(biraz sakin yaklaştım…
sahneye değil alkışa hiç şiire belki)
“Oysa ıslık çalmak için
Bir şey lâzım değil…”
birbirimize benziyoruz -unutma-
kalkıp su vermem gerekiyor büyüttüğüm çiçeklere
karanlık bir ormanda kibar ol-a-mayan dünyalı
çiçeklere hâlâ nasıl inanıyor, anlamıyorum
sen! uzun bir yol musun yalnızlığa çıkan
o her şeyin hiçbir şeye dönüş-e-mediği düzlük belki(?)
kabul ediyorum, çok sıkıldım -bazı kitaplardan
insanları okumadıkları halde
adlarıyla kandırdıkları kitaplardan
insan! yalnızları oynamayı beceremiyor yalnızken
ölü düşünceler: im cabası, her şey-e örtbas, zam…
düzensizliğin hayatıma yansıması olağan-h-içi
asırlık bir kitap gibi dağılıp top-ar-lanmayı bekleyen-
gövdem uyuşuyor, ellerin tutkal kokacak yine
ellerin beni bütün kılacak(?)
seni sevdiğim her güne minnet borcu var kalmanın
çünkü gitsen de kaldı içime sinmişliğin
//örneğin//: bir kazak seçiyorum dolaptan
kış değil de sen kokuyorsun, ne iyi…
böyle böyle dağılıyor gövdeme kalmalar
son dağılışımdan bu yana toparlayamadım -mı- kendimi, aaa
birbirimize benziyoruz -unutma-
incinmeyen yerinde değiliz ki hayatın, inci: ten
uzuvları bana lehimli anılarla dünyanın güzelliği (mi?)
elbette ilk-el bazı dokunuşlarıyla doğa hâlâ, ne iyi…
kıyıda köşede kalmışlarından seni çekip çıkarıyor önüme hayatrafa kalkmış bir kitap, resim gibi ömrümde-n /olağandışı/
son soluğuma kadar sürecek olan destan seni
s ü r d ü r ü y o r u m ıslığımla…
//bir gün bıraktın elimi
o günden beri tutamıyorum annemin elini bile//
ellerin beni bütün kılacak(?)
annem! şiir yazmamı istemiyor senden
kıskanıyor belli ki beni
ricam şu!:
vaktin olursa bana konuşmayı hatırlat
((ıslık çalmak da güzel ama! öldü sanmasınlar beni)).
