op.153: aykut akgül, şarap ve el parçaları



ensemdeki evsiz kesik

patlamış mısırın üstüne sıçramış kan öbekleri

imkanı yok ama alt tarafı pay istiyorlar

çiviler çiğniyor yavaş yavaş kafesin içindeki papağan

gözlerinden başlıyor bilinci kaybolmaya 

balkonlar ve maymunlar aşkına yanaşma

kınından yalnızca bir piyanoyu parçalamak için çıkacak kılıçlara 

ışıl ışıl 

mışıl mışıl 

tıpış tıpış inan bana

aklından bir sayı tut ve ışığı kapat sonra

mutfak penceresinden fırlayan pazar poşetleri gibi çığlıklar 

açıklanmaya çalışıldıkça kokusu ağırlaşan cesetler falan var burada

oyalanman gerekiyor nereye bakıyorsun sen öyle

hiçbir sessizlik yanlışlıkla oluşmaz

arka odandaki iyi niyetli bulutlar 

bahsetmek ve birazcık katil topraklar

koşar durur 

kaşar çürür 

kaçar ürkmüştür

yeni bir ceket

yeni bir ciklet gibi düşün

sonunda yenilen bıçaklanarak bakacak duvara

sanat buralarda biraz kan ister bizden

kırmayalım ve sırtından bakmayalım onun da


adında kibir var tüyleri dökülmüş 

öyle parlak 

öyle çoklu 

öyle kabarık ki yokuşların

gömdüğümüz ne varsa sanki hala ayakta

bir şeyler kalır

bir şeyler sığınmak ister

bir şeyler terk etmiş gemiyi sabaha karşı okyanusun ortasında 

ufacık bir üç dakika

mini minnacık bir kurtulma

sevginin ve doğmuş olmanın hatırına

tabaklarındaki lokmaları bitiren bütün çocukların adıyla

orada ben dinlemek isterdim kendimi teninizden

orada ben ağzımdan çıkanı kulağım duymasın isterdim 

tırmıklar ve tırpanlarla delirmek

bir saatçiyi duvar saatlerini kafasına vura vura

kol saatlerinin kordonlarıyla onu boğmak isterdim

kimseler beklemezdi benden sonra

kimseye hiçbir şey sorulamazdı 

üzülen herkes hem haklı hem tanrıdan yana kalır

yağmursa yağmurdur lan yağan neyi abartıyorsunuz 

diye en önde giderek tüfeğini yağlardı 


halbuki babilin bile başını yediler

kadife ve kafiye aynı hislerle doğurmuş bazı şiirleri

eminim gözümle gördüm

tam yerinde bitmiş oldu hayallerimiz

endişe köşedeki karaltı

eşarp ve şarap

şarapnel

şarap ve el parçaları 

topuklarıma suyu sıkan bu yağmur asla romantik olamaz

şu lekeli bakışın egzersiz istiyor şairim

mutlak gürültü boşluğu keser

bizi bileklerimizden kucaklamış kelepçeler

ve bazı şöhretsiz kas ağrıları şakakların 

kritiktir meydanlar bahçelere nazaran


bak işte burası 

burada

Yorum bırakın