op.314: çağla nalbantoğlu – kentler ve ah!*

Masada duran ilaçları düşündüm ve ardından adımı. Adımlarımı sigara paketine gelince hızlandırıp boynumu küllükten aşağı sallandırdım. Vuruldum. Sokaktan biri örtüsüz, iki kadın geçti. Arkalarından frenler, adamlar, izmaritler ve çocuklar. Beraber yani aynı, diyerek yürüdü biri. Kolunu bir başkasının koluna geçirmiş, zincirlerini arıyor. Biri akılsız, iki adam geçiyor sokaktan, kırılıp dağılan kaldırım taşına sinirleniyor. Sövüyor, annesini ve anneleri yanaklarında yuvarlayarak. Anneler değiştirmez şekil, kanlarıyla büyür, kentler ve ah!

Burada olamamanın birçok tanımı var, sensizlik bunlardan biri. Bunlardan birini çuvala atıp mezarlıktaki tüm taşlara dökesim geliyor, etlerimi dişlerimle sökesim. Bunlardan hiçbirini yapmıyorum. Duruyorum. Kimliğin ön yüzüne, vesikamın altına sola hizalayarak yazacağım: ‘’Durmak dışında yetkisiz.’’  Bozulacak son kelimede el yazım, üşenmeyip karalayacağım tüm defterleri. Yağmurda şemsiye açmayanlar için biçeceğim.

Kolumdaki sakatlık, canımı sıkıyor. Faturaları ve ilaçları unutuyorum. Günleri karıştırıyor, herhangi bir dengeye sahipmişim gibi hissetmiyorum. Bıraksam etimi sıkmayı, kemiklerim yere kapaklanabilir. Tekrarlayabilirim geçmişi, tuzlanabilir cumartesi. Ölemem ama düşünebilirim bunu.

Sitemden fazla, inkardan azım. Birileri ve buraları için dileyeceğim af, dökeceğim yüz, sınanacağım ödül yok. Kalmadı. Geçtim içlerinizden, kana bulandım annelerin büyüttüğü kentlerde. Orman içlerinde ya da mezarlıklarda değil, kentlerin sokaklarında, banklarında, ucuz muhabbetlerinde, mantarı içine kaçırılan şarap şişelerinin güneşi selamlayan yeşilliğinde. Ama en çok evlerinizde öldüm ben. Araba camlarınız tozlandı, frenlere bastınız ama kesemediniz önümü. Dilimle ölümü çağırabilirken sizi çağırmaya tenezzül bile etmediğimi de konuşun arkamdan. Duyacağım nasılsa.

Öfkemin en saf halidir, aynaya yansıttığınız yüz. Katkısız bir dışavurum görürsünüz orada. Biri örtülü iki kadın, biri akılsız iki adam. Tanrının örgüsünü son ilmeğinde görüyorum. Ölüm diye söylediği, iki ucundan tutup sökmek tüm ilmekleri. Gülümseyin. Oyunun sonunda tüylenerek birbirine sarılan bir top yumak oluyoruz. Ben tüylenmedim henüz, ölümüm yeni. Vesikalığımın altına yazacak yeni bir şey buldum: ‘’Eskimek dışında yetkisiz’’

Çocuklar değişmez, kanlarıyla kirlenir, kentler ve ah!

Yorum bırakın