op.100: kafes dövüşü

şehriban yaman, ekim 2021


Ve ben cep yorgunuyum dünyanın, içinde anlamsız rüyalar taşıyan. Haşarı çocukluğumun küçüldüğü kapılardayım, Güliver’in peşinden, Gülüveren’e doğru. Uyanıklığın uykuda yarattığı devrim yine de aralamaya yetmiyor sokak kapılarını. Çocuk parklarını çok özlemiştim oysaki… Sarılamayacağım pamuk ipliğinden sesler vardı, çoğul ve annem kokan kadınlar oturan, banklarda.  

Epey oluyor, ayaklarımın yatağın ucunda ayrı bir devlet kuruşu. Yürüyemiyor, koşamıyor pencerenin camından öteye ama tökezlemiyor da. Donuk iki aylak adam gibi, içip içip sızmışlar duvarın açmazına. Unutarak geleceğe uyanmayı. Zaman sizin için hiç kaskatı kesildi mi? Gergef olup dolandı mı boynunuza çerçevesinden taşan anılar? 

Yolun yarısı değilmiş yaş otuz beş, tamamı aslında. Ömrün biçtiği çarşaf örtmüyor gövdemi. Açıkta kalan yanlarım, yalnızlıkla üşüyor. Yalnızlıklardan başka çoğullama bilmiyorum ben. Adım tek kalmışlıkların tanımı, başta durmaların bedeli, devinip duracak dramın ilk perdesi… “Eva”  

Böyle başlamıştı yaratan, elmanın içine kurt olan ilk öyküsüne. Sepetinde dünyanın, çürüyecekti sonra tüm elmalar. Soluğumu kesmek zor, nefes almak daha da zor. Tutacağı değildim ki yaşamın aralamak için perdesini. Boyumdan büyük işlere kalkışımın son hengamesi olacak bu. Son bir savaş daha kaybetmeliyim. Söküp atmalıyım ağırlığını kendimin, sol kaburga dedikleri parçadan.  

Perdem ve kapım hafif aralık, karanlık süzüyor içeri. Sabaha ulaşmam çok zor. Masanın üzerinde duran uyku haplarım gülümsüyor mu, yoksa bana mı öyle geliyor. Yarım dudak tebessümü için sıralıyorum dişlerimin arasına boyuna. Kahkaha atacak birazdan, bu biteviye kadın, hazır mısınız? 
 

Karanlığın her tonu boyanmaya başlıyor usulca gözlerime, ışıkla yıkanmam için. Zihnimin dar koridorlarında yankılanan cılız tekleme seslerinin peşi sıra sürüklenirken, kemikten kafese kapatıyorlar beni. Etten benzer iki bekçi sırıtıyor önümde, anahtarları şıngırdatarak.  

Özgürlüğü avuçlayışımdaki en büyük hataydı koca ellerim. Çok fazla tutsaklık içmiştim kabul, kurtulmak için düştüğüm esaret müstahak.  Belleğimin göbek deliğinde birikmeden acılar biri açmalı sunturlu kapıları ama nasıl? Her düşünüşüm başımı çarpıyor kemik parmaklıklara, dakikadaki hızı 60-100 aralığında. Hızı düşürmeli miyim yoksa azaltmalı mı?  Hangisi daha kısa yolu tahtadan arabaya ulaşmanın?
 

Ne yöne gitsem rüzgar devirecek gölgesinden uzun yüzümü. Devrilmemek için yaslanmıyorum kendime. Aynalar çarşısında bir sokağa düşmüşüm belli ki. Farklı odalara pay etmiş yüzümü, karanlık. Yüzüm, dağılan yüzlerimi arıyor. Ağır geliyor bu yüzsüzlük.  

Karaciğerimde kuluçkaya oturmuş hastalık gibi duruyor bir yüzüm. Halüsinasyonlarımın sebebiydi bu ve çok içmelerimin kızılcık şerbetinin.  

Her utkuyu sindirişimin asidi olmuştu bir diğer yüzüm midemde. Dört duvar arasında çalkalanan mavi sıvının kaynağıydı gözlerim… Öğütemediklerim duruyordu hala. Bundandı hazmedemeyişim ve doğrulamayışımdaki ağırlık. Tırnak geçirilişindeki sızı içimde.  

Diğer taraftan kalın ve ince ip gibi dolanıyordu boynum ayaklarıma. Olduğundan ince ve uzun sıralanıyordum karın boşluğunda.  Elmadaki kurttu yüzüm şimdi bağırsaktaki. Doğuruyor ve çoğaltıyordu kendini yalnızlığım. Arka kapısından da çıkışı yoktu bu dünyanın.  

Başladığım yeri arıyorum, etten duvarlar dergahında. Kendimle dövüşüm başladı yine kafeste. Dakikadaki hızı arttırdım. Kafa tasım çatlamaya başlamıştı.  Tekmeledikçe boyası dökülüyordu kapıdaki yeşil damarların. Az kaldı yıkılacaktı bu sur. Boğazın sularına bırakacaktım kendimi, bendini aşarak.  

Kafese kapatılmış hangi kuşu mutlu gördünüz siz? Saksıdaki çiçeğe sordunuz mu hiç memnun mu yerinden? Düşündünüz mü hiç ya kalbin intiharıysa sürekli atışı, kendini görünmeyen yerlerden? Esrarın esrarıdır bu et ve kemiğin, gül ve kanın kavgası. 

Ey, iki adımlık yer küre senin bütün arka bahçelerini gördüm ben!* Ön taraftaki sapağı dönmek arka taraftakinden daha hızlı. Tünele çarpa çarpa ulaşıyorum ağız boşluğuna zamanın.  

Perdem ve kapım hala aralık bu kez ışık süzüyor içeri. Son kez iyi ki doğdum. Kırmızı lirizm olup akıyorum hapların içinden, topladığım yüzümden aşağı. Yaş otuz beş, yolun tamamı.  

Yorum bırakın