op.289: sylvan clownson – bu aralar kendimi tarzan sanmaya çok müsaitim*


‘Ben’ kelimesini karşındaki söylediğinde sana benden bahsedildiği gibi bir his yaratıyor. Normal bir insan ‘ben’den kimin kastedildiğinin ayırdını otomatik yapar. Ama bana hep garip geldi. Bana bir nevi benden bahsedilmesi… Karşımdaki başka ‘ben’in içerimdeki benle bağı.


Bir süredir fazlasıyla yoğunum. Şehir, damarlarımda akıyor. Modern insan hayatını ölümüne yaşıyorum. Kapitalizmi sömürüyorum. Tırmanmak için kafa eziyorum. Başlı başına yaşamak işi bile inanılmaz vakit alırken üzerine bir de iş işleri, ev işleri, kendime yapmam gereken işler. Tıraş olmak bir vakit kaybı. Yemek yerken geçen süreyle bir yazı daha yazabilirim misal. Hep bir şeyler eksik hissi. Sürekli bir şeyleri yetiştirme telaşı ama hiçbir şey yetişmiyor.


Deadline!


Ölü bir hat. Bir yerde oturup küçücük bir ekrandan sürekli inip çıkan çizgileri izlediğin durağan bir yaşam. Ama alıştıkça sadece sarışınları, esmerleri, kızılları görmeye başlıyorsun.


Gerçeklik; vebanın bir orta çağ şehrini ele geçirişi gibi hızla ve ardında halen yaşayıp insansı faaliyetlerine devam eden cesetler bırakarak ilerledi. Beynimin fakir varoşlarında para ve zenginlik düşüyle kandırılıp illegale düşen, kısaca kendinden vazgeçmiş varlıkların yaşıyor oluşu gibi, dokunduğu her şeyi bir zaman kaybına dönüştürüyor. Varlığı bir zaman kaybı. Aldığı her nefes, her oksijen molekülü üzgün.


Gerçeklik, bir Türk dizisi gibi anlamsızca uzayarak beynimde, sefil sarayındaki palyaçoya dek ulaştı.


Kafam karışık ve her akşam humusa sesleniyorum.


Onun ağzından kendi dudaklarımla (sanki ağzımın içinde bir ağız varmış gibi ve onun ağzında da humus var.)


Diyorum ki;

“Bugüne dek pek çok nöron kaybettim.

Bir zamanlar nöronlarım tüm bu beyni kaplardı. Bereketli ve hasadı bol bir beyindi burası. Gerçeklik bir çekirge sürüsü gibi hasadımı yedi, bir hastalık gibi beynimi çoraklaştırdı.”



Humus olanlardan habersiz.

”Gerçeklik tüm çatlaklardan sızıp hayatımı ele geçiriyor, kendime ayırdığım ‘ben’ noktalarını kaplıyor. Zaten zaman içinde küçücük kalmışlardı, şimdi üzerleri benle kaplandı. Her yer ben oldum. Kim bana benden bahsetse ona ondan bahsederdim eskiden, gerçeklik o mekanizmayı bozdu. Son zamanlar ne zaman ben desem hep sana söylüyormuş gibi hissediyorum. Kızım sana söyleyeyim, gelinim sen de gel. Ahali toplan! Size benden bahsedeceğim. Ama biraz bekleyin. Benden 8 milyar tane var. Hangisinden başlayacağımı bilmiyorum.”

Beton ormanının derinliklerinde, tamtam sesleriyle yankılanan bir balkonda, saksıdaki bir sarmaşığın başına çökmüş düşünüyorum.

Aslında ‘ben’ kanserli bir hücre de olabilir.








Yorum bırakın