op.248: yiğit ergün, aşka altın vuruş*

kaskatı duruyorum. beni çözmene ihtiyacım var
sürekli aynı şarkı çalıyor.. sanırım sen gelene kadar susmayacak
aykırılıktan yoruldum. ayrık otlarım ölü.
güneşin doğuşunu seyretmeyeli bilmem kaç mevsim oldu?

fikrin yağmalıyor odaları
sesini unutmak ne mümkün
onca psikoz dururken sende deliriyor ruhum
sana söyleyemediklerim kalemime dökülüyor
seni bütünleyen her harf bir mıh gibi güncemde çakılı
sana dokunamadıklarından ellerim hep tedirgin
sen olmadığından kanıyor takvim yaprakları

hayal bu ya; şimdi şu deniz kenarına getirse seni bir kayık
sensizliğin kuşatmasında bu kalp kalıbına eğik
hislerim coşacak gibi olsa içerisi duman altı boğuk
histerim sekmez geceleri karabasanına dakik..

paranoyayla perdeleniyor panoramam
oldukça sıkıcı olaylardan ve seyircisiz sinemam
ne depeche mode, ne pink floyd
ne hande yener, ne ajda pekkan
hiçbir tarz, türlü tür bastırmıyor müziğini
neyle doldursam atmıyor heybem azığını

bazen bir şiir okur seni
soyar giydiğim kalender sıfatları cümlemden
öznem öksüz kalır, yüklemim yetim..

bazen bir ırmakta akıntı durur
felsefe suda boğulur kalır
konuştuğum ezber bir bir dökülür
içim bir başka yıkılır

bazen, bazen bile demeye çekindiğim haller üstüme takınır
günahlarımı boyamaya hevesli şeytan gölgeme kamp kurar
aynada görünce taşlayacağım durumlar duygumu kuşatır
kesiği katran acı bir bıçak soluğuma saplanır
ne giden gelir
ne kalan kalır
koca dünya un ufak olur boğazıma takılır
baştan ayağa koleksiyonluk keder birikir
ne kadar duş alsam da çıkmaz ayrılıktan kalma kir

üstümdeki emanet gömlek kendini ateşe vermek ister
bir açıldı mı şikayet kusar şuramda şakıyan defter
sen olmadın mı tamamlanmaz hiçbir eyleme mastar
yüzlerce intihar teşebbüsü gözümün kökünde biter

bütün kötü haberler aceleci davranır
kaza ve belalar kuyrukta kalabalık
kanla dolar küvet, gözyaşıyla tıkanır gider
içimde eriyen sesim ‘yeter!’ diye kusmak ister..

içime o günler düşünce düşüncem falakaya çekilir
nostalji neşesini siyah beyazını kaybeder
bütün mevcudiyetimle sana yerleşesim gelir
kadrajımda ilelebet karanlık hüküm sürer

psikozunda dejavu nöbetleri
kosmozda fraktal çukurlar
kovalarım kanımı emen köstebekleri
yuvalanır kuyumda senden enkazlar

hesaplamaya korktuğum zamanlar beni benimle çarpar
senden geriye kalanlar kursağımı boğazıma böler
boşluğumu dolduracaklar boşluğumdan yırtar
senden biçilen kumaşı ölümcül alerjiler,
ilmek ilmek tenime diker…

Yorum bırakın