op.394: aydın akyüz – shelley’nin şiir savunusu*

“Şiir, insandaki tanrısallığı çürümekten kurtarır.”

Percy Bysshe Shelley (1792-1822), söz (şiir)’üne doyamamış ve henüz otuz yaşındayken boğularak hayata veda etmiş bir şairdir. Eşkâli tanınmadığı için cebindeki bir şiirle teşhis edilmiş, cesedi yakılarak boğulduğu İtalya’nın sularına savrulmuştur. Shelley, İngiliz romantiklerindendir ve aynı zamanda iyi bir düşünürdür. Ateizm taraftarı şiirler yazdığı için Oxford’dan kovulmuşluğu vardır. Kovulmuş kovulmasına ama on yıllar sonra aynı okul, bahçesine onun anıtını dikmiştir. Üniversiteden kovulması sebebiyle kendisine çok kızan aristokrat ve gayet varlıklı olan babasıyla ölünceye kadar küs kalmışlar maalesef. Zaten aristokratların toplumdaki ayrıcalığına karşıydı. Aradaki bağını toplumsal statüsü nedeniyle ileride zaten koparacaktı Shelley.

Shelley, üniversiteden önce Eton Koleji’nde okudu. Okulda aykırı bir öğrenciydi. Bu aykırılık, ilerleyen yaşlarında siyasi radikalizme dönüşecekti. Ateist düşünceleri savunuyor ve tanrıtanımaz olmasına rağmen Ezoterizm’e de ilgi duyuyordu; fakat -bu konuda gayet bilgisi olmasına rağmen- Doğu mistisizmi ya da tasavvuftaki gibi bir arayış söz konusu değildi onda. Aslında ezoterik inançsızlıktı onunkisi. Doğadaki diğer canlıların da ruhları olduğuna inanır, hatta bir çeşit büyücülük ritüelleriyle o ruhları açığa çıkartmaya çalışırdı. Henüz öğrenci iken yazdığı gotik romanı Zastrozzi’de bu düşüncelerini açığa çıkarmaya başlamıştı. Baş karakter vahşi düşünceler ve davranışlar sergileyen, hastalıklı bir ruha sahip olan dinsiz Zastrozzi’ydi. Bu eser, onun karanlık iç dünyasını yansıtıyordu. Bu düşünceleriyle ikinci eşi ünlü Frankenstein romanının yazarı Mary Shelley’ni de etkilediği, buetki sebebiyle Frankenstein’da benzer sahnelerin yer aldığı belirtilmektedir. Zira Frankenstein da korku temasına ağırlık veren gotik bir romandır. Mary, Percy ve Lord Byron çok iyi arkadaşlardı. Vampir hikayeleriyle meşgul olan Byron’un doktoru Polidori de grubun içindeydi. Bilimsel deneylere meraklıydılar. Elektrik deneyleriyle uğraşıyorlardı. İlgili oldukları konulardan biri de Ezoterizm’di. Yaratık, hayalet, şeytan, vampir, canavar; işkence, kara büyü, kötü ruh gibi ütopik temalara ilgi duyuyorlardı. Byron evinde onlarca muhtelif hayvanla yaşayan bir karakterdi. Percy de hayvansal gıda tüketmiyordu, yani vejetaryendi. Böyle enteresan uğraşları ve ilgileri olan bir gruptu. Mary, daha on altı – on yedi yaşlarında iken kendisinden büyük ve evli olan Percy Shelley’den çok etkilenmiş, ilişkileri aileleri tarafından onaylanmayınca kaçmışlardı. Bu arkadaş grubu İsviçre Alp’lerinde iken aralarında en iyi hayalet ve korku temalı hikâye yarışması yaparlarken yarışmayı henüz on sekizinde olan Mary kazanmıştı. Percy, kurguyu geliştirmede Mary’e yardım etti. Frankenstein’daki Zastrozzi etkisi de buradan geliyordu. Percy Shelley’nin Doğu mistisizmine meyli olduğu da söylenmiştir. Muhtemelen bu etkiyi arkadaşı Lord Byron’un Sûfizm ilgisinden almıştı. İslam’ın İsyanı adında bir şiir de yazmıştı Shelley. Eserlerinde isim olarak “BY PBS” rumuzunu kullanıyordu.

Shelley, küçük yaşta evlendiği ilk eşinden Mary Shelley için ayrıldı. Beraber ülkeyi terk edip kaçtılar. Karısı bu ihanete dayanamayıp suya atlayıp intihar etti. Bunun üzerine onlar sanki bundan mutlu olmuşlar gibi gidip evlendiler. Bu davranışları hoş karşılanmadı. Sonra İtalya’ya yerleştiler. Eski karısının laneti üzerlerindeydi. Çiftin dünyaya gelen iki çocuğu da art arda öldü.

Arkadaşları Lord Byron’ın yardımıyla bir tekne aldılar. Sık sık arkadaşlarıyla denize açılıyorlardı. İtalya’da arkadaşları Byron’u görmek için denize açıldıkları sırada fırtına çıkınca tekneleri battı. Genç şair daha otuzuna bile giremeden yaşamını yitirdi. Cesedi sahile vurunca kadar günlerce bulunamadı. La Spezia’da kül edildi Shelley. Sanki nerede ve nasıl öleceğini biliyormuş gibi şu dizeleri yazmıştı şair: “Uykuya daldığımda İtalya’da/Bir ses çıkageldi denizler üzre.

Shelley, ölümünden sonra şöhret bulan bir şair. Fikirleri ve direnişçi karakteriyle Marx’ı, Engels’i, Tolstoy’u, Gandhi’yi, Martin Luther King, Bernhard Shaw ve Oscar Wilde’yi etkiledi.

19.yüzyılın başlarında Manchester şehri işçi şehriydi. Sanayi faaliyetleri burada yoğunlaşmıştı. Bu durum işçi haklarını da gündeme getirdi. İngiltere, işçilerin hak arama mücadelesini Peterloo Katliamı’yla baltaladı. Çok sayıda ölenler oldu. Olayın anısına anıtlar dikildi. Bugün bile hala işçi sendikaları tarafından anılmaktadır. Shelley de bu olaydan etkilenip bir şiir yazmıştı. Bu şiiriyle dikkatleri üstüne çekmişti. Shelley için bu önemliydi; çünkü hayatı boyunca tanınan, kitapları satılan,
okunan ve bilinen bir şair olamamıştı. Bu görüşleri bir kesimin dikkatini çekmeye başlamıştı. Yoksulluğa, aç gözlü zenginliğe, işçilerin sömürülmesine ve kapitalizme karşı çıkıyordu. Onlar için Haklar Beyannamesi’ni yazmıştı. Mücadeleyi öneriyordu ama kesinlikle bu şiddetsiz, demokratik ve pasif olmalıydı. Toplumun terörize edilmesine, intikam duygularıyla birilerinin de onları ardına takıp kandırmasına, yakıp yıkmaya karşıydı. Özgürce evet, ama adalet ve barış yanlısı savunma olmalıydı bu hak arayışı. Sessiz yığınların gücüyle düşmana çiçek atmaya ve bu yöntemle onları utandırmayı salık veriyordu. O, bu bakış açısıyla mücadele aracı olarak düşünceyi ve şiiri öneriyordu.

Radikalist fikirleri, otorite karşıtı ve işçi yanlısı söylemleri, İngiltere’yi rahatsız ediyordu. Din, politika ve sistem eleştirisi yüzünden ülkesini terk etmek zorunda kaldı. Anarşinin Maskesi adlı şiirinde halkı kışkırttığı iddialarıyla karşı karşıya kalmıştı. Evet, o eylem adamıydı; fakat şiddetsiz bir devrim taraftarıydı. Sosyalist fikirlere yatkın olanlar mutlaka onun şiirlerini ezbere bilirlerdi.

Shelley, Philip Sidney’e atıf ve destek, Peacock’a ise reddiye ve tepki amaçlı yazmış olduğu, bu yazıya konu olan A Defence of Poetry/Şiirin Bir Savunması adlı denemesinde/makalesinde şiiri yüceltmiş ve şiirin üstün bir güce sahip olduğunu savunmuştur. Bu makale modern zamanların başlangıcında ilk şiir savunması olması açısından önemliydi.

Thomas Love Peacock arkadaşıydı. Romanlarıyla ünlüydü. Şiirle ilgili yazıya aldığı denemesinde iddialı bir şekilde bilimin gelişmesiyle birlikte artık şiire gereksinim duyulmadığını ve eskisi gibi fayda sağlayamayacağını çıkarımında bulunmuştu.

Shelley, şiirin neden hala etkili olabildiğini ilkelerle ortaya koymaya çalışmıştır. Şair, denemenin ilk bölümünde nelerin şiir ve kimlerin şair olduğuna dair saptamalarda bulunmuştur. Birkaç tespitini burada belirtmek istiyorum:

Şairin toplum ve doğanın onun üzerindeki etkisini ifade etme tarzından doğan haz diğer insanlara sirayet eder ve topluma yayıldıkça katlanarak artar.
Şairler, yalnızca anı sahip olduğu yoğunluk ve derinlikle görmekle ve ana dair söylenmesi gerekenleri keşfetmekle kalmaz, aynı zamanda anda geleceği görür. Düşünceleri çiçeğin tohumları gibidir, geleceğin meyvelerini oluşturur.
Şairler kelimelerin alışılmamış ilişkisine dikkat çeker. Onları düşüncelere dair semboller haline getirirler. Eğer düzensiz çağrışımları kelimelere dökmek ve yeniden yaratmak için yeni şairler yükselmezse; dil, insan ilişkilerinin tüm amaçları için ölmüş olacaktır.
Toplumun şafağında her yazar zorunlu olarak bir şairdir, çünkü dilin kendisi şiirdir ve şair olmak doğruyu ve güzeli anlamaktır, bir başka deyişle önce varlık ile algı, sonra da algı ile anlatım arasındaki ilişkide var olan iyiyi idrak etmektir.
Şair, çağdaşlarının kusurlarını bir elbise gibi görür. Bu elbise, şairin kendi yarattıklarının içinde düzenlenmesi gereken ve yarattıklarının güzelliğinin sonsuz orantılarını gizlemeden örten geçici bir elbisedir. Destansı ya da dramatik bir şahsiyetin ruhunu saran bu elbise, ikisinden de daha zarif bir elbise düşünülebilse de vücudun etrafını saran eski bir zırh ya da modern bir üniforma olarak anlaşılır.
Sanatı kendi ilkelerine geri getirebilecek insanlar ortaya çıkarsa, hayat korunabilir ve yenilenebilir. Bu, en geniş anlamıyla şiir için de doğrudur, tüm dil, gelenek ve biçimler yalnızca üretmeyi değil, sürdürmeyi de gerektirir. Bir şairin görevi ve karakteri, yaratılış açısından olduğu kadar, takdirle ilgili olarak da ilahi doğaya aittir.
Şairler, yalnızca en ince ruhlara sahip olup erdem, sevgi, vatanseverlik ve dostluk coşkusu gibi duygusal deneyimlere tabi olmakla kalmaz, aynı zamanda bir araya getirdikleri her şeye uhrevi dünyanın uçup giden renkleriyle hayat verebilirler. Bir sahnenin veya bir tutkunun anlatımında bir kelime, bir özellik, büyülü akora dokunacak ve bu duyguları daha önce yaşayanlarda, uykuyu, soğuğu, geçmişin gömülü görüntüsünü yeniden canlandıracaktır.
Kaçınılmaz olarak her şair, öncüllerinin şiiri üzerine yeni şeyler koyarak kendi özgün sesini bulmalıdır.”

Shelley, A Defence of Poetry/Şiirin Bir Savunması adlı denemesinin ikinci bölümünde şiirin toplum üzerindeki etkilerinden bahsetmiştir. Çok önemli bulduğum saptamaları paylaşıp yazımı bitiriyorum:

“Şiir, ebedi hakikatinin içinde yaşamın yansımasıdır. Şiirin kendisi diğer tüm zihinlerin görüntüsü olan, Yaratıcı’nın zihninde var olan insan doğasının değişmez biçimlerine göre eylemlerin yaratılmasıdır. Şiir bu nedenle evrenseldir. İnsan doğasının çeşitliliğinde yer alan her türlü güdü veya eylemle ilişkinin tohumunu kendi içinde barındırır.”
Şiir hayal gücünün dışa vurumudur. Tecrübe edilen yeni duygular dışa vurumu destekler.
Şiir; zihni, binlerce anlaşılmamış düşünce kombinasyonunun yuvası haline getirerek uyandırır ve büyütür. Şiir, dünyanın gizli güzelliğinin üzerindeki perdeyi aralar ve tanıdık nesneleri sanki tanıdık değilmiş gibi algılamamıza olanak sağlar.
Şiir, diğer tüm düşünceleri kendi doğasına çekme ve özümseme gücüne sahiptir ve boşluğu sonsuza değin tazeleyerek taze gıda aşeren yeni aralıklar ve boşluklar oluşturur ve bu boşlukları yeni zevk düşünceleriyle doldurarak tasavvurun çevresini genişletir.
Şiir en son yok edilecek yetilere seslenir. Şiir, insanların tadabileceği tüm hazları onlara sunar. Her zaman hayatın ışığıdır, güzel ve cömert olan her şeyin kaynağı ve günahkâr zamanın tek hakikatidir.
Yüce bir şiir, sonsuza dek bilgelik ve haz sularıyla dolup taşan bir pınardır ve bir kişi ya da bir çağ, şiirin bütün kutsal etkisini olanakları dahilinde paylaşarak tüketse dahi bir başkası ve hatta ardından bir başkası daha devam eder. Görülmemiş ve anlaşılmamış bir keyfin yeni bağlantıları her zaman kurulmayı sürdürür.
Şiirin işlevleri iyi yönlüdür. Birincisi, yeni bilgi, güç ve haz unsurları yaratırken diğeri, onları zihinde güzel ve iyi olarak adlandırılabilecek belirli bir ritim ve düzene göre yeniden üretmen ve düzenleme arzusu doğurur. Şiirin yetiştirilmesi, bencil ve hesapçı ilkenin aşırılığından dolayı dış dünyanın unsurlarının birikiminin, insan doğasının iç yasalarını özümseme gücünün miktarını aştığı dönemlerden hiçbir zaman daha fazla arzu edilmemiştir. Böyle zamanlarda vücut kendine hayat veren ruha dar geliyor demektir.
Şiir, gerçekten de ilahi bir şeydir. Bilginin hem merkezi hem de çevresidir, tüm bilimleri kapsayan ve tüm bilim dallarına atıfta bulunması gerekendir, aynı zamanda tüm diğer düşünce sistemlerinin kökü ve çiçeğidir, her şeyin kaynağı olan ve her şeyi süsleyendir.
Şiir dokunduğu her şeyi güzelliğe çevirir, en güzelin güzelliğini yüceltir, en bozuk olana güzellik katar. Sevinç ve dehşeti, keder ve zevki, sonsuzluk ve değişimi bir arya getirir. Uzlaşmaz ne varsa ışıltılı boyunduruğu altında birliğe zorlar. Dokunduğu her şeyi dönüştürür ve varlığının ışıltısı içinde hareket eden her biçim, nefes aldığı, soluduğu anlam şaşılası bir etkiyle canlı kılar. Gizli simyası, yaşam boyunca akan ölümün zehirli sularını içilebilir altına dönüştürür. Dünyanın alışkanlık örtülerini kaldırır ve kendi formlarının uyuyan çıplak güzelliğini gözler önüne serer.
Bütün diller, renkler, biçimler, dini ve bireysel alışkanlık haline gelmiş eylemler şiirin konusu ve araçlarıdır. Ancak şiir, daha dar bir anlamda, tahtı insanın görünmez doğası içinde perdelenmiş olan o yüce yetisinin yarattığı dilin ve özellikle ölçülü dilin düzenlemelerini sergiler. Ve bu, içsel varlığımızın eylemlerinin ve tutkularının daha doğrudan bir temsili olan; renk, biçim veya harekete kıyasla çeşitli ve hassas kombinasyonlardan daha çok etkilenen ve yaradılışın etkilerine karşın daha esnek ve uysal olan dilin doğasından kaynaklanır.”

Kaynak:
Percy Bysshe Shelley, Bir Şiir Savunması/A Defence of Poetry, Sapiens Yayınları, Ağustos 2021, Ankara

Yorum bırakın