Babam alafranga bir dünyayı harçlık olarak verirdi
3 sakızdan fazla değildi ederi
Büyür, büyür sığmazdı ele avuca
Sakız falında kaybolan gözlerim
Akşam ezanı huduttu bize
Serin meltemiyle karanlık çökerdi
Telaşsız bir köy yaşlısı gibi
Ayıpsızdı geçen günlerim
Apaçıktı her şey günahı kim bilirdi
Yıldızlar vardı yadırgamayan yerini
Ateş böceği vardı kıskanmayan yıldızları
Ancak saklanırdı eşarbının altına
Annemin çocukluk özlemi
Kısmetse seneyeydi her şey
Henüz gelmemişti mevsimlerin en güzeli
Hayat hep bir boy yüktü ayacıklarıma
Her zaman geride kalırdım
Tüm ileri gidenlerden
Soluduğum düşler vardı
Yaslanıp karanlığın yamacına
Soluğumu kesenler
Peşine düştüğüm gizler de vardı
Bir daha kalkamamak da
Küstahlaşırken böylesine gerçekler
Dert etmek yoktu bir tek
Fakat
Annemin söz ettikleri vardı omuzlarımda
Dudaklarından damlayan
Bin yıllık dertten beter
Ben bilirdim güllerin suskunluğunu
Ötelerden günler gelirdi
Rüzgârın savurduğu
Gelip konardı avucuma
Anlatırdı küskünlüğünü
Derdi ki eğilip kulacığıma
Kısmetse seneye her şey
Zahmetsizce tutulan bir yas mıydı hayatım
Uzak diyarlarca dillendirilen
Öylesine uzak bir gün müydü?
Takvim yapraklarında adı geçmeyen
