auguste rodin’in de diline gelmiş olacak ki,
yamaları bir bir açılıyor derinin
görünen o ki hayli iz sürülmüş üzerinde
sesler ve resmedilenler kesik kesik aktarılmış yeryüzüne
hayret!
neyi bilmeye kalktıysam kapıma konan emanet avazın sokağa çıkarılışı
çehremi çevreleyen izlerdeki karaltı
içten içe kırılarak geçiveren ışık hangi parçalanmış rengin yansısı
bu karmakarıştıran beni taşınmakta olan binlerce eşya ruhun dağınık oturma odaları
duvarlarında yapbozdan bir her şey portresi
bindiğiniz gibi oraya dakka başı otobüsler var kursakta ve odalarda uzunca oturmalar
çat kapı akraba ziyaretlerine benzer kanayabilen kan bağlarına
işlerin tıkırından pay edilen miraslardan mezar görmelerinden
hangi canlı ölümlerden bahsedilirdi başka başka
görülüyor ki
farklı yöntemler icat edilirdi modern cinayetler adına
ben mesela dönüş biletleri alırdım
otobüsler otoportreler ya da geri götürüldüğüm ne varsa
neyi tekrar ve tekrar bilmeye kalktıysam
bilene bilene bıçak
bilmiyorum, yani ne ki bu
öyle bir çağ
çatlaklar arasından sızıntı gibi
akışkan çağrışımların birbirine geçtiği
geçip tam da karşıma oturduğu olurdu
düşünen yontulara dönerdim
baştan aşağı tıraşlandım küflenmiş anlamlar insana aslında külfetmiş
geç de olsa anladım
birikirken azala azala ve koşmak düşürürken ivmeyi
bu kadar tavşan atlet varken sahi neye doğru bulmadım kendimi
sahi olunan yerde bulunan tam da neydi
göz büyümeleri
şaşkın bakışlarla beraber hayranlıklar yerini yer diplerine
duydum ama tersten okunsa daha düzgün duracak cümlelere bırakırdı
ayağımızın altından kayabilir ya da ayaklar altına alınabilirdi her şey portresi
yaklaştıkça tuvalden üzerime yansıyan çizgiler biraz da vinci
bir ressamın eskiz kağıtlarına benzermiş yamalı her deri
ne zaman teslim alsam görüngülerden bedeni farklı halde bulurum
yıprak ama hala diri
kalan noktalar hayatın aralıklarına atılan derin dikişleri andırmakta
ince eleyip sık dokunur zaman eşlik eder buna
yaş aldıkça karşılığında eş değer yıpranmalar verilmesi istenir
haliyle hayat ben kadar pejmürde
insanlar kaldırdım altı benim gibi yığınak halde
yabancıyım gördüklerime hala fransızım hala yunan yontuları
bihaber bırakıyorum insanları baş ucumda tutmak için
demir ve oksit
ve burnumuza farklı gelen kokular
ayrık olup aynı yere giden iki yol
nerede birleşir, şimdi söyle
