op.344: ayşe ok – muvazene*

Birleştir ruhunu
Yol ayrımın da bariyer olacak.
Kendinle çoğal,
Putrel olmaz ise mukavemeti olmaz, Statiğini iyi hesapla.
Balkonu salona eklersen
Gelecek tuğlanın ağırlığını
Hoş görsün temelin.
Sen toprak değilsin
Sondaj yapamazsın.
“Dur bakayım ‘kil’lenmiş mi?”
Sana huzur veren su
Kagir yapının moralini bozar.
Ağaca can verirken, tahtayı çürütür.
Bazen denklemi yoktur;
Neyi, ne zaman,
Nasıl hissedip yaşayacağının.
Kalıp sabun değilsin zamanla bitmezsin.
Bir anda gideceksin, ‘ansızın’ları önemse.
Şimşeği örnek al kendine
Hemen fotoğrafını çekemezsin.
Folyolu zamana bırak diyorsun.
Bayatlama ihtimali yok öyle mi? Çözülmesini beklemek olur mu ki?
Vitamini kayıp, rengi mağrur,
Soğuk kokulu.
Buharı üzerinde tütüyor düşüncelerim.
İyiler, iyi bir şeyler kalmış olmalı:
Ara bir dar sokakta, bir şarkının sözünde, Bir kalemin defterle dansında…
Geceyi umutla bekleyen yarasaya
Anlatabilir misin günışığının ferahlığını?
Gördüklerin zihninin sana yansıması.
Bırak başkalarına izah etmeyi!
Sahte sesi, plastik gölgeleri
Ördeklere anlatın!
Merdümgiriz zihnimi
Değiştirebilirim zannederken
Hepten soğudum.
Matematiği tutmayan
Kelimelerin çöplüğünü,
Sessizliğimin gürültüsüne tercih ederim.
Güneş bile atmosferde kırılınca
Sarı görünüyor bize.
Kızarmış ekmek kokusu:
“Natsukashii.”
Sobada fokurdayan çaydanlık:
“Natsukashii.”
Salı günleri balık kızartması:
“Natsukashii.”
Artan düşüncelerimi
Serin bir yerde saklar oldum,
‘Isıtırsam değişir mi etkisi?’
Zaman bile zamanını bekler,
Yani: Kendisini.
Evrenin depoladığı bilgiler,
Mürekkep ile yazılanlardan değil.
Gizin ardı efsun.
Senin uyanmanı beklemeyecek!
Sekiz dakika önce doğdu bile güneş.
“Çapaklarının gölgesinde dinlenmeyi bırak.”
İyot kokusunu çizebilir misin?
Vakit sabit.
Kim nasıl kullanırsa
O kadar yansırım onlara:
Kimine göre dere kenarındaki
Korkunç sakallı dedeyim.
Mumun isli ışığında
Masalım dünkü çocuğa.
Çarşamba günleri ‘horoz şekeri’ satan
Camlı vitrinini kolunda taşıyan amcanın
Zihnimde canlanan
Otuz yılın üç saniye yansımasıyım…
Bücür zamanlar
Gecenin fitilini kısar.
Devleşen ruhun gölgesi
Duvarlarında oynar.
Çatlak kova ile taşı
Omzunu düşüren yükü.
“İnsanların kapağını aralık bırakıyorum.
Taşırmasınlar diye beni…”
Sancılar içinde kış ilkbaharı doğuracak.
Ve sonbaharın bastonlu sarı yaprakları
Usul usul ilerleyecek maviye.
Başıboş bu kentin anıları
Yüreğime saldırıyor;
Suskun, rutubetli sokaktan geçerken.
Acının tarifi yoktu.
İmkansızı tarif edemezdi insan.
Kapalı alanda kalmış savsaklığı ruhum. Kuru bir somun ekmek gibi
Geçiyordu günler.
Biraz ıslatsam küflenecek.
Anlamak benim lanetim.
Katran kokusu.
Çam kokusu.
Uyumsuz.
Uyumlu.

Yorum bırakın