op.272: mervan ari sunca – anne bak, babam bana soykırım aldı*

bana soracak olursan
-olma-
Benim annem, cumartesi günü vurduğunda kapımızdaki bal porsuğunu,
çok soğuktu.
ısınmak için babamın en sevdiği beyrut’u yaktık.
döndü gözümüz,
kötü günler için sakladığımız,
panoramik fotoğraflarda eskiyen,
adını bizim de unuttuğumuz
en boynundan asılası amcalarımızı yaktık.

onları yakmalıyız
çünkü
biz yakmazsak da öleceklerdi
hem de ölümleri bizi ısıtmayacaktı.

heceleyerek okuduğum incilin en sevdiğim yeri çarmıha gerilmeseydi
rüzgarın yanan her bi’ şeye etki ettiğini ispatlardım.
-Pazardan aldığım,
sadece kaburgamın düğününde giydiğim-
bakire eteğimi orta yerinden caaart diye yırtılmasalardı
sizi, ben olarak ağırlayabilirdim.
Hatta birlikte peri tozlu kan bile içebilirdik.

yani şimdi sen öleceksin
ben de sana kılıf bakacağım çarşıdan.
içine sığmayacaksın,
öldüğünü tekrar hatırlayacağım.

Kefenine işlediğim soykırım tablosunu
senin masamda unuttuğun “inşaat işçileri yevmiye defterinde” görmüştüm.
İlk görüşte vurulduğum sınıfsız dünya hayalleri bile zuhur edemiyor şimdi ölüyor oluşuna.
Vurulmak her hali ile kötüdür.
Kanınız akar,
Eğer sıcakkanlıysanız üşümezseniz.
Üşümemek iyidir.
Teninizde gezen kanın
Şah damarınızı mat etme olanağı yoktur.

Yorum bırakın