karaltı ışıklarına ayrıldığında bir ben parçalandı
yolumdaki patikaları ayarttı güneş
içimdeki yılkı o ân şaha kalktı
dümen bilmez bir vurgun, sahibesine küskün
âh viranlar yılgın, belirsizlik curnatası..
tıpkı kalkıp gelmişim gibi diri
ve haftasonları kadar şen
cuma neşesi, pazartesi sıkkınlığı
bir yazgı, bir bir yazılı
-diye buyurdu şaman
gökte değildi, yeraltınındı zaman
hunharca bileğini büktü yerkürenin zemheri
o kış, içinde büyübozan bir kışkış
üç harflilerin zerafeti vardı gidişinde..
aynalar suskundu, aymalar zıpkın
tıpkı agusunda ısrarlı bir bebek
sanki kalbinden burkulmuş sancı
o ân içimdeki yılkı şaha kalktı
geldin, en şaşalı büyüydün, büyüdün…
geldin ve iliklendin boğazıma öylece
geldin ve geleydin çocukluğuma dedim
dedim, onca ân nasıl geçti sensiz
içimi oyan makas sessiz sessiz
işini bildi ölüm, kalan çaresiz..
civarlar efektif, cürümler dipsiz
tıpkı yanındaymışım gibi sade ve biz
işittiğimiz bir sezgiydi o ân
işimiz aşk, içtiğimiz zehir
labirentin tumturağında dinlendik biraz
sarmaşığın kımılında serpildik
oyun kurallarını boğduğunda
ayin kerametinden vurulduğunda
teklediğinde ânımızı sıkan vurucu his
hacklendiğinde bölümsonu canavarı çaresiz
biz bize yetmeyeli ne çok belirsiz iz
gittin bir masalı kundaklayıp merkezinden
gittin, gittiğinde ne çok hapis ben
gittin anılar saf değiştirdi
gittin ve cehennemi getirdin.
