istemeden dönüştük istediğimiz ne varsa ayağımıza kadar getirdiler ücraları
önyargılar vardı ön sevişmeler, getirdiler önünü de alamadık
bunca yaylım arasında azım sanıyorum bense
saysak nüfusu tek tek ve aslında o kadar
bir o kadar geç kalınmış gel alışkanlığı
derin yara ölçümü çukrun irili ufaklı bütün boyutları
görüş açısı yoktu erozyonu altında haklılığın
durup düşündüm tersine yapılabilecek olanları
göç ya da hep o tanıdık yerden alınan öçler
ne kadar iyi dinlediysem kendimi ve belki biraz bohemian rhapsody
iyi yanından baktım
başka çarelerin çevrelerini dolanıp pek tekinsiz buldum
öyle ki ses benzeşmeleri kullanıyorum söylemeden çağırma yöntemleri
umduk ki dile gelenler getirdiklerine yeterince aşina
ve hal bu ki olsak olsak ne olurduk söz konularından başka
izdüşümlerini topla
ya da bir çuval incir
kanıksarız sonunda hayranlık dışında beslediklerimizi büyütürüz yavaş yavaş
aceleme durak gösteririm ellerinden sonra, ne gelirdi?
inmeye çalıştığım toplu taşımalar geçerdi tam neremizden
düşündükçe aynınsıyorum, ne gelirdi şimdi elimizden?
ertesi sabahlara uyandım tonu açılmıştı bağlanan karaların
aylar önce aldığım selamları geri verdim, süzüldüm baştan aşağı
şehrin pastoral havası da yok değilmiş onu da aldım
kalan aklına iyi bakıldı burada yürüttüğüm ardın ardın
yeni türettiğimiz başka habersiz bakıntılar rutini artık
yeni olan her şey; yıl, yol ve açmayı henüz öğrendiğim çelik kapı
içinde bulduğum pontus lahitleri gereğin yokluğu
zordu, eşlik eder eşyalar her vazgeçiş sonrası
evdeki yıldızlar göğe asılır gözüm neye ovuşur
üstüne gittikçe üstesinden ne gelir andıdır bu
izdüşümlerini topla, sığınak yaptığın ezberlere indiğinde bunlarla çıkarırlar anlamı, deprem gibi
bir şeydi sonuçta.
op.377: enes sarı – olsa olsa ne olup ve gelip gidenler*
