op.149: usame yördem, fazla ölü taklidi yaparken az yaşamak sesi



Zihnimi kiraya verdim: özlemine; bir şey etmiyormuş, anladım.

Neredeyse ölüyordum, bu filme neden bu kadar ağladım?

Birlikte aynı yalanları konuştuğumuz zamanki gibi

Yan yana ama uzak sözcük seçimlerindeyiz.

Sanki bir şeyler olsa başka türlü olacakmış

Gibi

Bir his.


Sende de oluyordur, yersiz özgüven, izinsiz kat, bir şeyler olabilirmiş de buna bir şey engelmiş gibi bir duygu.

Ayrışmış bir cenin şimdi, kıskıvrak yakalanmış bir uzuv, kucağımda dağılan parçası suratının,

Dün çarpışması nedir, birbirine geçen ellerde?

Nedir, sensizlikten ibaret konuşmak bu yerlerde?


Bir şey yalan yanlış şimdi, bir ev yitik ve talan,

Sencileyen ırmak, yıkanmışız falan.


Gördüklerimizi inkâr ediyoruz aslında, bunu derken bile inkâr,

Dön diyoruz, yepyeni bir dön ve yepyeni bir yer ismine karşılık: dön.


Solgun bir iş takımı sonra.

Alet çantası, şeytan üçgeni, iç acısı bir evin,

Seni ilk görmelerin sesi,

Frenk üzümleri, bıçkı, sulu hatıralar ve

Sefaletin dudaklara sürüldüğü mü olurmuş, yok daha neler neler neler…


Yasası bir de çekilmenin: el ayak altından.

Gerçeğin izdüşümü, yine kendisi olan bir gerçek türünden sorular.


Aslında başka türlü bir şeyler. Aslında

Ayna seferberliği ve ölmek, uzantılarca.


Yokluğun binbir türlü hali, ellerinin gizemi,

Seni sevmenin taze bedeli,

Her şeyi bertaraf kendim, hangi taraftadır,

Kim

Bilir

?

Kim bilir sorusunu kim bilir?


Ne ettim diye soran, evet ne ettim?

Kiraya, zihnimi verdim.

Sesini işittim, kendimi büktüm.

Bir yalana, hep ölüm diye seslendim. Şey dedim, evet şey,

Yaşamak fazla şey.




Yorum bırakın