|.
gözlerinin buzulları çözüldüğünde
yüzündeki kış çatlakları kadardı ölüm
unutulmuş bir evin saksısındaki
kurumuş çiçeğe verdiler adını
sen de öyle gitmişsin dünyadan
biz de öyle kalmışız dünyada
susuz ve sessiz
göğsündeki yarayla eridi kemikleri annenin
helalleşmedi kimse annenin gözlerindeki kuraklıkla
||.
ayaklarından sürdüler
sokakların yüreği çıplaktı
bıçak biledik ar damarımıza
kanadık içimize ve utancımıza doğru
seni bir fotoğrafa gömdüler
yüzü koyun,
şakağında kuruyan kanla
gam gazelini söyledi bir baykuş
tenine su değmemiş bütün ölüler için.
|||.
yüzü koyun
bir çırpıda
seni bir fotoğrafa gömerken
yüreğinin kıblesi hangi dağdı
kimse bilmedi
bir taş bir taşa ne kadar sarılabilirse
o kadar sarıldım sana
yüzümde boşluk kesikleri
unutmayı haram kıl allahım
unutmayı haram kıl.
IV.
yüzündeki kış çatlakları kadar olan ölüm
bir çift ayakkabıydı şimdi kapında
yas bitti dedi
sakalı en uzun olanımız
içine kurt düştü bahçendeki yeşil elmaların
kuşların kursağında zamanı durdurdu
büyüttüğün kiraz ağacı
bir çift ayakkabı ne kadar sarılabilirse birbirine
o kadar sarıldım ben sana
yüzümde boşluk kesikleri
unutmayı haram kıl allahım
unutmayı haram kıl.
