Ben kendimi sakladığım hasarla
Ben tırnaklarımla kazıdığım etimle
Ben kendi vehmimde duru ve kavisli
Yaşamakla yükümlü dünya boşluğunda.
Kavisliyim çokça ve yasak meyveye yakın
Kulaklarımda çığlık, ağzımda sular herkese yetecek kadar.
Ben biraz kurumayan ırmak
Bana kalırsa biraz suç, bana kalırsa biraz günah.
Doğru bildiğim şeyleri çevremdekilere dağıttım
Yanlışlar ve yanılmışlar karıştı gözlerimin önünde toprağa.
Dünya boğazına kadar çığlık, boğazına kadar tufan
İnsan eliyle büyüyen yağma, insandan artan talan.
Vadilere indim kuşlara rastlamak için
Şehirlere bulandım istemsiz.
Bu çiçekler benden azalan parça
Bu ayrık otları rüzgarla aramızda kalkan.
Saat iki dedim, dört dedim sonra kendime rastladım
Kendine rastlamakmış zaman
Unutmayı denedim Rabbi aramak için.
Şehre indim, taşradan kaçtım, çarşılara sığındım
Taşları taşlarla yonttum, insanları benzettim insanlara
Baktım olacak gibi değil
Kaldırılsın dedim mahkemeler yeryüzünden
Kanunlar yürürlükten
Mümkünse bazı kelimeler tedavülden.
Şehre indim, şehre indik
İçimizde sıkışıp kaldı duvarlar.
Aramıza deniz girseydi keşke insanlar yerine
Balık olurduk biraz, bazen de yosun
-Beni su arzulayan Afrikalı çocuklar gibi besleme.
Aramıza büyük sınırlar girseydi keşke
Askerler, anlaşılmaz diller, ön yargıları kırılmayan
Sadece ufalan düşünceler.
Şehre indik
Hasarlı kalplerle hasarlı evlere sığındık
Omuzlarımız büyüdü ve gövdemiz.
Burada bazı şeylerden konuşulmuyor artık
-Sevgilim, senin ben başkalarından ödünç aldığın vicdanına tüküreyim…
