bir yaranın kabuğunu parçalar gibi sarılıyorum ona
doğruluk alışkanlıktır ve yollar da çürür
kargaşalar duyacaksın bu şiirle
buyruklar, parıltı ve maskeler
sana havada vurulan bir kuşu tasvir edeceğim
yani uçamayacağız, istersen hazırlan
nasıl olsa en iyi bildiğim şeydir seni duymak
ve hep bildiklerimden yana olmuştur uzaklar
bir bıçağın ses verdiği cinnet elbette klişedir
demir yolları zamandan yapılmıştır örneğin
iç organlarımız ise sıradan bir mezbaha mesaisi
dur sakın yanlış anlama beni öyle apar topar
onlara değersiz demiyorum
fakat göğe de bakmayalım şimdi
ve zaten tahminen bu ateş yirmi dakikaya sönecek
sana şu içimdeki yangından bir kapı armağan edeyim en iyisi
gitmek üzeresin, istersen konuşma
bütünlük diyorsun, gözlerim doluyor ve buna nesneler şahit
yankı dediğin sesin aynasıdır
sana eriyen her mumdan yeni alevler diktiğimi yutkunuyorum
manzaralardan yolduğum sert kağıtlar
ağzımda istiklalden kalma sirkeli bir bira tadı
sana bilinen bütün saygımla boşluklar ütülüyorum
kimden kaçıyor sanıyordun bunca salya sümük
basbariton baş ağrıları
ve saraylara yatkın şu sıradanlığın
en uzak, en sürekli, en alıngan sen bunları kimin zannediyordun
ağlamak üzeresin, istersen bağışlan
ruhum olacak kadar değerli değil içimdeki hiçbir şey
hepsini tanıyor ve tartışmıyorum
dokunulmaz cehaletimle milim milim anlıyor
en ilkel yaratık benim diye sevişmeyi çok iyi biliyorum
sokaklar yok ortada ben varken
çünkü hiçbir katilden kaçmıyor
ben hepsinin cinayet aleti oluyorum
bunda utanılacak bir şey yok
uğraşlarım alçak ve gaddar
ne düşündüğümü sorma cesaretini asla kadınlara vermiyorum
sokulup kendim tekmeliyorum taburesini
boynundaki urgana aşkla bakarken her masalın
unutma isterim ayrıca ileri gittim diye
hoşuma giden şey seni çağırmak yalnızca
geldiğinde kırılacak onlarca kemiği şimdiden anlıyorum
katlanmak üzeresin, istersen bağırma
koştuğumu iddia ediyorlar durduğum yerde
oysa ben yalnızca daha ihmal etmem gereken şeylere yetişemiyorum
ve yatışıyorum çalınmış her kapı zilinin açılmamasıyla
peki bu ne demek biliyor musun
ben kalbimi bir fesleğen saksısına benzetirdim eskiden
şimdi ise nerede bir saksı görsem kalbimi onunla eziyorum
parmak uçlarımdan başlıyorum kısalmaya fark ettim
makyajın çok bozulunca hafızana sığınıyorsun
çiçeklerden ses gelmez boşuna bekleme göğsümde
ama saksıları betona çarpınca nasıl çığlık atarlar öğreniyorsun
neye faydası var der gibisin duyuyorum
hiçbir şeye elbette faydası yok aynı şarkılar gibi
insan yürümeyi söker sökmez küfür etmeyi de bilmeli
bunu söylüyorum
sevinmek üzeresin, istersen şaşırma
ben hiçbir kuşun neşeyle uçtuğuna inanmıyorum
op.189: aykut akgül, basbariton baş ağrıları
