salınıyorum yedi kızılın mavisinde
süblimleşemeyen bir gaz gibi
ozonlarıma ayrılıyorum, deliniyor tabakam
bodrum’a gidiyorum
daha önce gölgesinde dinlendiğim ağaç
artık yok, bir metamorfozla
otele mi dönüştü diye düşünüyorum
/gözüme bir tabela ilişiyor:
“bu otelin yapımı sırasında hiçbir ağaç kesilmemiştir.”
tabelanın yanına gidip
üç kere fısıldıyorum
çünkü yak’ılmıştır
çünkü yakı’lmıştır
çünkü y a k ı l m ı ş t ı r
berlin’e gidiyorum sonra
hemşerilerimden kurtulamıyorum
kurtulamıyorum zamlardan
/oranın azınlıklarından
bizden biri bir bakan oluyor
aman ne medeniyet,
gelir gelmez yaptığı ilk icraat ise
zam oluyor, ‘et’e zam, z a m
içindeki aşağılık kompleksi
rahatsız ediyor onu, o artık bir bakan
o artık üstün, onun parası var
artık değil azınlık, üstinsan
diğerlerinden bir farklı olmalı
öyle değil mi‽
sonra dönüyorum anakarama
ekonomimiz çok iyi deniyor
eyvah diyorum, bunların ağzından
hayırlı bir şey çıktıysa:
artık her hayırda bir şer vardır
sonra ne mi oluyor?
burası çokomelli kağıtlarımızı
daha rahat düzleştirmemiz için
beş liralık madeni paralar çıkıyor
//iki kilo biberi daha rahat alabilmemiz içinse
beş yüz liralık banknotlar
elektrikler de kesildi – – artık ‘uzun’ları yakma vaktidir
