op.268: usame yördem, bir şey yaptım hiçbir şey için*

Yapabileceğim en iyi şeyi yaptım ve âşık oldum. Geceden kalma çayı, ocakta yeniden ısıtırken, bayatlığın verdiği acıyı, daha bardağa döker dökmez hissederken anladım aşkı. Taze bir şeylere ihtiyacım varmış gibi bir duygu sarsmıştı önce beni. Uyandırmıştı, sensiz sabahlardan. Artık bir arada uyanacak olmayı öğretmişti. Bu biraz yaşıyor olmak demekti, iyi bilirsin. Kendimi uzun bir yol boyunca sarkıtmıştım. Eve gelmeni bekliyordum. Aşk biraz da böyle bir şeymiş gibi kendi kendimi ikna etmeye çalışıyordum. Mahmur suratın, bana bir şeyler anlatacaktı ilk sabah, uzun süre dinledim ama anlayamadım. Olur dedim, olur.

Tedirgin terlikler giyinmiştin. Küçük ayakların vardı. Aşkın kolları uzundu. Bu sanki hayatta olan herkes için bir uzuvdu. Bilirsin, bir nevi kaybıdır her şeyin, yaşamak böyle ağız dolusu. Bir arada olmanın dilini böylece kuşanmıştık. Yıllar öncesinden gelip bizi bulan bölük pörçük anılar vardı üstelik. Bilirsin, bir çardakta denk gelmenin ama konuşamamanın da buna yakın bir anlamı vardı. Mecburmuşuz gibi yeniden denk gelmeye: denk geldik. İşte öyle.

Dönüp geçmişi aralayınca keşke ve iyi ki dediğimiz şeyler çarpışıyor. Bir yerinde duruyoruz dünyanın. Dünya, dönmeye devam ediyor ve biz yine de duruyoruz aynı yerde. Sanki aynı yerden yapılmaktan ibaretmişiz gibi. Ne tuhaf, insan aynı yerde durmaktan şikayetçi olurken bile hep aynı yerde. Aynı yerler, ayrılıyor içimde. Başkalaşıyorum.

Bu yerleri geçelim dediğimiz zamanlar sonra. Otogarda, bir otobüsü beklemenin heyecanını ikiye katlayan, bir otobüsün içinde, bekleyenin olmasını bilmenin sevincidir. Gözlerindir. Ellerindir. Dudaklarındır. Soğuyan hava, katran bir akşam gibi çökse de bu çöküşten de yıkılmadan ayakta dikilmektir. Bir uğraştır bazen. Bir yaşam. Bir uzak şehir. Arada binlerce kilometre. Nasıl oluyor da bunca mesafeden yoklanıyor kalbim, bilmiyorum.

Yapabileceğim en iyi şeyi yaptım. Sana âşık oldum. Bir uğraş edindim kendime. Uğraşmak iyi dedim. Uğraşmak, iyi oldu. Yaşama baktım. Yaşamın irili ufaklı gözlerine. Yaşamın, beni gördükçe büyüyen sesine. İç göçün, nasıl da bizi birbirimizle tehdit ettiğine. Her şeyin bir korku bulamacı haline geldiği geceler veya anlar oluyor. İnsan, en çok orada duruyor sevgilim. En çok orada. Bekliyorsun sadece. Dünya yine dönüyor. Hep aynı yerde bekliyorsun. Neresinde kalırız dönen dünyanın, türünden bir soru: içimde patlar.

Mevsimler değişiyor. Güneşli günler artıyor. Yeni kıtalar keşfetmek için sömürü sürüyor. Ellerim, bir acıyı bölüyor. Un ufak oluyor mutsuzluk. Yalnızlık, başka bir isim kullanıyor şimdi. Aradaki uzaklık, çarpılıyor, toplanıyor, çıkarılıyor. Bir boşluk beliriyor. Kendini yiyerek büyüyen boşluk. Artık darmadağın her şey. Kötü şeylerden bahsediyorum burada. Yokluğundan. Ölümden. Çaresizlikten. Yazamıyor olmaktan. Mutsuzluktan. Bir şekilde anlaşı geliştirememiş olmaktan. Mutluyken de yazılabiliyormuş, yaşamak denen ağrı.

Hep bir şeyi beklemenin adresinden yazıyorum şimdiyse. Hep aynı şeyi beklemenin adresinden. Hep seni beklemenin adresinden. Kıvrımlarından tazeliğin. Ulu orta sevmekten ve imreni dilini becerebilmekten. Üstüne başarısız deneyimlerden. Ulaşılmayan yerlerden. Sevişmelerden. İç içe geçmelerden veyahut iniltilerden. Ellerim, bir boşluğu nasıl da yontuyor böyle? Nasıl da yadırgamıyorlar, üzerinde gezinmeyi? Ellerim, ellerini buluyor ve yepyeni bir keşfe senin adını koyuyor. Soranlara yepisyeni bir sevmek. El değmemiş bir sevmek. Yahut daha ileriye gidecek olursak türlü bir aşk. Çeşitli yanmak. Sana değmek belki de. Feci şey.

Her şeyi bir yana itip yine de yaşamak. Onca şeye karşın. Daha iyi olabilirmiş gibi bir umutla üstelik. Senin inançların, benim korkularım bir de. Güçlü tavrın, alt ediyormuş her şeyi. İzliyorum bir bir.

Çayımı tazeledim. Seni bekledim. Yeni uyandım sayılır. Hayat, biraz yeni uyanmaktır sanki. Biraz ve demin. Kaçırdığım onca şeyi düşünmedim. Gariptir ki, buna da üzülmedim. Bir fırsatını bulup içime eğildim. Bak dedim, bak artık ben yokum, bak artık bilmediğim bir acıyı taşımayacağım. Bak şimdi yeniden başlıyorum. Bak dedim ona. Beni önemsemedi. Ben de bunu önemsemedim.

Yapabileceğim en iyi şeyi yaptım ve sana âşık oldum. Milyarlarca insan arasından sana. Değdiğimiz her şeyden sıyrılıp buluşmamız ne tuhaf. İhtimallerin bir bir bir gerçekleşmesi ne tuhaf. Bungun suratımızın yerini kikirdeyişlere bırakması ne tuhaf. Her şeyi, ellerimizle halledebileceğimizi bize düşündüren aşk ne tuhaf. Seni sevmek, ne tuhaf ve kekre ve mayışık. Ağzımda dolanan ağzının tadı, yüzümde gezinen ellerinin tavrı, baldırıma değen parmak uçların, sırtıma batan kaburgan, bir kısmı sivrilmiş omurgan, detaycı hastalığımız, düzensiz düzenimiz, başkalaşmışlığımız ne tuhaf.

Kitaplarına dönüp bakıyorum sık sık. Dönüp seni görüyorum. Odaları geziniyorum. Seni beklerken, seni arıyorum. Sana bakıyorum. Burada olmuş olsaydın da seni beklerdim. Tuhaf, aşk biraz beklemek mi ne, bilmiyorum. Kitapları renklerine göre ayıracaktım. Caydım. Yayınevlerine göre ayırdım. Aynı yazarların farklı yayınevlerinden çıkan kitapları, kafamı kurcaladı. Bunu düşündüm. Nasıl bir yol izlemem gerektiğini düşündüm. Kendimi, senin yerine koydum. Sen gibi düşündüm. Aşk biraz da bu. Empatim gelişiyor. Sana sevgim gelişiyor. Sana karşı yepisyeni ataklarımız gelişiyor. Benim ve kalbimin.

Okuduğun şiirleri okudum. Yeniden ve bilmem kaç kere. Hangi mısralarda durmuş olabileceğini düşündüm. Mısraların hangisinde kaldığını. Nerede soluklandığını. Nereyi düşündüğünü düşündüm. Vurucu cümleleri hızla geçtim. Kalbinin tekmelenmesine dayanamazdım. Sana bir acıyı çağrıştıran sözcükleri sessiz okudum. Kendimin bile duymasına tahammül edemedim. Bitsin diye okudum bazılarını, dayanamadım. Az kullandığın kanepeye oturdum. Karşımdaki camdan bir esinti yokluyor içeriyi. Perde uçuşuyor. Bu benim içimde bir şeyleri kımıldandırıyor. Bir yumruk diyordun sen buna. Gırtlaktan inmeyen bir yumruk. Ona benzer bir şey belki de. İyi bir yumruk. Güzel bir yumruk.

Yapabileceğim en iyi şeyi yaptım ve sana âşık oldum. Onca geç kalmışlığın acısını çıkarmak için bir anda yaptım sanki bunu. Bir anda oldu her şey. Olaylar hızla gelişti. Samimiyet, masumiyet ne varsa hani hep iç içe geçti. Yoğun bir boşluğu dövmüştüm. Sen de henüz dönmüştün. Ellerin duruyordu yerlerinde. Saçlarını boyatmıştın. İçini, dünyanı, hayatını boyamıştın. Rengarenk açıyordun. Görüyordum. Eski bir şeyleri büktüm ellerimle.

Eğildim sonra. El yazısına dönüştüm. Adını tekrar edip durdum. Aşk, biraz alışkanlık olsa gerek dedim. İlk defa deneyimledim. Alışmayı değil aşkı kastediyorum burada. Dördüncü yaşına girişini dinledim uzun uzun. Beceriksiz anılarını, mecburiyetlerini anlattın. Sana şaşırdığın şeyler anlattım ben de. Seni altı yıldır tanıyor olmayı sustum. Anladın. Bir süre uzaklara baktın. Orada ne vardı sevgilim, diye soramadım. Sormak da istemedim niyeyse. Eskileri eğip büktükçe kırılacakmışız gibi geliyor.

Yapabileceğim en iyi şeyi yaptım ve âşık oldum sana. Ama anladım ki, çok da matah bir şey değilmiş, bu beni kıvrandırıp duran şey. Yani aşk. Yani hiçbir şey yapmadım.

Yorum bırakın