op.366: fatih bozdoğan – kadına*

Yaşamanın ne olduğunu hatırlıyor muyuz biz?
Mutlu olmak çabası bize uğramayalı ne kadar oldu?
Bilmiyoruz demek ayıbıdır dürüstlüklerin, bilmemenin acizliğindeyiz
Farkında bile değiliz yürürken artık;
Kimler düşmanı bizlerin, hangilerinden darbeler yiyebiliriz?

Yağmurlu havaların ıssızlık kokan gecelerinde
Damlaları ne kadar kırmızıya döndürebilir kaderlerimiz?
Sabahları güneşin vurduğu birikintiler şiddet kokar 
Ağlar artık yüreklerimiz suyun ışıklara kırıldığı asfaltlarda.

Her gün dökülen kanları anlamlandıramamaktan titrek gözler gözler görüyorum.
Acımasızlıklara, yorgunluktan bitkin düşmüş gözbebekleri
Ve artık tonu olmayan kırmızılarla boyanmışlar.
Muallimler şımarıklık,
Hekimlerse enfeksiyon sanar, 
Bilinmezliğin simgesidir filanca renkler
Kavgalar, dövüşler ise bilinirler;
Konuşmaktan utanmış dudaklarımız açılamaz
Soluk toplumlar ses çıkarmaz, kaçmanın sessizliğinde sürer yaşanmamışlıklar 
Lakin hayat denilemez her yaşanmışlığa, çevremde hukuksuz savaşlar…

Sebepsiz cahiliyetlerin kindar hiddeti,
Kalp hırsızlılarının, yaşam soygunlarının noktası olmuş bedenlerimiz
Birkaç insan var, insan demeye bin şahit
Azrail’in yeri batmakta,
Azrail bir dursana!
Gözlerin yanlış yön, tırpanın yanlış tarafta

Toplumun nabzının tartısı var, işlevsiz
Özellikle nabızlar gitgide yok oluyorken ahiretin sessizliğinde
Bir tek katillerin pislik gülüşleri etrafta!
Üfler misin yukarıdan be ölümün son sanatkarı,
Ez geç bulutları, dalları!
Cehennemde hesaplaşalım,
Anlatamam düşündüğümü apaçık vaziyetiyle fikrimdeki adaletin,
Yahut nelere düştüğümü bu öksüzlük ormanlarının yok olmuş dallarında

Heyecanlardan arınmış korkular var içimizde
Geceleri yürümek hasret olmuş biz dilleri kesilmişlere,
Hayli zorlu inanmak bu diktatör çizgilerine,
Hicranın doruğunda, yaşamanın en tadı pis yerlerinde 
Ağzımızda kanlara bulanmış tükürükler 
Soruyorum Tanrım, bunlar hangi milletin lehine?

Farkında bile değiliz özünde!
Eskiden “kan” denince neler gelirdi aklımıza 
Ne için ağlak bakardık hissetmeden 
Karıncalanmış parmak uçlarını 
Şimdilerdeyse nedir kanlar?
Eve gelememektir,
Yürüyememektir tehlikenin sokaklarında,
Giyinmemektir en saf güzelliklere oturturcasına kıyafetleri,
Farklı düşünememek,
İsyan edememektir dogmaların inatlaşmış biçimlerinde.

Yalnızca dillerimiz değil, yollarımızda da kesikler
Sadece kıyamete sabit bir melek değil görmediğimiz
Tümden kör gözlerimiz 
Algılarımızda kapanmış kapılar,
Zillerin cezası var fark etmez şiirler, operalar
Bazısı adaletten anlamaz 
Kül eder hayatı yaşatmaz 
Bazısında eşitlik hakarettir,
“Sen otur evinde, bak çocuklarına” 
Zindan eder hayatı, bir voltaya geçirmez nazını”

Bağlananları gördüm ben tabutların en zifiri köşelerinde, tek parça
Aklımda peyda eder, bazen evindesin çocuklarınla
Kalbin atması gerektiği gibi ancak ölü,
Düşüncelerin parmaklar ardında kapkara
Ruhun başka yerde, isteklerin uzaklarda ve çok uzaklarda
“Yürü be kızım tesellin mutfaklarda”

Nasıl böyle bir sevgisizliğe sürüklendik?
Kapanan tek şey gözlerimiz miydi cidden,
Kalbimizde bağları yok mu?
İpten ince, sudan hassas
Sarsılan dizeler gibi kadınlığın fay hatlarında
Onlar titreşimlerden etkilenemez mi 
Ufakça bir darbe depremi hissettiremez mi?

Öyle nefretim bulutlara!
Baktığımda her gün yıkadığım camlardan
O buruşuk ellerimle tutunamıyorum özgürlüğe, demokrasiye inat!
İstediğin zaman istediğin yerde düşünsene 
Sürüklenerek değil,
Uça uça, süze süze
Tanımlayamıyorum bile, insansızlığa inat düşünsene!

Öfkeyle kirlenmiş evimin içinde, burnumda tüten adaletsiz bir rutubet var benim,
Bir insan aynada temizlik yaparken 
Sıkılır mı bakmaktan gökkuşağının burjuvazi tonlarında olan yüzüne
Sıkılır hüzünlü morlukların zenginleşmesinden 
İçi ağlaktır dışıysa sahte gülüşlerin yuvası, melankoliktir ev içi monarşinin koltukları.

An itibariyle ufak bir adadayız,
En devasa haksızlıklarında ayrımcılığın.
Falanca zamanlarda bağırıp haykırmak
Hükmetmek dalgaların hiyerarşisine en güçlü zamanlarında 
Darmadağınık geçmişimizin en mühürlenmiş kıyılarında.

Farklılıklarına sığdıramıyorum,
Kelimelerimin gözyaşlarıyla dövülmüş sebeplerini 
Elimde baltam, kalbimde bir ağrı var
Yüreklerin zindanlara hapsolmuş hissi onlar,
Baltalarıyla cüce kanunları,
Özgürlüğe hasret damarlarımın gelgitleri 
Eşitsizliğin hançerinin portresinde dağılmalara alışmış yüzüm, parçalanmalara.
Bense tuvalin üstünde pastellerin okşamasını beklemekteyim 
Pastellerim ne yağmur altında ne de havada çiğ var?
Akıyorlar en akmaması gereken dakikalarda
Sistemin yas tutturan pervasızlığına!

Kadınların melek olduğuna 
Ürpermemiş aşklara tutunup, uçabileceklerine dair rüyalarım
Bilinçaltımdaysa karşılıksız bir edebiyat, cinayetlerin mahkemesi,
Dizelerim, yobazlaşmış kültürlerin en sıradan hakimi 
Her şey göründüğü şeffaflığında ve çekiçlerim yalnız benim ellerimde
Ancak halan bir üzüntü,
Çıkarlar için kılınan Namazlarcasına sabırsız
Bir ateistin ölümden beklediği kadar ümitsiz
Ancak fark etmeksizin sizler cennetinizdeyken 
Oraya getireceğim bir adaletim var benim.

Üzerinizde bembeyaz gelinlikler olabilecekken 
Beyazlarından sıkılmış bir mermere bürünmüş, 
Kulaklarınızda rengarenk çiçekler,
Papatyasından akasyasına, defnesinden kadifesine önemsiz aylar,
Şimdilerde en hoyrat rüzgarlarda yıkılmayan o çiçeklerden meyveler doğar
Yazılar yazabilecekken, yapabilecekken heykeller
Toprağın altında tüm efkarıyla döngüler ve dönüşümler
Sizler sanatkarsınız
Tek kelimelik şu lanet edilesi dünyada
Kelimelerce roman,
Sayfalarca şiir,
Uç göklerde en payidar resimlersiniz.
Günü geldiğinde sizler yaratıp da sanatlar bu dünyaya neyin ne olduğunu göstereceksiniz.
Adaletteniz, adalettensiniz.

Yorum bırakın