op.107: defterimden alıntılar/bölüm yedi: osamu dazai – insanlığımı yitirirken

çağla nalbantoğlu, kasım 2021

japonya’nın emperyalist devlet olma yolunda emin adımlarla ilerlediği 1930’lu yıllarda yazarlığa başlayan osamu dazai, ikinci dünya savaşı sonrasında good bye isimli tefrikasını tamamlamak üzereyken intihar ederek yaşamına son vermiştir. orijinal adı ningen shikkaku olan insanlığımı yitirirken isimli eseri, dazai’nin özyaşamöyküsüdür. 2019 yılında sel yayıncılık‘tan çıkmıştır. hüseyin can erkin tarafından çevirisi yapılan eserin yayın yönetmenliğini bilge sancı, yayın hazırlığını mısra gökyıldız, kapak tasarımını aslı sezer, sayfa tasarımını ise iklime yılmaz yapmıştır.



syf. 13:

küçüklüğümden beri gerçekten sık sık mutlu bir çocuk olduğumu söylerlerdi. ancak kendimi sanki cehennemdeymiş gibi hisseder, bana mutlu olduğumu söyleyenler, benimle karşılaştırılamayacak kadar huzurlu görünürlerdi.

syf. 15:

elbette herkes başkalarının eleştirilerine, azarına maruz kaldığında kendini iyi hissetmeyebilir. ama ben o kızan insanların yüzünde aslanlardan, timsahlardan, ejderhalardan daha korkunç bir hayvanın gerçek doğasını görürdüm.

syf.26:

şimdiye kadar birilerinin gelip beni öldürmesini istediğim anlar olmuştu ama cinayet işlemek bir kez bile aklımdan geçmedi. çünkü bunun korkunç rakibime mutluluk vereceğini düşünüyordum.

syf.28:

… kadınlarla gerçekten ince bir buza basıyormuşum gibi duygular içinde iletişim kurmuştum. neredeyse hiç anlam veremiyorum. bu benim için sislerin ardında kuyruğunu yakalamayan bir kaplan gibi hissettiren ve erkeklerin kamçılarının açtıklarından farklı, iç kanama geçirmişçesine sancıyan, iyileşmesi zor bir yaraydı.


syf.36:

… insanoğlunun yaşayışına tamamen aykırı ve arayış içinde olma noktasında gerçekten aynı türdendik. sonra bilinçsizce sergilediği şaklabanlığının trajik yanının hiç farkına varmaması, benimle temelde farklılaştığı noktaydı.

syf.39:

toplumun temelinde iktisata indirgenemeyecek, benim de anlam veremediğim muammalı bir yan olduğunu hissettim. tıpkı suyun kendi yatağını kendiliğinden bulması gibi, ben de materyalizmle uzlaşmıştım fakat materyalizm beni insanoğluna karşı duyduğum korkulardan kurtaramadığı için gözlerimi yeşil yapraklara açıp sevincin umudunu hissedemiyordum.

syf.51:

insanların dertlerine temas etmekten mümkün olduğunca kaçıyordum. o girdaba kapılmaktan korkuyordum. tsuneko’yla ilişkim, onunla sadece birlikte bir gece geçirmiş olmaktan ibaretti. tsuneko bana ait değildi. bir şeyler yitirmek gibi hadsiz bir duyguya kapılmama olanak yoktu. yine de ürpermiştim.

syf.80:

adalet ömrün kumpası derler

öyleyse kanla boyanan savaş alanında

suikastçının kılıcı ucunda

adaletin nesi vardır?




Yorum bırakın