Çamurdan kale yaptığımız zamanlar henüz bitmedi
(Ve yine de o kalede artık kimse yaşamıyor)
Bazen yokluyorum duvarlarını ama hep
Sığ sulara dönüp omuzlarımdan göğe taşıyor
O üstündeki çok ağır değil mi?
Ağır. Çok.
Tırnaklarıma dolan çamur bana yakışıyor.
Çamur. Ve omzumdakiler.
Ama Turgut Uyar’a katılmıyorum
Yatay mutsuzluk diye bir şey yoktur
Ben olmayan şeyler için şiir yazamam.
Zaten sen de pek dinlemiyorsun beni
“Yok o iş öyle değil!” filan diyorsun
(Evet değil)
Ben bir okyanusu adımlayarak arşınlayamam.
Gençken benim de vardı, aynısından. Biliyor musun?
Bilmiyordum.
“Dışarıda fırtına var.”
Evet, içeride fırtına var.
“Benim sol ayağımda bir sancı olmayaydı” diyorsun
Cümlelerin de hep yarım kalıyor
“Seni gençliğine mi benzetmiş demek!”
Beni gençliğe benzetmiş.
Ben artık taşıyamıyorum öyle şeyleri.
Bak bunu sana kimse söylemez
Çamur kalenin gölgesinde her topal bir dağ olurmuş
Duyuyor musun? Ben artık bir şeyler anlatmıyorum.
Ve yine de böyle daha çok sevmiyorsun beni.
Sahi, nasıl taşıyorsun?
Halam gençken taşınır demişti.
Çamur, mont ve zaman
Şu kalenin gölgesinde kalan
Zaman senin mi?
“Bu dünyada ne var ne yok…” evet!
Hadi ışığı söndür de uyuyalım.
