op.195: aykut akgül, yüz karası*




yarasından söktüm ben bu şiiri

bensizken ilmihali sarkıyordu imgelerinin

belleğimin tuttum bütün yataklarını yaktım bir gece

ihtimallerden ülkeler gezdim

sırtımda kasabalı bir kambur

gırtlağıma dayanmış banka ekstreleri

sararmış dişlerimle yenildik

huysuz kahkahalarla yumruklaşmış çocuklar

kurgular ve rüşvetle çalışılan mabetler gördüm

gözlerim vicdanımın yüz karası

kapılar çarptım pencerelere

perdelere fırlayan izmarit közleri doğurdu parmaklarım

hangi taşı kaldırsam başka sancılı ritüel

hangi kabloyu kessem zaten paramparçaymışız


çıkar etinin elindekileri ne yapıp edip hemen

üzerine çektiğin ceket gövdenin cumhuriyetidir

otobanlardan geliyor onlar ve çok kalabalıklar

bizleri öldürmek isteyen herkes gökyüzüne nişan alabilir

tıpkı bir tank paletinin papatyayı ezmesi gibi

bizler de hepsinin defter arasına yollayacağız elbette

solmuş bütün ciğerlerimizin filmini

sadece masal dersem buna inan

ama plan dersem adresler elimize geçmiştir

şimdi ikinci tura yükseldik

düşlerimiz de dişlerimiz gibi sapsarıdır belli ki

bunlar şiir olamaz merak etme

istisna ise asla değildir

belki biraz istismar

belki de fazlasıyla istirhamdır diyelim


bana bir baltanın nasıl tutulacağını onlarca ağaçla öğrettiler

ve yaprak uçlarımdan köklerime kadar hepsinden nefret ettim




Yorum bırakın