op.352: ayşe zeynep öztürk – aşk bitti!*

Şimdi gel, gel sor bana! O kırk kuş geçmeseydi dağın ardına, verebilir miydim cevabını? O eski İran masalında aşık, maşukun gözlerine bakıp, “Bana gülümsediğinde biliyordum ki ben yüzyıllardır yeryüzünde seni aramışım,” demeseydi, öyle nefessiz bakabilir miydim sana? Durabilir miydim karşında? İbn-i Arabi, “Aşık olduğumu hem öldürür, hem diyetini öderim,” diyerek muhabbetin hasıl olduğu kişinin kalbinde nasiplenen filizleri anlatmasa yine de inanır mıydım? Reddiyelerin en şereflisini söylemeye dilim varır mıydı? Yahu Zeki Müren, “Sen kimseyi sevemezsin, sevmeyeceksin,” dememiş olsa yine de sevmez miydim, sevmez miydin? Peki şimdi, şimdi sorsan gelmez miyim?

Bana, sonsuzluğuna uzandığını bilseydim denizin, gözlerin yerine orada kaybolmayı yeğlerdim, demiştin. Acısız olurmuş. Acı. Siz, Proust haklı, diyenlerdendiniz. Ne acı. Aşk, hep karşılıklı bir işkenceydi sizin için. Fakat oyun bittiğinde, kartlar açıldığında; kaçacak yer kalmadığında ortaya çıktı alacakaranlığın mavileri, yoksa da sen, cennet hasretimi giderdin zaten, dediğinde zehirlendi bulutlar. Ancak meyli aşk sananların kuracağı türden bir cümle. Maşukunu sıfatlardan münezzeh kılanların değil, aşkın öz’neliğini yitirenlerin; öz’ünde kurduğu hasarlı bağları tamir edemeyenlerin zümresi orası.

Zümreye tam üyelik başvurusundansa, münferit fildişi kulelerinin yoluna düş’enler için bu başkaldırı. O’ndan, güzelce çizelim altını: Biz değiliz oranın evlatları. Çıkıp karşına, kulun da kölen de olmaya razıyım, diyen ben değilim. Yalnız, müdafaası öyle sanıldığı kadar kolay değil. Tek taraflı aşkların uğradığı durak yalnız ilahın mübalağası. Gülü de dikeni de sonsuzluğa saklanacak sayfa aralarına sıkıştırmakta değil mesele; mesele, yedi başlı ejderhaya, çift başlı kartala, bir namlu gözlerinin iki ucuna emanet etmek. Bırakın da vazgeçecek biri varsa o meyilli romantikler olsun; hadi bir de – en fazla – Bartleby. Ötesi İsmail sahiplerinin işi değil. İsmail’ini tanıyanın, bilenin, sevenin meselesi değil. Sizin İsmail’iniz kim, önce buna karar verenlerin endişesi bile değil.

————————————————————————-

Kalpler adedince dizilmiş yürekler, kalpler adedince yapılan aşk tanımlarını barındırıyor naçiz vücutlarında. Her bir kalp karşındakini kendi’siyle tanıyor, reyni ve gaynı ikilinin bağında ıslah ediyor. Yalnız bu vicdan mahkemesinin kurulduğu “kendi-ne has nedenler”; yalnız yaşamın tek kefareti olan sözleri kesebildiği, yaraların tamirinde hürlüğe eriştiği ölçüde serbest kalabiliyor. Beceremeyenler ise bir ömür reyni hapishanesine mahkum.

Kendi-ler-ine giydirdikleri hüküm ise, çoğunlukla yapıp ettiklerinin üzerini örtecek derecede bile seyretmiyor. Bir kalbi, hem de tüm nesneleri yok sayıp yalnız zat’ınızda var olan bir kalbi kırmak, başkasına ait mülkü talan etmekten farksız. Fethedilen bir topraktan öte, ömür boyu altında ezilecek bir vebale, mülke ortaklığa girişmek… Unutulmamalıdır ki, hükümranlık fertlere mahsus değil.

Aşık içinse, şifa hep kaim. Tüm istilalara rağmen, hakiki aşk tecelli ederse; ferdiyetin nitelleri ancak çeşitli zelzelelere uğrar. Öyle ki, iç uzaklarındaki çığlıklar, önce maşuku kalpsizlikle suçlar, Zeki Müren’in de mütemadiyen altını çizdiği üzere sevebiliyor olsaydı ancak beni severdi diye diye sıtmayı bünyenin her tarafına yayar. Burada üzerinde ihtimamla durulması, aşırılıktan uzakta dermanın aranması gereken yer, tam da şurasıdır: “Birinin kalbini kibrinden daha çok kırmışsanız sizi çok sevmiştir. Kibrini kalbinden daha çok kır(abil)mişseniz, size aşık olmuştur.” Bundan mülhem, İsmail’i yerinde kalpler için;

aşk cennetin ta kendisi.

Kendi’liğine cesaret edebilen kalplerin yeri de burası: Münkesiret-ül Kulub.

“Aşk bitti!” demek ise “Tanrı Öldü!” den sonra tezatlarımın en haysiyetlisi.

“op.352: ayşe zeynep öztürk – aşk bitti!*” için bir cevap

  1. Yazdığın yazınının hepsini okudum ve kendim için şunları söyleyebilirim: kendi içinde bakıldığında anlamlı olabilir ama bir bütün olarak ele aldığında bir anlam ifade etmiyor. Kuru ve tutucu bir anlatım tarzı var okuyuca yorum yapma şansı vermiyorsun. En azından yazılarda, geçişlerde birbirine bağlayabilirdin. Anlaşılması çok zor ve kapalı. Yazılan yazıyı en azından okuyucunun biraz da anlayabileceği bir şekilde yazılırsa bizler için iyi olur en azından yazdığın yazının sadece senin için değil bunu okuyan okuyucular içinde bir anlam ifade etmiş olucak. Özet olarak yazıyı parça parça ele alırsak güzel anlamlar ifade edebiliyor ama bir bütün olarak alırsak bir anlam ifade etmiyor. ( Yaptığım yorum şahsi yorumumdur sonuçta yazılan yazıların bir anlam ifade edebilmesi için biz okuyucuların beğenilerine sunulur)

    Beğen

Yorum bırakın