Sevgi… “Bir gün sana dünyada katlanılacak tek şeyin sevgi olduğunu öğreteceğim.” diyordu Aylak Adam’da Yusuf Atılgan. Ama hangi sevgi? Nâzım Hikmet’in Tahirle Zühre Meselesi’nde “hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil” dediği mi, yoksa Oscar Wilde’ın Oysa Herkes Öldürür Sevdiğini şiirinde “Çünkü herkes öldürür sevdiğini / Ama herkes öldürdü diye ölmez.”¹ dediği mi? Her şeye rağmen insanı yaşatan sevgi, demek istiyorum; sevda yüzünden ölmeye de öldürmeye de inat!
Bir Mustafa Kutlu anlatısı ile yanınızdayım. Anlatının ismi, “Hayvan Sevgisi”². Neden yazıya sevgiyle başladığımı şimdi anladığınızı umuyorum. Ve devam ediyorum: Anlatı, insanlığın binlerce yıldır süregelmiş hayvan sevgisinin bozulduğu bu modern zamanlara samimi, sitemkâr ve eleştirel bir bakışla yaklaşıyor. Hayvanların insan hayatındaki yeri iki farklı temelde yansıtılıyor: insana yoldaşlık edenler ve zaman zaman insanla yolu kesişenler. Yoldaşlık edenler bir hayli tanıdık: öküzler, eşekler, horozlar, tavuklar, kangal köpekleri… İnsanın kalbini metal sargılarla yamamaya çalışan fütürizm, bu yoldaşların yolunu da değiştirmiş tabii. Mustafa Kutlu’nun “bunca yıllık sevgili”, Pir Sultan Abdal’ın “irençberler hoşça tutun” dediği öküzün yerini traktörler almış. Anlatıda doğrudan geçmese de, eşeklerin yerini kamyonetlerin ve horozların yerini alarmların aldığını da biliyoruz. Tavuk ve civcivlerin aile saadeti yaşadığı kümes hayatı, civcivlerin bir otomobil parçası gibi makinalarda üretilip büyütüldüğü ve nihayetinde market raflarında “soyulmuş, ayıklanmış sarı pembe gövdelere” dönüştüğü bir trajedi hâlini almış. Asaletiyle nam salmış sürü bekçisi kangal, fiyaka olsun diye apartman aralıklarında ve fabrika önlerinde zincirlenmiş.
Zaman zaman insanla yolu kesişen hayvanlar artık yolda görülmediği için, yokluğu daha hazin hissedilenler belki. Ansızın bir çalıdan fırlayan tavşanlar yok artık, bir anda havalanan keklik sürüsü görünmüyor, bülbülü şiirlerde duyuyoruz ve turnanın adı türkülerde geçiyor.
Hayvanların hayatımızdaki kadim yeri birer birer azalırken, nicelerinin soyu da tükeniyor. Hâl böyleyken hayvanat bahçelerine, kafeslere hapsedilmiş muhabbet kuşlarına, süs köpeklerine “bu hayvan sevgisidir demeyin bana” dercesine karşı çıkıyor Mustafa Kutlu. Bu kaybedilen dostluğun yerini çocuklar için makinaların alacağından; kalplerden silinen hayvan sevgisinin kanunlara, derneklere, tartışmalara ve kitaplara konu olacağından yakınıyor. Oldu bile, diyor. Oldu bile.
Anlatı, 2018’in yazında yayımlanmış ve bunları 2024’ün ilk gününde yazıyorum ben. Geçen yıl, eskiden de olduğu gibi, bu konunun alevli tartışmalarıyla geçti. Hayvanseverler ile hayvanlardan zarar görerek endişelenenler arasındaki meseleyi, kalbinde sevgi bulunmayan caniler ile dini imanı para olan hayvansever maskeli tüccarlar çıkmaza soktu.
Kalbimiz yaşadıkça, kalbi ölüleri; aklımız başımızda oldukça da aklını kaybedenleri dinlememiz gerekmiyor. Bu anlatının kendine yer bulduğu İzdiham dergisinin kapağında, Diyojen’e de yer vererek “İnsanlık Aranıyor – Ölü ya da Diri” dediği gibi değil, “İnsanlık Aranıyor – Lütfen Diri”.
¹ Çeviri: Tozan Alkan
²İzdiham Kültür, Sanat, Edebiyat Dergisi Sayı:35, Haziran-Temmuz 2018, Sayfa 5.
