Bin yıldır aranan ama bulunamayacağından emin olunan o şey. Bütün ömrünü aciz ve işe yaramaz hissettiren. Bir an gözünün önüne gelip tüm felaket senaryolarını tekrar ettiren. Geceleri sabahı aratan, sabahları geceye koşturan. Nereye gidersen git ne kadar uğraşırsan uğraş, senin olmayacak olan ‘O’ şey.
Tırnaklarını ellerine geçirip kanatana kadar Allah’a bin kelam dua ettikten sonra bir milim yanına kaymayacak. Yaralı bir hayvan misali duvardan duvara çarparak durmayı beklerken aklından sadece o geçecek. Zihninin içinde kilitli bir sandığa vursan da her an hissi seni rahatsız edecek. Sandıktan çıkmak için tekmeler savuracak, çığlıklar atacak. Her an kendini hatırlatacak.
Önce göz altların moraracak. Sonra burnuna bir öküz oturacak, nefes alışverişin biçimsizleşecek. Karnın iç çamaşırlarından sarkacak. Adımların güçsüzleşecek. Bedenin seni güvende hissettirmeyecek. Tek ihtimalin olan kendiliğin, seni yavaşça terk edecek. Cenneti buyursalar nafile, sen yalnızca onu düşleyeceksin. Yasaklı elma gibi, kemirmek isteyeceksin.
Bebek olmak isteyeceksin. Yetişkinlerin kucağında sarıp sarmalanmak, koşulsuz sıcaklığı hissetmek. Kimsenin seni sevmek için sebebe ihtiyaç duymadığı, yalnızca kendin olduğun için sevildiğin o zamanlar. Sonra bir an ellerinle göz göze gelecek, bebekken bile böyle bir anıya tabi olmadığını hatırlayacaksın. Sebepsiz zamanlarında bile sarmalanmadığını anlayacaksın.
Bir anne ve çocuk gördüğünde çocuk olmak isteyeceksin. Anne, diye avazından koparcasına bağırmak. Birinin, ne olursa olsun koşa koşa geleceğini bilmek… Seni yalnızca o muhtaçlık avutabilecek. Sonra bir an aynadaki çirkinliğin ile göz göze gelince miden bulanacak. Ha çocukken ha yetişkinken karşılık alamayan o muhtaçlığın, bulandıracak seni.
Bir genç kızla kıyafetlerin arasında dolaşırken denk geleceksin. Neşesi ışıltı saçacak, tam da olması gerektiği gibi. En ucuz giysiyi bile en çok kendine yakıştıran hangi kıyafetin içinde olursa olsun insan gibi hisseden biri. Senin ise aklına yıllardır dolabında biriktirdiğin kıyafetler gelecek. Giyerim umuduyla atamadığın paçavraların. Bir kere bile kıyafet denerken kendini güzel hissetmediğini anımsayacaksın. Vücudun bir cesedin etleri gibi biçimsiz gelecek gözlerine. O dolap büyüdükçe büyüyecek, seni içine alacak. Orada kısılıp kadar kalacaksın.
Bebekliğin, çocukluğun, genç kızlığın, yetişkinliğin… Hep aynı çarklının dişine takılacak. Döngün hep aynı yerde tıkanacak. Baştan başladığın perhizler, yeni hayat sıfırlamaları, bu sefer olacakmış gibi hissettiren her şey. Sen hep aynı noktaya bıkmadan dönecek ve başlayacaksın, tüm başarısızlığına rağmen. Ama aslında bir milim bile seni yerinden oynatmayacak çaban. Dönüp dolaştığını zannederken aslında hep aynı noktada kalacaksın. Ölü toprak gibi üzerine biriken bu şeyde hiçbir çaban yeşermeyecek. Tüm çiçeklerin solacak, tüm mahsullerin çürüyecek. Bu lanetten kurtulmanın tek bir yolu olacak; yeniden doğmak… Başka bir ihtimalin yok. Ne bu hayatta ne de farklı dünyalarda. Senin için başka ihtimal yok. Sen, farklı bir sen olarak yeniden doğmadığın sürece hep aynı kısırlığın arasındasın ezileceksin. Çarkın dişleri seni paramparça edecek. Bir umut düzelecek sandığın hayattın saçları beyazlayacak, elleri kırışacak. Yapayalnız cesedini kimse bulamayacak.
Bu yüzden, onu bulmalı. Hiçbirini değil hiçbir şeyi değil. Yalnızca onu, ona benzeyeni bile değil. Yalvarırcasına, ilah gibi taparcasına SA-DE-CE O-NU…
