yiğit ergün, mart 2021
ama neden çıkarmadın iskarpinlerini.. neden, neden unutmaya yattın hemen?
öyle apaçık kapladın zamanı ve kalbine basa basa kirlettin yadigar esaretini.
çak o zaman bebeğim, ölen hayallerimiz için bir beşlik.
çık güzelim tüm ortalara, şenlensin sinema…
bu kez duldasından gireceğim yazıma. kışımı kış kış edeceğim. olabildiğine olgun, mümkün mertebe maraz cümleler izleyecek seyrüseferinizi. öhöm.. s.a & a.s. kodumun parlamentoları artık neden yağmalanmaz dünyada? ve neden, altından sarayları olur cahil çetelerin? çok soruyorum böyle şeyler ve ne çok uzanmışım sorgu sehpalarına.. elektriklerine alışmışım, coplarını içselleştirmişim. kabuslarıma kötücül seccadeler iliklemişim. kodumun çağında romance takılmak, lağım fareleriyle mutfak güvelerinin ittifağını kurduğu karın ağrısı. yamulduğum ülkesinde, gece düşleri kurmak bir hayâl…
bilirim bir ışık var ve melekler bizi kemirmeye bekler. toplanmış içimden gitmekler, buruşturup atmışım havluyu. ne silahım mert, ne doğrultabiliyorum namluyu. efsane kıçlar görüyorum, kot pantolonlarla biçim almış. dolgun dudaklar ve taşkın memeler. iki merkez arası yolculuklar; bu uzuvlara genel bir bakış, hararetli sigara molaları ve yer yer şiire düşmekle geçiyor zaman. yüküm haddinden fazlasına hallenmeyi, çüküm adab-ı muaşereti iyi biliyor.
seksi seksist deneyimliyoruz. doğası itibariyle cinsiyetçileşiyor seks. al beni sar, sok bana sik, duvarlara evir çevir, ellerin çok soğuk; ısıt öyle getir. biz biliyoruz bunları ve dolaylarını ve başkaları da biliyorlar. deneyimliyorlar. ama dindarlar ve bazı din öğretmenleri, sanki their mother’s hörekeden çıkmamış gibi uhreviler.. sanki tanrılar doğurmuş müptezelleri. meryem kadar temiz, isa gibi kudretliler sanki.. peygamberler üflemiş kulaklarına isimlerini. kul hakkı yiyip durmuşlar ömür boyu… iktidarlara çanak tutmuşlar, muhalifleri muhbirlemişler. pedofili vakıflar durmaksızın, banka hesaplarını güncellemiş.
ama metin burada protest olmaya doyuyor. sarkazmı kolluyor, sıkışmışlığa yeltenmiyor. koz, elimi kan revan parçalıyor. jazz arabeski bastırıyor. daldırıldığımız kuyu, nobran çamurlarla kaplı. büyük bir bataklığı bölüşüyoruz. herkes kendine dönük ve hiçbir paylaşım eşit değil. empatiye ve eşitliğe gerek duymuyoruz. gerilsek cephe oluyor rüzgârlar. gece, en afili sığınak ve coğrafya, en sükseli korku. kirimiz ağır suçlar içeriyor, susuyoruz.. dilimiz, olmadığı yerlerinden tutuluyor.
korunaklı olmak istiyoruz ama daldaşak davranmak da. koza, bu sefer ceninini çin müziği eşliğinde doğuruyor. oldum olası birilerini sikiyor amerika. şili gündemini hiç bilmiyoruz ve iyi dans ediyor brezilya. aşkın doruklarına tırmanırken yüksek kavgalar ediyoruz onunla. rahat bırakmamı istiyor ama tanrı olmak da. kibrit kutuları şatomuzu dört maziden kuşattığında, ben içime çekiliyorum, o sertleşiyor. kosmos, bize bundan felli hali vakti yerinde kavgalar nasip etsin beklentisiyle sevişerek barışıyoruz.
merdiven alçak geliyor. meridyen yerini beğenmiyor. ay dünyaya uyduğuna pişman. gök, tepemizde durmaktan huysuz. yüksek yüksek tepelere kurulan evler de kentsel dönüşüme uğramış. son yıllarda tüm kınalar neredeyse göte yakılmış. kuru kahveci halil, tarladan göçmüş. torbaların kalitesi adaletten sapmış. neslimizin üstünden selülitli seküler teyzelerin ve badem bıyıklı hıyarların zelzelesi geçmiş. osman baydemir’in kurumsal toplamlı bir halde basın toplantısında gazetecilere verdiği demeçte ağzından dökülen ‘hasskitirin diyorum,’ kadar yalnız ve çaresiziz. ve o içli ‘hassiktirin diyorum’, bu metnin bir yerlerinde konaklıyor. nüktedanım. aleyküm selam.
portfolyomun daha olmadan vidanjörlenmesini izliyorum. ağıtlara piercing takmıyorum daha acılara hendek atlatmıyorum. oluşun ve entelektüalitenin derin ve kibirli kıskacında ruhumdan kan izleri bırakıyorum. ürperti yaratan bir suyun kalbine dalmak istiyorum, o tedirgin okyanusun..
edebiyat akademisi, seçkinleri ve onların şakşakçıları boş durmuyor bu aralar. zoom ve google meet üzerinden çağa uyuyorlar. bazılarına, kariyer ve imaj sağlayan hocalarını pohpohlamak tatlı geliyor. sonra çeşitli belediyelerin ismekleri soytarılık kursları açıyor. çapsız atölyeciler örgütleniyor bugünlerde zoom’dan. anlatıyorum bunları da; bu göz fazla kabare kodlamış, haddinden çok megaloman istiflemiş, ondan. görmüyorlar, geldiğimiz yerler hocalarını kerhane emanetçisi yapar. en kıdemli lavuk olur, esanslı kolonyalar tutar. ya da bucak bir genelev çıkışında kerhane tatlısı satar. aldanmışlar, alışmışlar, akıştalar, arsızlar. oysa boğulsa kürsü, çatlasa vitrinler; onlar da maviyi en sıcak renk eyler. ya da giyiverirler iskoç eteğini ansızın. william wallace bile gelse kurtaramaz en yavuzunu, allahsızım.
doğaya karışmamızı engelleyen yapılar var. ha babam ilikliyoruz pencereleri. inancı örseleyen sorular var. muhakkak bir nasıl ve olmazsa olmaz bir niçin.. kalabalık masa, italyan oturuş, dağıtılan roller. güneşe kurşun sıkasımız geliyor. sanki adanalıyız. bıçağı böğrümüze saplıyorlar ama götümüzden acıyoruz.
herkese babalık yapmaya kalkışan devlet, herkesi piç bırakıyor. ana dolu coğrafyada anneler ölüyor patır patır. ebubekir veya yezid, fıtratı aynı geliyor. meryem ya da fatıma, duymak istemiyorum bu kevaşelerin enformasyonunu artık. anlam mutasyona uğruyor. bağlam bağlarından kopuk. dar sokaklara sıkışıyor heves. köprüaltına yatıyor emek. sanat konsomatrisliğe çıkıyor acun stüdyolarında.. teknoloji kaçıncı keyif sigarasını tüttürüyor kim bilir üstümüzde? çağa sayıp sövmek de tek içimlik tuvalet sigarası kadar küçük ve bağımlı bir rahatlama yaratıyor bünyede. delik kapla doğanlardanız. çoklu pr’ların şemsiyesinde birbirimizi ittiriyoruz.
hiçbir uçak, etikten kaçmıyor artık. hiçbir karaborsa, demiryol filmindeki gibi patlamıyor halk yararına. eski jönler de öldü, femme fatale vamplar bulmak zor. tatavla ve pera kapalı hüzün. karidesleri hormonlu, stüdyoları pahalıdan veriyorlar.
konjonktüristler: yağı dengeli kaju.
fütüristler: yağı alınmış şeker leblebisi.
