op.388: feyza menteş – irtifa ya da kor*

Ben de ara sıra oturuyorum tımarhanemde. Pencerem olmadığı için başımı duvarlara yaslıyorum. 
Başımı duvarlara yaslayıp, kim geçiyor diye sokaklarımdan bakıyorum. Başımı duvarlara vura vura kovuluyorum bu mahalleden de!
Öteyi göremiyorum, buğun ötesini merak etmiyor deliliğim. 

Kanıma işlenen hiçbir şey ve özellikle cesaretim, bana bir çıkış yönü sunmuyor. Tanrı da indirmiyor gökyüzünden bir yağmur ya da kubbe. Aramız açıldı kutsallıkla. Öyle kıbleye döndüğünde, öyle imana geldiğinde bile çözülmez bir günah gibi düşün, seni sevmeyi. Sana inanmayı, bir şeyler karşılığında bir şeylere şirk koşmak gibi düşün. Bir şeyi anlatmanın binbir çeşit yolu vardır gibi düşün, ayrılığının şiddetini. Deştiğin her yeri genişlet bir tanem. Sonra öyle bir açıl ki dünyanın yönündeki tüm okyanusları sığdır içine. Yaranın. 

Öldürülmeyi bazı geceler sen de özgürlük sanmalısın. Sonsuz bir özgürlük sanmalısın yalnızlığını saran karanlığı. 
Boğulmayı da büyümeyi.
Yerin dibine batmayı da utandığın bir an addetme sakın. Sıfatlandırılmayan her şey öyle korur güzelliğini.
Yerin dibine batmak, sadece batmaktır, boğulmak sadece boğulmak, ölmek sadece öldürülmek.
Seni sevmeyi Allah’ı kandırmaya çalışmak gibi düşün bir tanem. Hiçbir efsanenin bir gençliğe nasihat olmaması gibi, hiçbir şeyi hiçbir zaman kurtaramamak gibi düşün seni sevmeyi.  

Bu yüzden hiçbir şey beklemiyorum. 

Bu aralar ışıkları sadece kanıma işlenen bir miktar intihar yakıyor.

Korkuyorum. Korkuyorum doğramaktan çirkin derimi. Kendimi yok etmeye meyilliyim diye şu hastalıklı aklımdan da korkuyorum.
Ben de oturuyorum ara sıra, kafamda çıkan kavgalarda köşeye atılmış taburelere. Bilirsin, delilik esnasında insan bir tabureye oturup uzun uzun sorgular hayatı, sonra bir sigara yakar.
Ben de çıkıyorum ara sıra, yaşama isteğimi iffetle çürüttüğüm yerlerde bir sigaraya.
Gerçi artık ota. 
Zihnindeki çıkmaza varan tüm yolları keşfettim.
Ben senin yolculuğunda yitirdim aklımı. Kaldırımlarında kesildi bileklerim. Ben senin sokaklarında savundum aşkı, tiyatroyu senin sokaklarında kaldırdım. Senin sokaklarında çıkıp protesto ettim gerçeği. Yolda kemiklerimi kırdılar. Bileğimi incittiler, kalbimi kesip attılar öteye bir yerlere, hani o buğun, sisin, karanlığın da ardına. Senin sokaklarında açtığım bütün pankartlarla gömüldüm ben bir tanem. Özür dilerim, kafandaki kavgayı durup izlediğim için. Özür dilerim, gözyaşlarımı akıttığım için kan döktüğün metrekarelerine zihninin. Ben hayat devam ediyor mottosuyla bir ev daha yakıyorum senin gibi. Bir hayattan çıkıp, diğer hayata girebiliyorum.  

Göz altındaki torbaları uykusuzluğa yorduğunu gördüm. Karanlığa, bir bilinmeyene duyduğun ilgiyi yetiştirdiğini anladım sonra. Geceleri, gövdenle kafanın dövüldüğünü anladım sonra. Çok düştüğünü anladım. Kendini baltaladığını duydum. 
Nereye sürükleyeceğini bilmeden büyüttüğün acıları dinledim. Seviştikten sonra pansiyonun biraz ötesinde kalan sokaklara fırlatılmış orospu gibi davrandı hayat ruhuna.  
Birçok şeyi anlayabildiğimi anladım sonra. 
Ruhunda kaç mermi uyuttuğunu. Parmaklarından tırnaklarını ayırdığında cesedinin de kaç ayrı parçaya bölünmesi gerektiğinin muhakemesini yaptığını duydum.
Kendini kendinden koruyamadığında utanç duyduğun çocukluğa hüzünlendiğini… Öğrendim…  
Bir insanın bir hayatı nerede sonlandıracağına baktım sadece. Tenha saatlerde çıkıp uzandığın yeryüzünü merak ettim. Nerede kaybolduğunu merak ettim senin. Seni kurtarmaya çalıştım. Seni durdurmaya çalışırken şarkılar söyledim ben. Filmler izledim, kitaplar okudum, mayısı bekledim. Sen delirdiğinde müthiş bir gelecek çizdim. Utanıyor, sıkılıyorsun kendinden. 

Gençliğine bulaşan mekruh suçları nerelerde sildiğine Allah kader demeyecek. Üzülme, herkes bir çağ örmeden önce elleriyle kaderin eriştiği tüm sınırlara aşık gibi davranır. 
Özür dilerim, arşınlamaya çalışırken battığımız anlardan. Dargınlıklarımızdan, korkularımızdan. Özür dilerim sokaklarımızdan. 

Dudaklarına bıraktığım lekeden. Terleyen avuçlarımdan. Sana bakarken yerinden oynayan yerküreden. Büyüyen göz bebeklerimle, gözyaşlarına çizdiğim haritalardan. Haritanın her noktasında kurduğum evlerden. Yıktığım hayatlardan, sadece gözlerine bakarken işgal ettiğim dinlerden, kitaplardan. Özür dilerim, daha fazla konuşmak istemiyorum. Konuşmaktan korkuyorum beni itersin diye, hiç bilmediğim bir çizgiye fırlatırsın, sana baktığımda birçok parçaya bölünen gezegenler bir hikaye olarak kalır diye korkuyorum tarihte. 

Özür dilerim, hepsi bir düşüş anı sadece. Hepsini korkunç bir rüya diye anlatmalıyım. Korkunç bir rüyadan uyandırıldım diye. Daha fazla hüzünlenmemek için yapmalıyım bunu, hissettiğim ilk heyecanları piç etmemek için. Yok etmemek için sana dair tüm hatırları, bir yolculuğa çıkarmalıyım kafamda seni.
Bir istasyonda inmelisin sen bavulunu alıp o kor yüzündeki aydınlıkta ayırmalıyız yolumuzu. 
Sen tebessüm etmelisin bana, geçtiğinde karşı kaldırıma, bindiğinde farklı bir otobüse, cam kenarına geçmelisin. Aramızdaki tek buğu, avuçlarının içinde yok olmalı. Son kez silip ellerinle camdaki buğu, bakmalısın bana. Ben ilk kez orada öldüm. Yani ilk kez orada çocuk oldum. Ben arkandan uzun uzun bakacağım, yokuşa veda ederken bakacağım, tehlikeye veda ederken, zamana. Her şeye bakacağım sana dair. Sonra ben bir ölüme bulaşmadan uslu uslu döneceğim evime. Daha iyi anlayacağım belki de dünyaya gelmeyi. Yani her güzergahda insanın bir hikayesi olabileceğini daha iyi anlayacağım. 

Özür dilerim, saçmalıyorum. Saçmalamaya teşebbüs ederken rahatlıyorum ya da. Bir ateş topu yutmuş gibi masaya oturuyorum hüzünlendiğimde. Atlamak istiyorum hissettiğim duygulardan, yangınlardan kaçmak için hepsi. Evlerden, sokaklardan. Yürüdüğümüz her yol dik, her yol bayır, yokuş. Artık başım çok ağrıyor. Okyanuslarla kapışamıyorum. Ben bir çağ olmak istemiyorum.
Gözlerimi açarken duvara bakmayayım artık hayatta, bana yeter. 

Özür dilerim, dün akşam biraz ceplerini karıştırdım. Biraz intihar yakaladım, biraz ölüm kokusu aldım teninden. Anahtarını kaybettiğin için hiçbir yerde kökleşmediğini ve gelecek seferde karşılaşacağın aralık kapıları bir ev ya da bir mezarlık düşüncesi arasında kapatacağını ilk kez o akşam anladım.

Kafandaki güzergahın sığınılabilir bir huzura açılacağına karşı olan inancını anlıyorum senin. Tanrı’ya öfkelendiğini biliyorum, bir tek senin kaderini yazarken duraksıyor. Bir tek senin kaderini yazarken bırakıyor hikâyeyi bar tuvaletlerinde. İrtifa kaybediyor ya da biraz daha kora dönüşüyor gençliğin. Dünyanın en ucuz adamı olduğunu hissediyorsun. 
Özür dilerim, dün akşam yüzündeki peronlara baktım. 
Senin göz çanağına kan oturdu. Benim için dünyanın en huzursuz akşamüstüydü. 
                                       
                                                                                     

Yorum bırakın