Hiç değilse henüz çok erken kalkmasam, bir sabah uyansam ve beyaza çalsa kamburum, üzerine serpilen topraktan kurtulduğunda. Aklım başıma hep acıyla devşirmese de pişmanlıktan doğan yasım, hayal kırıklığı büyütmese. Bir sabah uyansam da koskocaman bir kadın olsam, yıpratmasa beni, gece yarıları ansızın dirilen kıyamet. Hiç ayaklandırmasa ürkütücü kabuslarımın sireni, koynumda beslediğim umutları. Facialar gelmese. Facialar taziyeme yaş damlatmasa. Bir şeyler için istekli olsam da elimden kaybolup gitmese, bir şeylere küsünce hep avucumun içinde durmasa. Facialar birikmese de otopsime cinnet yazmasa. Yüksek sesli bir selayla kapansa aklımın içindeki vahim düşünceler, sabah uyandığımda kafam almasa yaşamayı. Bir iplikten gelip bir asmaya gitmesem. Hiç değilse yolun yarısı kalsam. Camdan değil de pamuktan olsa, gürleyince kanamasa bileklerim. “Bu kaçıncı?” demese annem. Hayatımı hep, yüksek katlı bir fuhuş apartmanına benzetmesem de içeride başlayan salon tokatları ben girince susmasa, etrafa dağılanları toplamak zorunda olmasam mesela, polis ters kelepçeyle zihnimi tutuklasa da şiddetli kavgalardan arta kalan nedenleri sorgulamasam. Biraz dursalar, biraz dur durak bilseler de kimsenin şah damarına keskiden parçaları saplamayı hayal etmesem. O dalgınlığımda kötü bir insan olmayı, hayal ettirmeseler bana. Cinayet mahallerini gözyaşlarım şeritle çevirmese de bu dünyaya bir kez de yaslanmaya ama onarmanın doktorası olmaya gelmesem. İçimi kanser etmeseler de yüksek katlı onkolojiler kusmasam. Beni hiç sakat bırakmasalar da hayatımı boktan benzetmelerden ibaret tanımlamasam. Bu topların hiçbirine girmesem de elime yüzüme bulaştırmasam bir tutam insanlığı. Bıçak kemiğe bir kere dayanınca kırılsa, hayat sadece bir kere bitse. Ben yatağında hep uyumuş taklidi yapan o şakacı çocuk kalsam mesela, ipekten ve siyah saçlarım hiç dökülmese stresten. Dudaklarıma konan aşıklar ihanete tövbe etse de nefret nedir, bunu bilmesem. Bir daha hiç komediyle dram yan yana gelmese, dramın olduğu yerde komedi, komedinin olduğu yerde dram çok sevilmese. Bitse şu dengesiz işkence de melankolik teşhisimi yenilemese her yıl dostlarım. Kahkahaların ortasında suratsıza çıkmasa adım, sadece aynaya baktığımda onlara hak vermek zorunda kalmasam. Ağzımı bıçak açsa da koyu sohbetlerin ortasına süslü harflerle saplasam ama öylece dalıp gitmesem maziye. İki bin yirmi üç imtihanına “devam” mührünü basmasa Tanrı, iki bin yirmi üç, hiç gelmese. İki bin yirmi üçle beraber beş dakika sonra ben de gelmesem, biraz yoğun olmasam, kapalı televizyonları seyretmesem, kapalı televizyonları seyredip hep biraz işim başlamasa. Bir duygumun peşinden sonuna kadar gitsem de yüksek değerlerimin tamamı ülkesini şaşırmış umutsuz bir mülteci gibi göçmese benden. Bir şeyler yola girdikten sonra çıkmasa az. Hiç değilse henüz çok erken ölmesem.
op.185: feyza menteş, nakil
