op.215: nursima aslıipek, çocuk ve deniz*


Güneş batıyordu. Aydınlık karanlığa, gün geceye dönüyordu. Onun için en güzel, saklanmanın en kolay olduğu zaman geliyordu. Bir şeylerden kaçmak, saklanmak, çocuk gibi hıçkıra hıçkıra ağlamak için gece her zaman güzel bir vakitti. Onu duyanın sadece sokak lambaları olduğunu bilmek, ona huzur verirdi ama o gece bir şeyler ters gidiyor gibiydi. Her adımının duyulduğunu, ona huzur veren sokak lambalarının kendisini açığa çıkardığını hissediyordu. Sessizce, bir gölge gibi yavaş yavaş yatağına gitti. Uyumak en iyisiydi.

Uyandığında hala geceki gibiydi. Huzursuzdu ve içinde karanlık bir boşluk vardı. Saatlerce uyumuştu ama hala dünyayı sırtlamış gibi yorgundu. Anlam veremediği yorgunluğuna aldırmadan yatağından kalktı, hazırlandı, evinden çıktı ve yürümeye başladı.

Evinden çıkalı az bir süre olmuştu ki birden gök gürlemeye ve yağmur yağmaya başladı. Başta saklanacak bir yer aradı ama sonra da ıslanmak pek umurunda olmadı, sonuçta bir daha ne zaman yağmurda özgürce ıslanabilirdi ki? Kafasını kaldırdı, yağmur damlaları gözlerine, dudaklarına, ellerine değdikçe o daha da özgürleşiyordu, ıslandıkça hafifliyor, hafifledikçe uçuyordu.

Yağmur yavaşlamaya başladı. Kendisini ilk kez böyle özgür hissediyordu, sanki üstündeki bütün yük kalkmış, hafiflemiş, yeniden doğmuştu.

Kendine gelirken kendisi gibi sırılsıklam olmuş bir çocuk gördü. Çocuk, elini uzatmış, onunla birlikte gelmesini istiyor gibi bakıyordu. Dayanamayıp çocuğun kendisine uzattığı eli tuttu ve onunla gitmeye başladı. Yıllardır buralarda yaşıyordu ama çocuk onu hiç bilmediği yollardan yürütüyordu. Bu sırada ona garip sorular soruyor, cevabı beklemeden konuşmaya devam ediyordu, bu sayede çocuk hakkında çok fazla şey öğrenmişti birden. Mesela en sevdiği gün perşembe, en sevdiği meyve kiraz, en sevdiği hayvan balıkmış ve eğer hayatının kalanını bir hayvan gibi geçirecekse bu hayvanın balık olmasını tercih edermiş.

Çocuk böyle konuşurken onun hiç bilmediği bir yere gelmişlerdi. Bir deniz kenarıydı burası. Birlikte bir banka oturdular ve çocuk birden ona defalarca teşekkür etmeye başladı, onu yalnız bırakmadığı, ona eşlik ettiği için. O ise biraz endişelenmeye başlamıştı çocuk için, söylediği ve yaptığı şeylerin normal olmadığını yeni yeni anlıyordu. Çocuktan ‘’ Teşekkür ederim artık gidebilirsin, bundan sonrasını kendim halledebilirim.’’ cümlesini duyduktan sonra daha da korkmaya ve endişelenmeye başladı, hem kendisi hem de çocuk için. Çocuğa ‘’Peki, ben gidince sen ne yapacaksın?’’ diye sordu. Çocuk ise ‘’Hiç,’’ diye yanıtladı bu soruyu ama o kalmak istiyordu öyle de yaptı. Çocuk ‘’Gitmeyecek misin?’’ diye sordu ona. O ise ‘’Hayır, kalacağım. ‘’ dedi. ‘’ Peki o zaman. ‘’

Bir süre daha oturdular o bankta, konuştular. Çocuğa ‘’Sen kimsin?’’ diye sordu. Çocuk, ‘’Bilmiyorum ve galiba hiçbir zaman da bilemeyeceğim,’’ dedi. O, hala çocuğun bu cümlesinin etkisindeyken çocuk birden konuşmaya başladı. ‘’Neden balık olmak istiyorum biliyor musun?’’ dedi ama onun beyni uyuşmuş gibiydi. Algılayamıyordu, düşünemiyordu. ‘’Özgür olmak istiyorum, dünya bana ağır geliyor, taşıyamıyorum. Bence hayat denizde, suda, mavilerde,’’ diye devam etti. Pek beklemeden ‘’Bence sen de böylesin,’’ dedi. Haklıydı, gerçekten de öyleydi. Hayatı boyunca nefes alamamıştı zaten boğulmaktan korkamazdı. O, cevap vermeyince çocuk konuşmaya devam etti . ‘’Bence artık özgür olmalıyız,’’ dedi. Haklıydı, fazla söze gerek yoktu. Çocuk, ağır ağır kalktı yerinden. Geriye dönüp ona baktı . Çocuğun yüzünde tatlı bir gülümseme vardı, sakindi, umutlu gibiydi. O da ayağa kalktı .

Beraber denizin önündeki taşlara çıktılar. Çocuk, onu çağırdığındaki gibi elini uzattı ve önlerindeki sonsuz maviliğe atladılar. Su, her yer su. Ağzına ve burnuna dolanlar, onu boğuyormuş gibi hissettirse de korkmadı. İçinde biraz bile korku olmamasına ve öleceğine emin olmasına rağmen kalbi hızlı hızlı çarpıyordu, elinde olmadan suyun içinde çırpınıyordu. Bedeninin yaşamak için verdiği mücadele onu şaşırtmıştı ama o, bunun bir işe yaramayacağını, içine girdiği karanlıktan sıyrılamayacağını biliyordu. Biraz zaman geçip bedeni sakinleştikten sonra öyle olmadığını, hala yaşadığını fark etti. Birden çocuk geldi aklına, çocuk hemen yanındaydı, yaşıyordu. Bedenlerine baktığında ikisinin de balığa dönüştüğünü gördü. Kaygan ve pullu yüzeyleri, solungaçları vardı. Her şeyleriyle ikisi de birer balık olmuşlardı. Çocuk haklı çıkmıştı. Hayat buradaydı, sudaydı. Artık onları dünya üzerinde birbirlerinden başka kimse tanımıyordu. Yeryüzünde hiç var olmamış gibi gerçek hayatın olduğu yerde yaşayacaklardı.

Yorum bırakın