op.167: enes sarı, kırmızı tebeşirli bir her şey portresi



auguste rodin’in de diline gelmiş olacak ki,


yamaları bir bir açılıyor derinin

görünen o ki hayli iz sürülmüş üzerinde

sesler ve resmedilenler kesik kesik aktarılmış yeryüzüne

hayret!

neyi bilmeye kalktıysam kapıma konan emanet avazın sokağa çıkarılışı

çehremi çevreleyen izlerdeki karaltı

içten içe kırılarak geçiveren ışık hangi parçalanmış rengin yansısı

bu karmakarıştıran beni taşınmakta olan binlerce eşya ruhun dağınık oturma odaları

duvarlarında yapbozdan bir her şey portresi

bindiğiniz gibi oraya dakka başı otobüsler var kursakta ve odalarda uzunca oturmalar

çat kapı akraba ziyaretlerine benzer kanayabilen kan bağlarına

işlerin tıkırından pay edilen miraslardan mezar görmelerinden

hangi canlı ölümlerden bahsedilirdi başka başka

görülüyor ki

farklı yöntemler icat edilirdi modern cinayetler adına

ben mesela dönüş biletleri alırdım

otobüsler otoportreler ya da geri götürüldüğüm ne varsa

neyi tekrar ve tekrar bilmeye kalktıysam

bilene bilene bıçak

bilmiyorum, yani ne ki bu

öyle bir çağ

çatlaklar arasından sızıntı gibi

akışkan çağrışımların birbirine geçtiği

geçip tam da karşıma oturduğu olurdu

düşünen yontulara dönerdim

baştan aşağı tıraşlandım küflenmiş anlamlar insana aslında külfetmiş

geç de olsa anladım

birikirken azala azala ve koşmak düşürürken ivmeyi

bu kadar tavşan atlet varken sahi neye doğru bulmadım kendimi

sahi olunan yerde bulunan tam da neydi

göz büyümeleri

şaşkın bakışlarla beraber hayranlıklar yerini yer diplerine

duydum ama tersten okunsa daha düzgün duracak cümlelere bırakırdı

ayağımızın altından kayabilir ya da ayaklar altına alınabilirdi her şey portresi

yaklaştıkça tuvalden üzerime yansıyan çizgiler biraz da vinci

bir ressamın eskiz kağıtlarına benzermiş yamalı her deri

ne zaman teslim alsam görüngülerden bedeni farklı halde bulurum

yıprak ama hala diri

kalan noktalar hayatın aralıklarına atılan derin dikişleri andırmakta

ince eleyip sık dokunur zaman eşlik eder buna

yaş aldıkça karşılığında eş değer yıpranmalar verilmesi istenir

haliyle hayat ben kadar pejmürde

insanlar kaldırdım altı benim gibi yığınak halde

yabancıyım gördüklerime hala fransızım hala yunan yontuları

bihaber bırakıyorum insanları baş ucumda tutmak için

demir ve oksit

ve burnumuza farklı gelen kokular

ayrık olup aynı yere giden iki yol

nerede birleşir, şimdi söyle

Yorum bırakın