op.368: batuhan durak – nuriye insta’dan story izliyor*

Garson elinde pos makinesiyle masamıza doğru hızlı adımlarla yaklaşırken sesimde herhangi bir çatallaşma yaşanmaması adına boğazımı temizledim. Herhangi bir tükürük partikülünün beni gülünç duruma düşürmesine asla müsaade etmem. Ardından duruşumu düzelttim, omuzlarımı mümkün olduğunca yükselttim. Tamamdır. On saniye önceki benden daha özgüvenli miyim? Bence evet. Gecenin en gösterişli hareketini yapmaya hazırım. Şimdi kendinden emin bakışlarla garsonun masamıza doğru gelişini izleyebilirim. Son üç adım, iki, bir ve gösteri başlasın.

Garson bey, “Ayrı ayrı mı?” diyerek günlerdir hazırlandığım şovun açılışını yaptı. Gayet hoş bir açılış, teşekkürler garson bey. Ben de garson beyin bu güzel sorusuna hemen cevap verdim: “Ne münasebet.” Ardından saniyenin onda üçü gibi bir süre içinde göt cebimdeki cüzdanımı çıkardım ve bizimkilere döndüm: “Arkadaşlar,” dedim, “bu akşam bendensiniz. Hiç itiraz istemiyorum.” 

Bizimkiler dediğim, ilkokul arkadaşlarım bu arada. Yüsra, Fatih, Hatice, Muammer ve canım Nuriye.

Ben böyle bir çıkış yapınca, yok yahu, olur mu öyle şey, bölüşelim, herkes yediğini içtiğini ödesin gibisinden belli belirsiz ve ziyadesiyle gönülsüz itirazlar yükselir gibi oldu. Yalandan söylenme bulutunu, jilet gibi çıkardığım kredi kartını sol elimle birlikte omuz seviyesine kadar kaldırarak dağıttım. “Arkadaşlar,” dedim, “lütfen. Ne dedim? İtiraz istemiyorum.

Gösterdiğim bu kesin ve net tavır karşısında hemen ikna oldular. Hem ikna olmayacaklar da ne yapacaklar, dünden razılar zaten. Beleş yemek, keriz parası, kısa günün karı. Allah bereket versin.

Sırasıyla bizimkilerin ikna oluş cümleleri:

Yüsra: “E ne yapalım o zaman? Emir demiri keser. Kesene bereket.” Teşekkür ederim Yüsra. 
Fatih: “Olmadı böyle ama neyse artık. Bir sonrakinde helalleşiriz.” Estağfurullah Fatih.
Hatice: “Çok cömertsiniz beyefendi, teşekkür ederiz.” Heh şöyle Hatice gibi olun biraz. İtiraz etmeyin, iltifat edin.
Muammer: “Kesene bereket kardeşim.” Bu söylendi yalnız Muammer, keseme bereket olmasından başka minnet cümlesi bulamadın mı Allah aşkına?

Peki benim hesabı ödeme şovuma kim sessiz kaldı dersin? Nuriye tabii ki. Normal şartlarda bırak yemek ısmarlamayı, günahımı bile vermeyeceğim ekibe Nuriye’yi etkilemek için yemek ısmarlıyorum. Benim yüce gönüllüğüm ve centilmenliğim karşısında Nuriye ne yapıyor? Insta’dan story izliyor.

Ben tüm dikkatimi Nuriye’nin dudaklarından dökülecek bir kelimeye vermişken garson bey, “Alayım o zaman kartı,” dedi.

Buyurun garson bey, buyurun.

Ah be Nuriye’m. Allah razı olsun, bu gece de karnımız doydu sayende, demek çok mu zor? Onu da geçtim, içten bir teşekkür? O da yok. Bir küçük gülümseme en azından? Ah be Nuriye’m. Yazıklar olsun sana. Yirmi beş yıldır bana karşı kayıtsızsın. Yirmi beş yıl boyunca en ufak bir ilerleme kat edemedik seninle. Okula başladığımız ilk gün “saçların ne güzel olmuş, annen mi ördü?” dediğimde de siklememiştin beni, hala siklemiyorsun. İçim yanıyor be Nuriye’m. Ama  ne yalan söyleyeyim, bir yandan da takdir ediyorum seni. Tam bir istikrar abidesisin.

Ben Nuriye ile birlikte geçirdiğimiz, daha doğrusu geçiremediğimiz, yirmi beş yılı düşünürken garson bey kılçık gibi sesiyle bir anda bugüne döndürdü beni.

“Bakiye yetersiz uyarısı verdi.”
“Efendim…”
“Bakiye ye-”
“Bir daha deneyin lütfen.”

O kelimeyi tekrar etmesine müsaade etmedim. Onurum, şerefim ve haysiyetim hakkında “yetersiz” sıfatı kullanılabilir belki ama söz konusu kredi kartım olduğunda bunu asla kabul edemem.

Reddedildi beyefendi.

Reddedildi demek he. Garson beye şöyle bir alıcı gözle baktım. Gömleği, yeleği, papyonu… Kılık kıyafeti oldukça düzgün bir garsondu doğrusu. Böylesi nezih bir mekanda da böylesi şık garsonların çalışması beklenirdi elbette. 

Yüsra ve Muammer gözlerini benden kaçırarak kendi aralarında fısıldaşmaya başladıktan sonra Fatih, ben halledeyim diye araya girmeye kalkıştı. 

Sen bir dur Fatih’çim.

Kapa çeneni iki dakika, sikmeyeyim belanı Fatih. Hiç sırası değil şu an. Elim ayağım birbirine dolana dolana diğer kredi kartını çıkardım. Bakiyesi yetersiz olan mavi renkli kredi kartını garsondan aldım ve bakiyesinin gayet yeterli olduğunu düşündüğüm kırmızı renkli kredi kartını garsona uzattım.

Buradan alalım o zaman garson bey.

Fatih’e dönüp “Yanlış kartı vermişim ya…” gibisinden sikko bir yalan sıktım ve hemen ardından çaktırmadan göz ucuyla Nuriye’yi süzdüm. Sen canını hiç sıkma Nuriye’m. Bu ara harcamalar üst üste geldi, boş zamanlarında spor yaparım diye aldığım ağırlık çalışma istasyonunun taksidi de eklenince bu harcama trafiğine mavi renkli kredi kartım bum olmuş. Maddi sıkıntılar içerisinde olduğumu sanma sakın, birkaç aya toparlarım.

Bu da reddedildi.

Bir şey diyemedim. Nuriye’ye baktım, hala insta’dan story izliyor. Tam bir istikrar abidesisin Nuriye, aşkıma kayıtsız olduğun kadar rezil oluşuma da kayıtsızsın. Kapa şu insta’yı iki dakika da alaycı bir tavır takın ya. Amına kodumun züğürdü, senin neyine bize yemek ısmarlamak, sen önce kendi götüne don al de. Ne bileyim bulgurdu fasulyeydi mercimekti bana erzak yardımı yapabileceğini falan söyle. Aşağıla beni yani. Sence de biraz olsun hak etmiyor muyum aşağılanmayı? Ah be Nuriye’m. Yirmi beş yıldır hiç umrunda olmadım. Belli ki bir yirmi beş yıl daha da olmayacağım. Yine de seni çok seviyorum.

Talihsiz bir akşam oluyor diyebilir miyiz garson bey? Bence kesinlikle diyebiliriz.

 

 

Yorum bırakın