OP.410: ilke kıratlı – dalış refleksi*

Avuçlarıma iğneler batıyormuş geç anladım 
Topuzu kara, on milim arayla  
Bundan her kesik birbirinin yarasını içmeye hevesli  
Bundan derim kanını güneşte kurutmuş 
Bundan avuçlarımla kendi karnımı deşip yolun ortasına fırlatmıştım 
Gece inmişti, sonra hiç uyumadım 
Böyleymiş, durup dinlenelim, biraz zahmetli 
Azıcık rüya görelim, kargaşaya mahal vermesin 
Göğsüm bir çekim nefes 
Sözüm bir ateşlik 
Üfledim oyuklarından derisi toprağa geçenlerin  
Al-ver-boz-yarısını kabul edelim, dönmeyeceğim 
Tutuştu bir vakit 
Hem çok yakışırdı kulağıma assaydım kirazları toplayıp 
Omzuma bir şal atsaydım, kuytulara karışsaydım 
Saçlarım güneşte açılır, onları tarardım belki 
Köprüden geçip yüzümü bir avuç nehirde yıkasaydım 
Değiştim 

Bütün paralelleri birbirine bağlayıp ördüm, böyleymiş  

Hepsi artık omzumdan salınır, hepsi artık bir bütün 
Dünyadan boydan boya çektim avucuma 
Kederi zehir boyalı odalarda büyütenleri 
Sancıyıp duran kütleleri,  
Zemheride yıkılan köprüleri geç anladım 
Bir mıknatıs gibi çektim ne var ne yok alladım pulladım 
Fena yapmadım sorsan, sormazlar 
Güneşi tepeye çektim, kendimi bir demir sandalyeye 
Bütün hallerimle tek tek ağırlandım 
Burası bir dinlenme tesisine benziyor 
Duvarları dökülmüş, yatakları çürümüş 
Perdeler içeriyi gösteriyor 
Girişte bir uyarı: vaktinde gitmeyeni duvarlar yutuyor 
Avucumdakileri bırakıp çıktım 

Hiç nehir görmedim, dediler güneş sebep 
Yakmış kurutmuş boğazından kavrayıp 
Kirpilerle gülüştüm, biraz dinlendim 
Tabanlarımda yolunmuş bir deriyle  
Üç söğüde sokulup 
Bilseydim biraz su alır, bir yerleri oyardım 
Yolunu hep bulur, bulamadığımın devrini yıkardım 
Parçalar haritaları 
Dağlardan güzergâhları 
Bu taştan silerdim adımı 
Es-dur-yürü-bu kavşağı hele bir geçelim 
Yol ayağına yuvarlanmış bir incir 
Başa düşen bir iğde 
Cebinde çakı, avucunda iğne, üstünde pelerin 
Hafızanda bir çocukluk 
Korkma, iğnelerle ters dikmeyi iyi öğrendin 
Gözün arkada yürümeyi 
Görünmeden karışlamayı bastığın ne varsa üstüne 
Bir denize ağlar, sonra taşırırdım ayaklarımla vurup  
Keşke söyleseydin 
Batardım gövdem bir sünger 
Neyim var ve yok kumların içinde 
Aslında biraz sulasaydık kendimizi olmazdı böyle 
Çamurlaşsaydık iyice 
Dudaklarımıza az rüzgâr çalsaydık 
Kendi tuzumuzla kendimizi dağlasaydık, böyleymiş 

Yorum bırakın