Okullar, kurumların içine doğan ve yine aynı kurumlarda “zorunlu” olarak var olmaya çalışırken belki de yitip giden insanların alışveriş merkezidir. Zamanın havada asılı kaldığı bu mekanlarda kurumsallaşmış olan yaşam, bireyi alışverişe memur ediyor. Nitekim öğretmenler, burada bir tüccar gibi müfredat satmakta ve “bilinçli tüketiciler,” nasıllar ve nedenler üzerinde durmasına izin verilmeksizin, ihtiyacı kadarını alıp almayacağı konusunda sınava tabii tutulmakta. İhtiyaçların bilgisi, salt bir biçimde varsa nedenler ve nasıllar önemli değildir. Fakat sonunda eğitilmiş birey, atanmış ihtiyaçlar ve gerçek ihtiyaçlar ikliminde seçim yapmak, eyleminin yanıltıcı rüzgarına kapılarak tüm sorulara dayatılmış reyonlarda yanıt aramaktadır. Bu sözde özgürlük hissi, modern köleliğin en büyük psikolojik silahı ve geleneksel okulların en güçlü eğitim anlayışıdır. Evet, okul; eğitim ve öğretim değil, tüketici bir “bilinç” üretmektedir.
Okullu toplumların iç ve dış dinamizmi; bireysel öğrenme, öğrenmeyi öğrenme ve toplumsal eşitlik gibi değerlerin altına döşenmiş bir dinamitten oluşmaktadır. Eğitim mühendisleri bunu tasarlarken okullu toplumların akıllı bireylerini manipüle ve bağımlı edebilmeyi hedeflediler. Nitekim üniversite öğrencisi bireyler, eğitim sistemlerini akılcı bir şekilde eleştirirken dahi Ivan Illich’in de söylediği gibi tüketim standartları oluşturduklarının ya da üretim sistemine destek verdiklerinin farkında değildirler. Bilincin rehin alındığı bu kurumlarda elbette tek tip insan/itaatkar müşteri yaratmak ve bu modele uygun olmayan özneleri ekarte etmek, yaratılan modern dünyaya hizmet için en temel vazifedir. Yani okullarda göz ardı edilemez bir özlük savaşı verilmektedir. Tam da tahmin edildiği gibi siyasi ideolojilerin tekelinde ve hapishane duvarlarını andıran bir yerde özgür düşünme, sorgulama, eleştirme ve itiraz etme hakkı; ezber bilgiyi yüceltmekle, tüketim toplumu olmayı kabul etmekle sınırlanmıştır. En iyi öğretmenlerin, okulların gizli müfredatından öğrencilerini kısmen de olsa koruyabilen eğitimciler olduğunu söylemeliyim. Öğrencilerin eğitilmiş talepleri ve rafine edilmiş ihtiyaçları, yeni bir endüstriyel faaliyet alanı yaratmaktadır ve dolayısıyla yeni bir toplumsal sınıf; yeni bir özgürlük ve modernleştirilmiş sefalet tanımı ile netice bulmaktadır. Öğrenciler okul kurumuyla kısıtlanan öğrenme hakkını, kendinde mevcut olan yeterliliklere yabancılaşmakla beraber okul okumanın zorunlu olduğunu düşünmekle kaybetmiştir. Ne yazık ki okullu toplumların, bireyleri özgür düşünmek ve yaşamanın ön koşulunun okul okumak olduğuna kendilerini müthiş inandırmışlardır.
Bir kentin bütün doğal güzelliklerini kendi bünyesine katıp simülatif bir kent ve aynı zamanda kapital bir tapınak yaratmayı hedefleyen AVM’ler gibi okullar da öğrenmeye, yaşama ve insana; hapishaneleri andıran binaları inşa ederek sınırlar koymaktadır. Ne yazık ki okulların en büyük başöğretmeni ve hakimi, kapitalizmdir. Eğitim ise kapitalizmin dayattığı her şeyin çok ötesinde olmalıdır. Ivan Illich, gerçekte öğrenme ediminin başkalarının yönetimine en az ihtiyaç duyulan bir insan etkinliği olduğunu söyler. Bu yüzden eğitimi kapital ideolojilerden arındırmalı ve öğrenmeyi yaşamın içinden edindiğimiz ilkelerle genişletmeliyiz. Çocuklarımızı, kendini ve mutluluk hissini yaratamadığı kurumlardan kurtarmalıyız. Gerçek eğitimciler, bu pedagojik hareketin öncüsü olmaya ve gizli sömürüye karşı direnmeye adanmışlık icra etmektedir.
op.177: meva yağmur, okul eğitime yaylım ateşte

“op.177: meva yağmur, okul eğitime yaylım ateşte” için bir cevap
Harika bir yazı, eleştirel pedagoji alanında bugüne kadar okuduğum en başarılı yazılardan biri. Opussanat ve yazarlarını severek takip ediyorum. Bir de ilk paragrafta yanlış noktalama işareti kullanılmış, okurken anlam bütünlüğünü bozuyor.
“atanmış ihtiyaçlar ve gerçek ihtiyaçlar ikliminde [seçim yapmak, eyleminin] yanıltıcı rüzgarına kapılarak tüm sorulara dayatılmış reyonlarda yanıt aramaktadır.” “seçim yapmak eylemi” şeklinde olduğunu düşünüyorum.
BeğenBeğen