op.225: usame yördem, esneme dersleri*


Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe.

Çok yazdı, terliyordum /yanında kim vardı, ardında ve sağında? KİM?
Beni görmezden gelirsen kimse kalmazdı /önemi yoktu nemin, bir yerde bekleyişin.

Elde bir sıfırdım, sabahları karnım ağrıyor ve çok üzülüyorumdur.
Doğu Nebraska niçindi, tanrım daha birçok yer niçin?
Bu beni düşündürüyor.

Çok zaman yalnızdım, beni streslendiriyordu bu.
Bir şeyin baş düşmanı mıydı stres yahut kararında bir sefalet, iyi mi olurdu?

Güzergahları aklımda tutunca ilkin bunu unuttum diyebileceğim ilkleri sıraladım.
Hep şarkılar okudum, çok betti sesim.

Okunaklı değildi mevsim, yine de yaşamıştık birileriyle.
Hayatıma mütemadiyen insanlar girip çıkıyordu /ben bekliyordum, hayatım duruyordu.
Seni üç kere elimden düşürdüm, birinde hiçbir şey olmadı.

Ağzındaki çamur tadı ve hangover’ı ben aldım.
Sana, hiçbir yerde karşına çıkmayacak bilgilerin olduğu bir kitap verdim.
Okumayacağını ve okumamaya hemen başlayacağını söylemiştin /hoş değilse de hoşa yakın bir şeydi bu.
Hava sıcaktı, Ankara’nın kaç kere medeniyeti varmış, kaç kere ev sahipliği,
Gençlik Parkı, ince Kaan, diri Özge, hepsini Ankara kuşanmıştı, yazdı /bize uğramazlar diye boşa üzülüyorumdur.
Bir medeniyeti, öteki medeniyetten ayıran daha medeni bir şey var mıydı?

Hep çarşılar arandığım, oteller sayıkladığım zamanlar geliyor aklıma.
Burayı önceden de söylemiştim,
Uçağa binmeden, hava alanına giden kavşaktan dönmeden.

Yanılgı. Yanılgı. Yanılgı. Yanılgı. Yanılgı. Yanılgı. Yanılgı. Yanılgı. Yanılgı. Yanılgı.
Yanılgı. Yanılgı. Yanılgı. Yanılgı. Yanılgı. Yanılgı. Yanılgı. Yanılgı. Yanılgı. Yanılgı.
Yanılgı. Yanılgı. Yanılgı. Yanılgı. Yanılgı. Yanılgı. Yanılgı. Yanılgı. Yanılgı. Yanılgı.

Etrafıma bir yabancı gibi bakıncaydım, annemin üst üste arayışlarına bir cevapsızlık.
Seni çok bekledim sarısı vardı, dilimle oynamıştı ve bu, nasıl durmuş bende’semiştim.

Eski bir mezardan çekilmiş olan, ödünç kandı /kimindi bu?
Bu yollar, bu ruhlar, bu özelleştirilmiş ilişkiler, bu resmileşmiş hüzünler kimin?

Şeriati’den inciler, gece nöbetleri, bir dakikalık görüşmelerle yol, yürünesiceler,
Niçin incitmeyecekmişim şarabı, kederi niçin avuçlamayacakmışım?
Tütünü bırakacağızdır, bu çamur tadı, her sabah tadıyor olmayı bırakacağızdır.

Kelimelerle aram iyiydi, Ankara bozuk çalmıyordu bana ve seninleyse fena değildik bir arada yahut yapayalnızken bir intiharın iki farklı senaryosunda /ağız tadını bıraktım.
-Kendini bir gün öldürürsen nasıl yaparsın sence bunu?
-Susarak.

Belki perşembeleri saymamalıyız, ölülerimizi yaşatmalıyız, niçin gelişmiyor teknoloji, niçin yoktu ışınlanma ve bu çocukluk belasının bir çözümü /niçin?
“What did you say?”
“Nothing.”

Hepsi bu /iki kere daha üst üste düşürdüm seni elimden.

Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe. Şüphe.

Yorum bırakın