op.250: aykut akgül, zamanını sorar*

onu dedim bu masadaki hiç kimse affetmesin
çünkü artık uğruna öleceği bir hikayesi var

yorgun avcılar yoludur burası
burada şarkıların ima ettiği bazı baharat kokularına sahip mutfaklar
ve her kanat çırpanın özgür olmadığı bir gökyüzü vardır
hatta tutanak tutan melekler bile görülmüştür lacivert üniformalarıyla
kerrat cetveli ezberinde doğan çocuklar falan olmuştur
bütün piyanistler anarşist
bütün renkler takvimlere düşman
bütün resimler öznesinden utanan
ve bütün kelebek camları tanrıya açılan binlerce kapıdır aslında

ayrıca barut demek uykusuzluk demektir burada
şimdi, sıranın hangi iknaya geldiğine dair korkularımız tamamsa
başlıyorum
başlıyorum eğer üç evetle yağmalamaya hazırsak bu şehri
içimizdeki kendimizden bir hüzün taşımıyorsa elimizdeki alkol
kanepelerde intihar etmiyorsa çizgiflimler izleyerek çocuklar
düşünce kırılmadı diye yerden alıp tekrar yere çarpınca paramparça olan bütün bardaklar adına
hiç kaçarı yok demektir şarjörün
hızla geri adım atmasından başka
bas dedim sana şu tetiğe
bas ulan Allah’sız baasss!

kurşun elbette adres sormaz
ama zamanını hep sorar
hep sorar
daima sorar insana

bilmediğin şeyler var
mesela, annesi hala yaşıyor
ağlamayın artık şu çocuğu
ve bazı istasyonlar kadar
bir de bazı trenlerin hiç gitmediği kentler
o kentlerde koşmayı öğrenen taylar
o tayların şaha kalkmayı öğrenir öğrenmez vuruldukları destanlar vardır

al bu inzivayı şimdi usulca yarana sar
beni ilk düştüğüm yere
kendini ise ilk uçtuğun yere fırlat

ruhumu delik deşik ediyor bu cevaplar
ve kendini affetmek diye bir şey yok
her şeyin varoluşunun temeli
yalnızca vakti gelince elbette
sadece
ama
sadece
mahvolmak

Yorum bırakın