op.126: yiğit ergün, kuşatmanın anatomisi

karaltı ışıklarına ayrıldığında bir ben parçalandı

yolumdaki patikaları ayarttı güneş

içimdeki yılkı o ân şaha kalktı

dümen bilmez bir vurgun, sahibesine küskün

âh viranlar yılgın, belirsizlik curnatası..

tıpkı kalkıp gelmişim gibi diri

ve haftasonları kadar şen

cuma neşesi, pazartesi sıkkınlığı

bir yazgı, bir bir yazılı

-diye buyurdu şaman

gökte değildi, yeraltınındı zaman

hunharca bileğini büktü yerkürenin zemheri

o kış, içinde büyübozan bir kışkış

üç harflilerin zerafeti vardı gidişinde..

aynalar suskundu, aymalar zıpkın

tıpkı agusunda ısrarlı bir bebek

sanki kalbinden burkulmuş sancı

o ân içimdeki yılkı şaha kalktı

geldin, en şaşalı büyüydün, büyüdün…

geldin ve iliklendin boğazıma öylece

geldin ve geleydin çocukluğuma dedim

dedim, onca ân nasıl geçti sensiz

içimi oyan makas sessiz sessiz

işini bildi ölüm, kalan çaresiz..

civarlar efektif, cürümler dipsiz

tıpkı yanındaymışım gibi sade ve biz

işittiğimiz bir sezgiydi o ân

işimiz aşk, içtiğimiz zehir

labirentin tumturağında dinlendik biraz

sarmaşığın kımılında serpildik

oyun kurallarını boğduğunda

ayin kerametinden vurulduğunda

teklediğinde ânımızı sıkan vurucu his

hacklendiğinde bölümsonu canavarı çaresiz

biz bize yetmeyeli ne çok belirsiz iz

gittin bir masalı kundaklayıp merkezinden

gittin, gittiğinde ne çok hapis ben

gittin anılar saf değiştirdi

gittin ve cehennemi getirdin.

Yorum bırakın