aşk beni büyütmedi
valide’de tanıştığım sarışın çocuktan Sevda’nın Arapçada siyah demek olduğunu öğrendim
yeşil elbisesini giymişti
neden pasparlak rengi bu kadar koyu gözüküyor merak ettim
ağlamak beni büyütmedi
yanına yaklaştığımda uçmayan serçeler dahi kendilerini sevdirmezdi
atarken saniyesini tuttuğum kahkahaların ardından yüzüm ifadesizdi
çığlıklar beni büyütmedi
oysa zikirlerimi içimden çeker, meşkleri kulaklıkla dinlerdim
mor güneş gözlüklerim yıldızların noktalarını alır, parlatırdı
gitmek beni büyütmedi
mendil teklifleri nefret, yüzüme atılan tükürükler özlemdi
sonunda belki çirkin kulelerden fazlası vardır diye nehirleri takip ettim
yaralanmak beni büyütmedi
her gün yanından geçtiğim ağaçlar tutuştu
yeşilleri koyulaştı, sonra yok oldu
alevler 18. aya kadar sönmedi
ayrılmak beni büyütmedi
(yolda yürürken çarptığım) herkes benden özür diledi
birlikte yürüdüklerime (ayaklarına neden bastığımı) anlatamadım
sevmek beni büyütmedi
ataköy’den ilerisi yemyeşil ağaçlarla doluymuş
bunu ne(r)den bildiğim sorusuna verilecek doğru cevabı unuttum
kalemimin ne(r)den geldiğinin cevabınıysa rüyamda hatırladım
yalnızlık beni büyütmedi
yaralarımı kendim sararsam acı daha gelmeden hissedebilirmişim
ama bir daha hiç kızarmayan sırtıma ulaşamadım
aşk beni büyütmedi
bu şehir de hiçbirimize koşmaktan başkasını öğretmedi
kus/ş/ları kaçarken insanları bekleyemezdi
hiç yıkatmadığım ilk filmimle fotoğrafını da çekip gittim
