op.66: auteur sinemanın ilk izleri ve başlangıcı

ülkü sönmez, şubat 2020


Sinema sanatı, toplumla birlikte iç içe geçmiş kültürel temsilleri yansıtır. Öyle ki; topluma, kimlik rollerine, gündelik yaşama ait önemli izler taşır. (Ryan & Kellner, 2016) Aynı zamanda kültürel temsile sahip olduğu için toplumun şekillenmesinde de rol oynar. Toplumu şekillendirme amacıyla kullanılan sinema, özellikle 1917 Ekim Devrimi ile Rusya’da çok büyük bir öneme sahip olmuştur. Lenin’in sinemayı propaganda aracı olarak kullanması da toplumsal şekillendirmenin etkisini göstermektedir.

Devrim ile birlikte sosyolojik temelli filmlere önem verildi. Toplumsal gerçekçilik olarak adlandırılan politika, Sovyet hükümetinin sanat alanındaki politikası oldu. Sovyet sineması, Avrupa ve Amerika’ya orana sanatsal kaygıların daha çok olduğu bir sinemadır. Avrupa ve Amerika sinemasının temeli, ticarete dayalı ve seyirci odaklıdır. Sovyet hükümetinin sinemaya olan katkısı, sinemacıları ticari kaygılardan uzak üretimlerin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Bu sayede hem teknik hem de film dili olarak farklı çalışmaları deneyimleyebilmişlerdir. (Çoşkun, 2009) Sergei Eisentein, Vsevolod Pudovkin ve Dziga Vertov gibi isimler sinemanın temelinin kurgu olduğu görüşüne inanarak, sinema dilini zirveye taşıdılar. Sovyet sinemasının kurucusu sayılan Kuleshov da yaptığı kurgu denemelerinde bir çekimin ardından geleni nasıl etkilediğini gösterdi. (Teksoy, 2005) Bu isimler, sinemanın temelinin  kurgu olduğuna inanarak Rus biçimciliğinin sinemadaki öncüleri olmuşlardır. 1915-1930 senelerinde kendini gösteren  Rus biçimciliğinin edebiyattaki öncüleri; Victor Shklovsky, Yuri Tynianov, Boris Eichenbaum, Roman Jakobson, Grigory Vinokur olmuştur. İlk önce edebiyatta var olan bir akım olarak kendini göstermiştir. Rus biçimciler, ürettikleri tüm işlerde sanatı, duygu anlatımı olarak görmüş ve sanatçıyı merkeze koyan bir bakışa sahip olmuşlardır. Bu akım aynı zamanda Brecht’in ortaya çıkardığı yabancılaştırma kavramını hatırlatmaktadır.

Brecht’in Rus biçimciler ve Markszim’den etkilenerek ortaya çıkarttığı Epik Tiyatrosu; seyirciyi eğlendirmek amacı taşıyan dramatik tiyatrodan farklı olarak, seyircide bilinç hali yaratmaktadır. (Jameson, 1998) Epik tiyatroda yabancılaştırma kavramı da Aristotelesçi olmayan, yani özdeşleşme temeline dayanmayan sahne yapıtlarında seyircilerin oyun kişileriyle salt bir yaşantı birliği içerisinde kalmasını önlemeyi amaçlayan sergileme yönteminin adıdır. (Çelik, 2010) Bu bağlamda Rus biçimcilerinin sanatçıyı merkeze koyan bakışı ve sonrasında Brecht’in de buradan yola çıkarak geliştirdiği yabancılaşma kavramı ve Epik tiyatro, Auteur sinemanın temelini oluşturmaktadır.

Nilgün Abisel’e göre ana akım filmler ve türleri, ticari üretimlerdir. 1950’li senelerde Fransa’da ortaya çıkan auteur sinema kavramı, yönetmenlerin estetik kaygılarıyla filmler çektirmiş ve böylece yüksek sanat kıstaslarına bağlı olarak üretimler ortaya çıkmaya başlamıştır. (Abisel, 1995) Auteur sinemada yönetmen, merkezdedir ve üretimin tümüne hâkimdir. Bağımsız ve sanatsal kaygılarla film üretimleri yapan yönetmenler, senaryodan kurguya kadar tüm yaratım süreçlerinin içinde bulunmakta ya da bizzat kendileri yapmaktadırlar.Popüler sinema üretimleri dışında olan bu auteur sinema üretimleri ise toplumu şekillendirmeden ziyade, toplumun yapısını ve bahsi geçen kimlik rollerini temsil etmede oldukça başarılıdır. Alain Resnais, Jean-Luc Godard, Michelangelo Antonioni gibi yönetmenler, auteur sinemada başı çekmiştir. Nowell Smith’e göre de bu yönetmenler, sinemadan farklı bir seyirci isteyerek ana akıma entelektüel bir başkaldırıda bulunmuşlardır. (Smith, 2008) Bu başkaldırı sonrasında dünyanın çoğu yerinde, sinema üretimlerini etkilemiş bir akım olarak yayılmıştır.

Auteur yönetmenler, kendi anlatı dillerini oluşturmuş ve o ana dek sinemanın kolektif  bir sanat olduğu izlenimini yıkmışlardır. Sinemanın bireysel bir sanat olduğuna inanan pek çok yönetmen vardır. Bunlardan bir tanesi de tüm dünyanın kabul ettiği; Stanley Kubrick’tir.

“Bir romanı bir kişi yazar. Bir senfoniyi bir kişi besteler. Bir filmi de bir kişinin yapması önemlidir.” (Kubrick, 2019)

En yalın anlamıyla auteur sinema, yönetmenin filmi ilk anından son anına kadar doğrudan beslediği ve yönettiği bir üretimdir. Tek bir kişinin üretiminden ve yönetiminden ortaya çıkmış olması, estetik kaygıların ticari kaygıların önünde olduğu bir sinema olması ile ana akım sinemadan ayrılmaktadır. Çünkü ana akım sinemada öncelikli olan ticari kaygı, yönetmenlerin ve senaristlerin ve hatta görüntü yönetmenlerinin sınırlarını belirlemektedir. Sinemanın eğlence aracı olarak kullanılmasına imkân sağlayan ana akım sinemada, auteur yönetmenlerin üretimlerine rastlamak pek mümkün değildir.

Yorum bırakın