op.315: ümit tarhan – haviye*

Haviye; Bakışları sırtında kaldı demek
Allah’ın senin için istemediklerinin en güzeli
Yazgın, öznesi olamayacağın sesinin dışında artık
Oyuncaklarından birini çalmalıydın
En azından inançlarından bir azık
Açlık nedir bilmeden diasporanda endam ederdin

Kahin çalıyor, zorluyor kapıyı
Gösterecek gözlerinden o simsiyah kargayı
Kanatlarından dökülen papatyaları kitaplara gömmeyi
Her şeyi saksısında bir kök dibinde nasıl saklamayı
Senden ona kalan o tek düşünceyi;
Yıkmalı önce her şeyi…

“Sen hüsrana uğrayanlardansın”

Âdem iken
Adem olmaya çalışmanın güçlüğü karşısında
Yamacından itilen bir kaya parçasına sarıldın
Tutunacak bir yerin yok.
Duracak bir anın yok.
Sesin yok, şeklin yok
Ufak ufak ufalanıyorsun
Gören yok, duyan yok.
Ne yapmalı, nasıl yapmalı?
Çığlığını bir çığ gibi üzerine yıkmalı
Deliliğin gülümsemesine aldanıp
Düşme o uçurumdan.
Kahramanlar çağından bir düş ile değil,
Narkiss’in yanılsamasında bir bunaltı ile kaldın.
Nefes almak uzak bir ülke artık
Üzerine oturmayan ruhunun çığlığını kes.

Süreksiz ivmelenen inançsız öfken
O güzel öpücüklerinin yankısı ile dinmeyecek
Yüzünde gezinen parmaklarının sıcaklığı geçecek.
Soğuk, üstenci bakışlarında kalacak densizliğin.
Sen ekmek isteyeceksin başın önünde.
Dinsin isteyeceksin göğsünde debelenen açlık.
Ama beyaz ellerinde sana getirdiği ekmek olmayacak.
Düş kırıklıklarını kusacak kenetlendiği dudaklarına.
Dışında bir yerlerde boğacak o son çocuksu telaşını.

Sen onun o kocaman, güzel gözlerinde
Göstermek istiyorsun kendini Allah’a,
O, sırtına tırmanıp senin ardında
Kocaman, güzel gözleriyle
Kıskanç, basit bir bakış arayacak.
Öfken;
Sağanak yağmurlarda
Kaygısız, yarınsız koşan o çocuğu büyütmemesinedir.
Sen yine de Babek’i anımsa
Güneş senin de saçlarına düşecek.

Yorum bırakın