Tim Burton Kimdir?
Tim Burton, Amerikalı bir film yönetmeni, yapımcı, senarist ve sanatçıdır. 25 Ağustos 1958’de Kaliforniya, Burbank’ta doğdu. Sinema kariyerine Disney Stüdyoları’nda animasyon çizgi filmleri üzerinde çalışarak başladı. Daha sonra, kendine özgü tarzıyla tanınan ve karanlık, gotik, fantastik öğelerle dolu filmlerle ün kazandı.
Burton’ın en tanınmış eserlerinden bazıları “Beetlejuice” (1988), “Batman” (1989), “Edward Scissorhands” (1990), “The Nightmare Before Christmas” (1993), “Ed Wood” (1994), “Mars Attacks!” (1996), “Sleepy Hollow” (1999), “Charlie and the Chocolate Factory” (2005), “Corpse Bride” (2005), “Sweeney Todd: The Demon Barber of Fleet Street” (2007), “Alice in Wonderland” (2010), “Dark Shadows” (2012), ve “Miss Peregrine’s Home for Peculiar Children” (2016) bulunmaktadır.

Burton’ın filmleri genellikle karanlık bir mizah, dışlanmışlık, yalnızlık ve farklılık gibi temaları işler. Sanat tarzı, sıra dışı karakter tasarımları ve benzersiz atmosferleriyle tanınır. Ayrıca çoğu filminde Johnny Depp ve Helena Bonham Carter gibi oyuncularla sıkça çalışmıştır. Tim Burton, sinema dünyasında benzersiz bir imza tarzına ve sadık bir hayran kitlesine sahiptir.
Big Fish

Tim Burton’ın 2003 yapımı “Big Fish” filmi, Daniel Wallace’ın aynı adlı romanından uyarlanmıştır. Film bir adamın ölüm döşeğindeki babasının hayat hikayesini dinleyerek onun gerçek ve fantastik hikâyelerle dolu geçmişini anlamaya çalışmasını konu edinir.
Olaylar, Will Bloom’un, babası Edward Bloom’un ölüm döşeğinde olduğu zamanlarda, babasının anlattığı fantastik hikâyeleri gerçekleştirip gerçekleştirmediğini anlamaya çalışmasıyla başlar. Will, babasının hikâyelerini yıllar boyunca gerçeklikle karıştırarak ona olan öfkesini ve hayal kırıklığını ifade etmiştir. Ancak, babasıyla olan bu son zamanlarında, onun hikayelerinin gerçek olup olmadığını öğrenmeye karar verir.
Edward Bloom’un gençlik yıllarından itibaren yaşadığı olağanüstü olayları dış ses eşliğinde izleriz. Edward, Alabama’da küçük bir kasabada büyürken, sıra dışı maceralar yaşar. Bu maceralar arasında büyülü bir dev, bir cadı, bir dikenli orman ve bir dev balık gibi fantastik unsurlar bulunur. Edward, bu hikâyeleri anlatarak hayatının sıradışılığını ve maceraperest ruhunu ifade eder. Ancak, Will bu hikayelerin gerçek olup olmadığını sorgular ve babasının gerçek benliğini anlamaya çalışır.
“Big Fish”, gerçeklikle hayal arasındaki ince çizgiyi keşfederken aynı zamanda baba-oğul ilişkisini de derinlemesine inceler. Film, zaman, hafıza ve aile bağları gibi evrensel temaları ele alırken, fantastik unsurlarıyla izleyiciyi büyüler. Tim Burton’ın karakteristik görsel tarzı, filmin atmosferini destekler ve izleyiciyi büyülü bir dünyaya çeker.

“Big Fish” hem gerçeküstü öğeleriyle hem de duygusal derinliğiyle dikkat çeken etkileyici bir film olarak öne çıkar. Büyülü atmosferi, karakter gelişimi ve duygusal derinliğiyle izleyicilere unutulmaz bir deneyim sunar.
Film fantastik karakterler (dev, kurda dönüşen sirk sahibi, yapışık ikizler, cadı) açısından oldukça gelişmişti. 2003 yapımı olması beni şaşırttı çünkü teknolojik efektleri kusursuz anlatan bir yapısı var ve büyülü gerçeğe seyirciyi inandırabilecek kapasitede bir iş. Senaryo akıcı ve sürükleyici. Filmin sonunda Edward Bloom’un yaşadıklarının süslenmiş ve abartılmış, gerçeğin fantazileştirilmiş hali olduklarını öğrensemde, hikâyenin hem görsel hem de yazım açısından iyi olmasından dolayı yaşadıklarının gerçek olduğuna inanmıştım. Karakterler ve karakterler arası bağ doğal. Sadakat, aşk ve dostluk gibi temaları da güzel işliyor. Örneğin Edward cennet olarak tasvir edilen kasabadaki genç kız büyüyünce ona âşık olmasını doğru bulmuyor ve o kasabaya bir daha uğramıyor. Cennet olarak kullanılan mekânın beyaz köşkler içermesi klişeleşmiş bir sembol olsa da rahatsız etmiyor. Kahramanın, cennettekiler iflas edince arsaları satın alması da manidar.
Film ilk görüşte aşk temasını da ele alıyor ve aşk konusunda bizi hiçbir zaman hayal kırıklığına uğratmıyor. Edward ilk görüştüğü kadın hakkında bilgi toplamak için sirkte çalışıyor ve her ay sonu patronu onun hakkında bir ufak bilgi veriyor. En sevdiği çiçeğin nergis olması gibi… Filmin sonunda Edward’ın tanıştığı tüm kişilerin gerçek olduğunu görürüz fakat biçimler de biraz farklılıklar vardır. Mesela yapışık ikizler, yapışık olmayan ikizlerdir. Edward ölmeden önce oğlundan hikâye anlatmasını ister. Oğlu da ona ölümünü olduğu gibi hastanede değil sembolleştirerek, imgesel bir biçimde anlatır. Gerçeğin, bazı parçalarına dokunmayarak; süslenmesi ve öyküleştirilmesi onu daha lezzetli bir gerçek yapar. Doktor, Will’e babasının anlattığı gerçekleri tercih ettiğini söyler çünkü katıksız gerçeğin bir tadı yoktur. Will doğum hikayesini merak etmektedir. Babası ona fırladığını ve hastane koridoru boyunca kaydığını insanların onu tutamadığını söylemiştir fakat işin aslı normal bir şekilde doğmuş olmasıdır.
Beetlejuice

“Beetlejuice”, 1988 yapımı bir fantastik komedi filmidir ve Tim Burton’ın yönettiği ve Michael Keaton, Alec Baldwin, Geena Davis ve Winona Ryder gibi oyuncuların başrollerini paylaştığı kült bir yapımdır. Film, ölüm sonrası yaşam, hortlaklar, hayaletler ve hayalet avcıları gibi temaları eğlenceli bir şekilde ele alır.
Film, Barbara ve Adam Maitland çiftinin (Geena Davis ve Alec Baldwin), bir araba kazasında ölmelerinin ardından, evlerini satın alan ve başta sevimli gibi görünen ancak sonradan kâbus dolu bir maceraya dönüşen Deetz ailesiyle (Catherine O’Hara, Jeffrey Jones ve Winona Ryder) başlarına gelenleri konu edinir.
Barbara ve Adam, eski evlerini terk etmek istememektedirler, bu yüzden Deetz ailesinin hayatını cehenneme çevirmek için bir dizi hortlaklık numarası yapmaya karar verirler. Ancak, hortlaklık işi sandıkları kadar kolay olmayacaktır. Bu sırada, Barbara ve Adam, evlerine taşınan Deetz ailesinin genç kızı Lydia’yla (Winona Ryder) arkadaş olurlar. Lydia, hayaletleri görebilme yeteneğine sahiptir ve bu durum onları Deetz ailesinin tuhaflıklarına karşı bir araya getirir.
İşler karıştığında, Barbara ve Adam, evlerini satın almak için kılık değiştirme arayışındaki eski bir hortlak olan Beetlejuice (Michael Keaton) adında bir ruh çağırma uzmanından yardım isterler. Ancak, Beetlejuice’un yardımı almak, daha büyük sorunlara yol açar ve işler kontrolden çıkar.

“Beetlejuice”, karanlık mizahı, benzersiz görsel tarzı ve dikkat çekici karakterleriyle tanınır. Tim Burton’ın imzası niteliğindeki gotik ve fantastik unsurlar, filmi diğer komedi yapımlarından ayırır. Aynı zamanda, film, ölüm sonrası yaşamı ve insan ilişkilerini ele alan derinlikli bir temaya sahiptir, bu da onu sadece bir korku-komedi filmi olmaktan öteye taşır.
Sonuç olarak, “Beetlejuice”, eğlenceli ve çarpıcı bir hikâye anlatımıyla, görsel olarak etkileyici bir dünyayı izleyiciye sunar. Karakterlerin çarpıcı performansları ve filmin mizahi yaklaşımıyla, seyirciyi hem güldüren hem de düşündüren bir deneyim sunar.
Yine oldukça güçlü sahne dekorasyon ve sihirbazlıklara sahip güçlü, duygusal bir yapıt. Özellikle Lydia’nın bu ölü ama mükemmel çifti çok sevip onların yanında olabilmek için ölmek istemesi çarpıcı bir arzuydu. Beetlejuice’dan da bir şeyler beklerdim. Duygu kırıntısı, yaşanmışlık vs ama o sadece saf kötülüğü temsil ediyordu. Zengin kesimin ölüleri bile rahat bırakmayıp ticarete dökmek istemesi şaşırtmadı. Eve taşınan kadının anlamsız heykellerine büyük pahalar biçmesi de geçmişten günümüze sanatın anlaşılmazlığından yararlanılarak nasıl da keyfi ve fütursuzca sergilendiğinin bir göstergesi. Film, sadece yaşadığı dönemi değil yıllar sonrasında bile yaşananları hala özetleyen öngörülü ve başarılı bir yapıt olmuş.
Corpse Bride

“Corpse Bride” (Ölü Gelin), Tim Burton’un stop-motion animasyon tekniğiyle hayata geçirdiği bir film. İlk olarak 2005 yılında gösterime giren film, gotik tarzı ve karanlık hikâyesiyle dikkat çekiyor.
Film, Viktor adlı genç bir adamın yanlışlıkla ölü gelin Emily ile evlenmesini konu ediniyor. Viktor, panikle Emily’nin bulunduğu Yeraltı Dünyası’na götürülür ve burada kendini bir dizi olayın içinde bulur. Ancak gerçek aşkı olan Victoria’yı düşünerek bu durumu düzeltmek zorundadır.
Öncelikle film, görsel açıdan büyüleyici. Stop-motion animasyon tekniğiyle yapılan karakterler ve detaylar oldukça etkileyici. Kontrastlara bayıldım. Bir karakterin upuzun çenesi varken diğerinin yok denecek kadar az olması. Yalnız karakter gelişimleri yetersiz ve derinlikten yoksun. Viktor ve Victoria gibi ana karakterlerin ilişkisine dair duygusal derinlikten çok daha fazlasını beklerdim. Sırf piyano çalabiliyor diye kadından bu kadar hoşlanmasını yapay buldum. Kostüm tasarımları çok daha iyi olabilirdi, özellikle elinde gotik bir tema bulunurken. Siyah dantelli, işlemeli elbiseler müthiş yakışır ve filmin havasını iki kat daha büyüleyici bir hale getirebilirdi. Bununla birlikte, filmdeki müzikler oldukça etkileyici ve atmosferi güçlendiriyor. Danny Elfman imzalı soundtrack, filmdeki duygusal tonu destekliyor ve izleyiciyi hikâyenin içine çekmeyi başarıyor.

Sonuç olarak, “Corpse Bride” görsel açıdan etkileyici ve atmosferik bir film olsa da hikâye ve karakter gelişimi açısından eksiklikler taşıyor. Ölüler diyarını, o diyardaki karakterlerin yaratıcılığını (örneğin kendi kemiklerinden müzik aleti yapıp bizi eğlendirmelerini) sevdim. Oradaki enerji gerçek dünyada bulunandan daha güzeldi. Sanki ölürsek bizi daha eğlenceli bir hayat bekliyormuş gibi. Film makyaj açısından da yetersizdi. Geline bile günlük makyaj yapmışlar. Gerçek dünya ve ölüler dünyasının renkleri daha keskin ve kontrastlı bir biçimde ayrılsaydı, görsel ve sembolik açıdan daha fazla haz duyacağımızı düşünüyorum. Her ne kadar hikâye zayıf karakterlerde derinlikten yoksun olsa da izlemesi keyifli bir yapıttı.
