Yüksekten aşağıya, alaşağı kalbim.
Herhangi birinin iyiye inanma nedeni olmaktan öte ne ola.
İnsanın kendine inanma sırrı nerededir.
Etten ve cinsiyetten sıyrılmak tam olarak nedir.
Yazıp sildiğim metinleri, dinlediğim şarkıları, okuduğum şiirleri hepsini bir yana bırakmayı başardım da bir tek aklımın kırık odalarına çare olamadım. Ne vakit çınlasa kulağım, hep kötü andım beni.
İyi hissetmediğim vakitlerde altını çizdiğim her cümle, içimde oturacak bir yer buldu.
Yeryüzündeki sonsuz arzu tüm dengesizliğini serdi önüme. Geride kalan, bin defa yalnızlık. Dayan dayanabilirsen.
Alçaktan yükseğe tutunarak çıktım. Tam zirve noktasında koptu halat, kirli günlere doğru. Suya anlattım derdimi.
Kaçtım.
Kaçtım diye pişman olmak isterdim. Hiçbir kaçış yerini pişmanlığa bırakmadı.
Yetinme duyusunun sunduğu karmaşa, dingin bir delirmenin ses bulmuş hali.
Onlar, bunun adına büyümek diyecekler, şüphesiz.
Oysa benim vardığım bu yerin adı, bilememek.
Bilememek, kendinden utanmak, hep onlar gibi olmak istemek, kadına, adama, homoseksüele, lezbiyene, siyaha, beyaza benzediğinde kendin olamadığın için öfkelenmek, yaşamak yolu.
Taşlı, kırıcı ve yorucu. Kınından çıkmış bıçak kadar keskin ve yırtıcı.
Yine de varmak istiyorum, tüm imkansızlıkların ortasında koşulsuz bir arzuyla…
Bana.
Bana rağmen hem de iyi yolculuklar dilerim kendime.
