op.405: bilgehan tuğrul – asılacak kadın (pınar kür)*

ESER VE UYARLAMANIN TANITIMI 

Asılacak Kadın/Pınar Kür/1979/Türkiye/Türkçe 

Asılacak Kadın/Başar Sabuncu/1986/Türkiye/Türkçe 

Kısaca Özet 

Öksüz Melek, bir konağa besleme olarak verilir. 

Konakta, konağın sahibi Hüsrev ve eşiyle birlikte, bu yaşlı bir çifte yardımcılık eden bir aile vardır. Yaşlı kadının sağlığı bozulur ve vefat eder. Fırsattan istifade Hüsrev, Melek’i kötü emellerine alet eder. Roman çoklu bakış açısıyla başta romanın ana kişisi Melek, Melek’i düştüğü kötü durumdan kurtarmak isteyen Yalçın ve mahkeme başkanı Faik İrfan Elverir’in gözlemleriyle anlatılır. 

UYARLAMA TÜRÜ 

Film doğrudan aktarılmamış çünkü kitapta geçen fakat filmde hiç yer verilmeyen karakterler ve olaylar var. Tercihen çıkarılan bu bölümlerden dolayı “yorumlayıcı aktarım” sınıfına girer. 

ANA TEMA VE MESAJIN AKTARIMI 

Filmin ana teması “namus.” Tabii ki klasikleşmiş olarak tek bir cinsiyet üzerinden ilerleyen ve erkek bakış açısıyla aktarılan bir tema. Bu temayla beraber sıralanan öteki temalar “kadına şiddet, cinsiyet eşitsizliği, yalnızlık.” Film, romanın verdiği temaları karşılıyor fakat roman daha çarpıcı, güçlü ve açık bir dile sahipken film sinemanın unsurlarını kullanarak romandan daha etkileyici bir yapıt hale getirme imkanına sahip olmasına rağmen örtük anlatım tercih etmiş. Aynı zamanda başrol Melek’i oynayan Müjde Ar’ın donuk ve stabil oyunculuğu da eserin çarpıcılığını baltalamış. Romanda kadın kendisine verilen gecelikleri giymek istemezken filmde bundan hoşnutmuş gibi giyinip kuşandığı bir sahne mevcut. Bu da filmin romanla zıtlaşarak gerçekliği zedelediği anlardan biri. Yine de genel itibariyle paralel ilerleyen bir ana tema söz konusu.  



KARAKTER ANALİZİ VE GELİŞİMİ

Melek için bir karakterden ziyade tipleme demek daha doğru olur çünkü bir karakterin sahip olduğu özgün ya da farklı özellikleri barındırmıyor. Suskun, ataerkil düzene boyun eğmiş, sesini çıkarsa dahi kendisine inanılmayacağını düşündüğünden pes etmiş bir kadın. Erkeklerin karakterlerinde “karaktersizlik” özelliğini barındırarak tiplemeden öteye geçtiklerini söyleyebilirim. Aynı zamanda Hüsrev’in geçmişe yönelik sayıklamaları ve Fransızca söylemleri de bir geçmiş olgusu taşıdığından dolayı onu tip olmaktan uzaklaştırıyor. Kendisi Melek’le birlikte olamayan, cinsel iktidarsızlığı olan ve kadını başkalarıyla cinsel ilişkiye girdirirken odada bulunup komut veren, psikopatlık özellikleri taşıyan biri ve film boyunca bu özellikleri ne kayboluyor ne de azalıyor. Aynı düzeyde devam ediyor. Melek sadece ilk tecavüzde direniyor, bundan sonrasında elinden bir şey gelmeyeceği düşüncesini kabullenip durağan bir nesne gibi hayatsızlığına devam ediyor. Belki onu tipleme olmaktan uzaklaştırabilecek tek şey, evdeki kocakarıya olan nefreti. Bu durum romanda çok daha iyi yansıtılsa da küçük bir emare olarak da “Elini yıkadın mı?” sahnesinde gösteriliyor. Fakat romanı bilmeyen biri için o sahneyi anlamak pek de mümkün değil. Evde yaşayan yardımcı ailenin oğulları Yalçın, Melek’e platonik aşıktır ve uzun süre boyunca “ahlaklı” olma özelliğiyle karşımızda durur fakat olayları öğrenip Melek’i bu hayattan kurtarma fikrine kapılmadan önce de kendisi de tecavüz etmekten geri durmaz. Ya da eğitimli, âşık olarak gösterilen bu karakter mahalleden beraber oturduğu arkadaşının da Melek’e tecavüz ettiğini duyduktan sonra buna karşılık aksiyon göstermez. Tek öfkesi, yılanın başınadır. Aslında diğer yılanlar olmasa yılanın başının da pek işe yarar bir yanı yoktur. Bir izleyici olarak karakterlerin motivasyonları ve gelişimleri hakkındaki düşüncelerim şunlar: Kadından bir direniş bekliyorsun ya da kaçma girişimi ama bunların hiçbiri olmuyor. Aslında olmaması bir yandan daha güzel çünkü toplumumuzun gerçeklerinden biri de bu. Herkes kaçamıyor ya da ses çıkaramıyor, mecbur kalıyor ve mecbur kaldığı hayatta bile suçlanan, ötekileştirilen “orospu” damgası yiyen, kadın oluyor. Eski bir yapıt olmasına rağmen açıklayıcı ve gerçek bir dil mevcuttu ve şimdi yaşadığım dönemi düşününce biz bu kötülüklerin, düşünce yapılarının hiçbirinden eksilmedik aksine daha beter olduk. Teknoloji çağı bazı durumları daha iyiye çevirse de aynı şekilde çok kötüye çevirdiği durumlar da var. Bağıran, sesini duyuran kadınlar dahi öldürüldü. Üzülerek söylüyorum ki bu zamansız bir roman. Keşke zamanında tüketilen ve şimdi dönüp incelendiğinde “Bu kadar da olmaz” ya da “artık böyle şeyler olmuyor” denen bir eser olsaydı. Yine seyirci olarak “saf iyilik” “kahramanlık” “kurtarıcı” “aşk” gibi kavramlarının yansıtıldığı sahneler ya da karakterler bekliyorsun fakat yazar bu beklentini de kılıçla keskin biçimde kesiyor. İşte gerçekçi sinema. Romana karşı tek olumsuz bir eleştirim var o da ilk yirmi sayfa karakter erkek ağzından anlatıyor olmasına rağmen bana feminen hissettirmişti sanki kadın bir kadını kötülüyormuş gibi fakat bu etkiyi o yirmi sayfadan sonra kırdı ve o kadar çirkinleşti ki o çirkinleştikçe ben bir erkeğin ağzından yazıldığına emin oldum, Pınar Kür’ün bu başarısı da yadsınamaz. Yaşadığı dönemde saf ve apaçık bir dille dile getirdiği bu olay ve durumlarda kaleminin cesareti ve gücü oldukça göz önünde. Bunda ailesinde de bir sürü yazar kadının olmasının büyük payı olduğunu düşünüyorum.  

ANLATI YAPISI VE TEKNİK FARKLILIKLAR 

Romandaki anlatı yapısı kronolojik ama filmdeki değil. Film, romanın sonuyla açılış yapıyor. Anlatıcı başta mahkemedeki avukatlardan biri romanda, sonrasında başkalarının ağzından da dinliyoruz hikâyeyi. Filmde tercih edilen ışık, ses ve görüntü tercihleri en klasik ve bilinen yöntemlerdir. Bahsedilebilecek değişik tekniklere sahip değil. Klasik anlatı ve teknik kullanım gerçekleştirilmiş. 

Mekân ve Zaman Kullanımı 

Mekân tercihi çok iyi. Gerçekten de romandaki atmosferle örtüştüğünü düşündüğüm bir köşk kullanılmış. İç mekanlar içinde aynı yorumu yapabilirim. Hikâyenin temasına uygun karanlık, kirli ve sisli bir atmosfer mevcut. Zaman uyarlaması eserin ruhunu taşımıyor. Eserde çok sürükleyici, gergin bir kreşendo olmasına rağmen aynı şeyi film için söyleyemem. Bunun nedenlerinden birinin filmin romanın sonuyla başlamasıyla beraber, kötü oyunculuklar olduğu kesin. 

Sinematografik Dil 

Cinsel sahnelerde kamera daha arka planda kalıyor. Ya başka bir şeyi gösteriyor ya da kadın temelli bir yaklaşım sergiliyor, örneğin tecavüz eden kişiden ziyade mağduru görüyorsunuz. Bu, hikâyeyi destekleyici bir aktarım sayılabilir anlamsal bağlamda fakat görsel olarak değil çünkü Pınar Kür’ün anlatımında her şey apaçıktı.  Işık ve renkler genel olarak soluk, loş ve gri tonlarında bu da olaylara ve duygulara hizmet eden bir kullanım. Filmde özel çekim açıları yok. Karakter bakış açısından söz etmekte pek mümkün değil, olaylara şahitlik eden kamera konumundayız.

SEMBOLLER 

Filmde tekrar eden Fransızca söylemler var. Hüsrev eskiden unutamadığı Fransız bir kadından bahsedip duruyor ve Melek’e de onun sözlerini söyletiyor ara ara. Bu da onun geçmişini unutamadığını ve Melek’e yaşattıklarıyla intikam alacağını düşündüğünü yansıtıyor. 

Sembolik Ögeler 

Melek İlk Geldiğinde Çocukluk Kıyafetlerinin Yakılması 

Masumiyetin ve güzel zamanların artık sona erdiğini, yeni bir şeylerin başlayacağını, aynı zamanda eski kıyafetlerinin yanıp yok olmasıyla çocukluğa ve geçmişe dönük bir yaşamının olmayacağının göstergesi. Ki öyle de oluyor. Geçmişini düşünmüyor ve çocukluğa dair bir şeyler de genel olarak yaşanmıyor. (Yalçın’la kovalamaca oynadığı sahne haricinde.) 

Melek’e Fransız Kadının Geceliğinin Zorla Giydirilmesi 

İstediğini giymek en basit durumlardan biri olması gerekirken Melek’in bu hakka dahi sahip olmaması, başka bir kadının kıyafetlerini giyerek fiziksel ve ruhsal işkenceye maruz bırakılması. O gecelikler içinde üşümesi ve gizlice altına pijama giymesi. 

Melek’in Kocakarının Ağzını Boklu Bezle Silmesi 

Kocakarının ağzının ne kadar pis olduğunu ve sildikçe de kirlendiğini, bir şeylerin değişmediğini aksine pisleştiğini gösteriyor.  

Ses ve Müzik Kullanımı 

Kadının mahkemede her soruya sessizlikle karşılık vermesi, tıpkı olaylar başına gelince de sessizlik içinde katlanması, onun kararlı duruşunu gösteriyor. En başından en sonuna kadar sessiz bir kadın… İnanmayacaklarını bildiği için kararını vermiş ve iradesiyle bu kararını sürdüren bir kere bile ne isyan ne de bir çıt sesi çıkarmayan bir kadın. Asılacak olmasına rağmen… Nadiren dramatik bir fon müziği var, hoş ama olmasa da bir eksiklik yaratmaz bu filmde.  

Tarihsel ve Kültürel Bağlam 

Yönetmen, uyarlama sürecinde yaşanan olayları daha örtük bir dille işi pornografikleştirmeden yalın bir dille anlatmayı amaçlamış. Romanın başında geçen olayları anlatmamasını süreye bağlıyorum. O anları da anlatsaydı film iki iki buçuk saat olabilirdi bu da izlenme oranını düşürürdü. Ama bilinen ve çarpıcı bir roman olmasından dolayı bu riski göze alması daha iyi olurdu her açıdan.  

Dönemin etkisinden bahsetmek için şu haberi paylaşmak isterim.  

Kadınlar Dayağa Karşı Dayanışmaya Yürüyüşü feminist kadınların başlattığı “Dayağa Karşı Dayanışma” kampanyasının duyurulduğu eylem oldu. Bu yürüyüş aynı zamanda İstanbul’da 12 Eylül askeri darbesi sonrası ilk izinli, kitlesel kadın yürüyüşüydü. Yürüyüşün nedeni Çankırı’da Mustafa Durmuş adlı bir hâkimin, dayak nedeniyle boşanmak isteyen bir kadının davasını, “Kadının sırtından sopayı, karnından sıpayı eksik etmemeli” diyerek reddetmesiydi.  

Romanda ve filmde de özellikle erkek hâkim ve avukatlar kadını suçluyor, rızası olan bir orospu olduğunu orospu olmasa bu duruma ses çıkaracağını dile getiriyorlardı. 

Not: Asılacak Kadın romanı müstehcen unsurlar içerdiği iddiasıyla basımı 1986 yılında durdurulmuş ve hakkında toplatma kararı verilmiş; yazar ve yayıncısı hakkında dava açılmış, iki buçuk yıl süren davanın sonunda “sanat eserlerinin pornografik eserlerle aynı türden bir değerlendirmeye tabi tutulamayacağı” gerekçesiyle hem kitap hem de yazarı ve yayıncısı beraat etmişlerdir. Bu nedenlerden ötürü Başar Sabuncu daha örtük bir sinematik dil kullanmış olabilir diye düşünüyorum. Romanın sonradan basılan yeni baskılarında Pınar Kür’ün açıklama yaptığı bir bölüm varmış. (benim okuduğum versiyonda yoktu.) Bu da Türkiye’de sanata uygulanan sansürün ve sanatçının maruz bırakıldığı haksız ve gergin ortamın üzücü örneklerinden biri.  

KAYNAKÇA 

Kavalcı, T. (2019, 3 2). Pınar Kür’ün ‘Asılacak Kadın’ Romanı Üzerine Bir İnceleme.docx. Academia.edu. Retrieved December 6, 2021 

İhsan Işık / Yazarlar Sözlüğü (1990, 1998) – Türkiye Yazarlar Ansiklopedisi (2001, 2004) 

Romandan seslendirdiğim bir parçayı dinlemek için:

https://youtu.be/KZ0HoIGZySM?feature=shared

Yorum bırakın