Zamanı dolduruyorum Beşiktaş’ta kabıma
Kimisinin elinde tespih kimisinin dilinde tembih
“Yazma genç , damlatacaksın beni”
Ölü zamanın ruhları çarşının mazgallarına akıyor
Belediye katilleri çöpe atıyor
İşte bu duvar bana ayrılı ,siyah ve çizgili yüzü,
Çayım duruk, saatim soğuk, sandalyem bir o kadar saçık yola
Çayım, duruk saatim, soğuk sandalyem, “Birhan” kadar yatkın sola
Zamanımla dolaşıyorum Beşiktaş’ta
Zamanı cebinde garson ikinci çayı durduruyor:
“Afiyet olsun”
-görüyorum cebi delik, zamanı bitmek üzere-
Bu şiir izafiyet olsun
Kanlı ırgatla gökten bahşedilmiş yağmur,
tuttu zamanı Beşiktaş’ta
Saatim duruk, sesim ağlamaklı, şapkam bir o kadar ıslak
Saatim , duruk sesim, ağlamaklı şapkam, bir o kadar tırsak
Yankım göğe düşüyor urgan salınıyor
Kopmuş yıl taneleri bir hayatı ipliyor
Kabım dolu, çay bitik, yağmur bir o kadar duru
Kabım, dolu çay, bitik yağmur, bir o kadar kuru
Çayım, saatim, kabım hepsi ne kadar durdu?
Efendim yirmi beş yıl durdu
