiğiniz ama sonrasında bizzat içinde yer aldığınız bu oluşumdan ve bu çelişkili eylemlerinizden rahatsızlık duymuyor musunuz? 

3-Bu olayların yaşanmaması için derginin editörüne büyük bir iş düşmektedir. Eğer bir dergi çıkarıyorsanız derginin sürecinden de sorumlunuzdur. Gençleri(!) ön plana çıkarmayı ve okuyucuya ulaştırmayı hedefleyen bir dergiyseniz, bu iddianızı destekler nitelikte eylemler yapmalısınız. Bu iddia ile yola çıkıp şiirler topluyorsanız ve bu iddianıza güvenip şiirlerini size emanet eden gençlere el uzatıyorsanız, o kapakta yer alan isimlerin yanına kapakta yok saydığınız isimlere de yer vermek etiğini de  göstermeliydiniz. 

İnsan, kendine kir bulaştırmakta heveslidir. Yapılan yanlışlara karşın “Lince uğrayanın yanındayım,” söyleminde bulunanlar, daha çok geçmeden lince uğrayanın düştüğü durumu ve bu duruma neden olan oluşumun tavrını unutmuşlardır. Her şair, kendi şiirini öteye taşımak için heyecanlıdır. Gelen teklifin kimden geldiğini ve icabet ettiği davetin nerede olup nelere sebep olacağını bilmeden kabul edilmesi, zarardır. Öncelikle size mektubu getiren güvercinin, gönderenden ne aldığına bakılmalı. Sonrasında o güvercinin sizin mektubunuzu gideceği yere sağlam teslim edip etmeyeceğine. Sadece yüksekten uçuyor diye -günümüzde dahi- güvercine mektup vermek, sizleri asla yüksekte tutmaz. Bir sapan gelir, isabet eder, güvercin de mektubunuz da aşağılara düşer. Kırılan, siz olursunuz. Bunları düşünmeli insan, bunların hesabını yapmalı. Saygı ve sevgi beslediğiniz, prestij ve popülarite sahibi kişilere evet demekten başka seçenekleriniz olmalı. Kimdi şu sözü söyleyen, siz bilirsiniz.

“İnsanların nelere evet dedikleri değil, nelere hayır diyebildikleri kaderlerini belirler.”  

Yorum bırakın