Sabah sabah gördüğüm ilk manzaramın bir kadının göğsüne saplanmış bıçağın ucundan dökülen kanlar olması, kahvaltı yapmama engel değil artık. Hatırlıyorum da ilk mesleğe başladığım dönemler, böyle bir manzara yeri geliyor, iki – üç gün yemek yememi engelliyordu ama artık çok dert etmiyorum. Yardımcım Recep komiser gelene kadar bu düşüncelere dalıp gitmiştim.
“Maktulün ismi, Arzu Kireç. 34 yaşında bir kadın hastalıkları doktoru amirim. Göğüs bölgesinden aldığı en az altı yedi bıçak darbesinden dolayı ağır kan kaybından ölmüş.” Çok canım sıkıldı bu duruma. Gene bir kadın cinayeti, nereye kadar ne zaman duracak bunlar.
Yakın gözlüklerimi yanımdan ayırmıyorum, artık eskisi gibi iyi görmüyorum. Gözlüğümü gözüme elime de eldiveni takıp olay yerini incelemeye başladım. Sade, şık bir muayenehane. Beyaz duvarlar, göz almayan bir kaç led ve spot lamba. Pahalı bir masa ve koltuk takımı var içerde.
“Başka bir doktor var mıymış? Yoksa yalnız kendisi mi varmış?”
Benimle birlikte olay yerini inceleyen yardımcım, sorumu ilk başta tam dinleyemedi ama hemen anladı ne demek istediğimi.
“Tek kendisi varmış amirim. Zaten gece de geç saatlere kadar çalışırmış.”
Sen nereden öğrendin diye sorduğumda “Şey amirim, siz öyle incelerken söylemeyi unuttum bi an, kusura bakmayın. Sekreter kız geldi.”
20-25 yaşlarında, sarışın güzel alımlı bir kız, haberi işe gelince öğrenmiş, gözlerinde korku ve acıdan dolayı gözyaşı ve kızarıklık var.
“Gel bakalım, sen dün kaçta çıktın? Çıkarken kimse var mıydı?”
“Dün akşam bi tiyatro vardı erkek arkadaşımla ona gitmek için iki saat erken çıktım. Zaten randevu defterimiz de boştu yani hasta gelmeyecekti. Gece tiyatro oyunundan sonra da sevgilimle kaldım o yüzden de geç kaldım.’’
Burnunu çekip “Doğru mu?” dedi.
“Ölmüş mü?”
“Başınız sağolsun. Hangi oyuna gittiniz?”
“Yeni nesil doğaçlama bir tiyatro ekibi. Bakın bu da gösteride çekildiğimiz resimler,” diyerek dün gece oyunda çektiği resimleri gösterdi telefonundan.
“Ailesine ulaşmamız lazım. Eşi veya erkek arkadaşı var mı?”
“Hayır bekar kendisi. Zaten ben de yeni başlamıştım yani hayatında biri varsa bile benimle paylaşmadı, hiç öyle bir sohbetimiz olmadı. Ailesi Bursalıymış ama hiç kimsesini tanımam.”
“Peki burda kamera falan yok mu? Etrafta hiç göremedim?”
“Komiserim, burası kadın hastalıkları olduğundan hastalar kendilerini rahat hissetsin diye koydurmamış zamanında.
“Anladım. Arkadaşlar senden DNA örneği alacak bir süre şehir dışına çıkma, arkadaşlarım senin ve sevgilinin iletişim bilgilerini alacak.’’
Sekreter kız gittikten sonra yardımcıma dönüp, “Ne diyorsun Recep?” dedim.
“Amirim biraz araştırdık bir sevgili veya eski eş durumu yok, zaten hiç evlenmemiş. Kim niye yapmış olsun, kendi halinde bir doktor?”
Biz konuşurken olay yeri incelemeden bir arkadaş, elinde delik dosyasını sallaya sallaya geldi.
“Amirim bi ipucu bulduk.”
Delil poşetini elime aldığımda içinde ufak bir not kağıdı vardı, üzerinde “Ben namusumu temizledim!” yazıyordu.
“Hah şimdi tam oldu.’’ dedi yardımcım.
“Maktulün telefonunu buldunuz mu?”
“Bulduk amirim ama açması için bilgi işlemi bekleyeceğiz onlar açabilirlerse bişeyler çıkacak.”
Telefonu getirmelerini istedim. Delil torbasının içindeki telefonu çıkartıp şifre yerine 1616 yaptım. Açıldı. Beni izleyen yardımcım bi sırıttı.
“Ulan koskoca doktor da olsan demek plaka yapıyorsun telefonun şifresini.”
“Cıvıtma da bak şu mesajlara var mı bir şey?”
“T harfi ile kayıtlı bir numara ile mesajlaşmış en son. Bütün son arama ve mesajlaşma onunla.”
”Ne konuşmuşlar?’’
Arzu: ‘’Ben her şeyi ayarladım. Gece gelirsin, benim Polonezköy’deki evime geçeriz. Bin taksiye gel seni bekliyorum.’’
T: ‘’Eminsin değil mi? Bizi yakalarsa çok kötü olur.’’
Arzu: ‘’Korkma sen dediğimi yap! Bekliyorum seni.’’
T: ‘’Eyvah! Telefonda mesajları gördü, lütfen kendinden değil sana bir şey yapmasından korkuyorum, evden çıktı lütfen ordan uzaklaş, sana geliyor.”
Arzu: ‘’Korkma. Bir şey yapamaz bana. Sen kendine dikkat et, seni seviyorum.”
Numarayı aradım. Kapalıydı.
“Çabuk numara kimin onu araştırın, sekreteri de çağırın kim bu T, bulmamız lazım.’’
Recep, “Hemen amirim,” diyip uzaklaştı. Savcı gelmişti çoktan, beraber maktulü inceliyorduk, o sırada telefonum çaldı. Şubede bilgisayar başındaki Esra, numaranın Kerem Dağcı isminde birine ait olduğunu söylemişti. O sırada sekreter ve Recep bize doğru geldiler. Sekreter direkt “Amirim, apar topar geri çağırdınız ama anlattım bildiğim her şeyi.”
“Kerem Dağcı kim peki?”
“Dağcı? Dağcı? Bi saniye amirim,” diyerek ajandaya koştu.
“Tülay Dağcı. Arzu hanımın hastalarından biri, Kerem bey de onun eşi.’’
“Hastası derken? Şikayeti neydi?”
“Amirim onu bilmiyorum, zaten hasta gizliliğine çok önem verirdi Arzu hanım. Bilmiyorum yani.”
Yardımcım Recep’e “T’nin kim olduğu ortaya çıktı. Burada işimiz bitti. Bana adamı bulun Recep! Her yere bakın. Otogarlar, tren, uçak. Adam kaçmasın elimizden.” dedim.
Savcı ile birlikte olay yerinden ayrıldık, ben büroya geçtim. Daha yoldayken güzel haberi almıştım. Kerem ve Tülay, İstanbul’un çıkışında jandarma kontrolünde yakalanmış sorgu için getirilmişler bile. Sorgu odasına girdiğimde Kerem’in başı yerde, öfkesini atamamış, sağ bacağı titriyor.
“Anlat bakalım Kerem efendi! Niye öldürdün doktoru? Neden öyle bir not yazdın? Namusla ne alakası var?”
Sanki yüzyıllardır bu soruyu sormamı bekliyormuş gibi hiddetlendi. Eli masaya kelepçeli olduğu halde sanki yeniden yaşıyordu o anı. Ayağa kalkmaya çalıştı ama kelepçe yüzünden geri oturdu.
“Doktor mu???? Hayatımı sikti o kadın. Ne güzel iyi kötü arada kavga ediyorduk evet ama güzeldi amirim evliliğimiz. Ne zaman bu karıya denk geldik, bir şeyler ters gitmeye başladı.”
“Neden? Bir doktor ne yapmış olabilir ki?”
Sinirlerine hakim olmaya çalıştıkça yeniden sinirleniyordu.
“Amirim bu kadın…Bizimki tutturdu, kontrol önemli arada gidip kontrol olayım, kadın hastalıklarından korunmak için kontrol şart falan diyince iyi dedik. Araştırdık, iyiymiş bunun uzmanlığı falan. Yere batsın uzmanlığı. Muayene ederken benim karıyı çok affedersin. Bir iki kurcalamış.”
“Düzgün anlat lan, ne biçim konuşma o öyle!”
“Ne yapayım lan amına koyim biz karıyı kontrole gönderiyoruz, doktor lezbiyen çıkıyor. Bu da ellemiş etmiş bizimki kıvama gelince. Tövbe tövbe….”
Odaya giren Recep’in rengi attı duyduklarından sonra. Şaşkın şaşkın Recep’e baktım. Bu benim için de yeniydi.
“Devam et anlatmaya.”
“Neyse işte bi süre gizli gizli buluşmuşlar, artık ne yaptılarsa. Son gün kaçacaklarını anladım, gizli zulasında para vardı. Onu almış Tülay. Telefonu aldım elinden, mesajları gizli galeri yapmış, bir de onları görünce başımdan aşağı kaynar sular döküldü amirim. Bunlar buluşmuşlar, birlikte olmuşlar bir de video çekmişler. Ya bunca yıllık karım benimle yaşamadıklarını bununla yaşamış. O sinirle evden çıkıp arabamla muayenehane gittim. Zaten olanları biliyorsunuz.”
“Bıçak nerde?”
“Ordan çıktıktan sonra çöp konteynırı vardı, diplere doğru attım.”
Hemen Recep’e baktım, konuşmadan anlaşmaya başlamıştık. Olay yeri incelemeyi aradı, aradan on beş – yirmi dakika geçmeden bıçağı da bulmuştuk. Sorgu odasından çıktık, ikimiz için de garip bir gün olmuştu.
