Bir aydır aparmanın kapısında bir kedi bekliyor. Başka kediler de var ama onlar gidiyor.
Sarman. Tombul. Görmüş geçirmiş, başarılı bir kedi. Zaten sokakta o kadar süre hayatta kalabildiysen bir şeyleri doğru yapmışsındır.
Ona Godo diyorum. T yok. Yazmasıydı, söylemesiydi, neden T söylenmiyordu filan… Daha kolay geliyor.
İlk başlarda diğerleri gibi mama ve su için geldiğini düşünüyordum. Fakat birkaç gün sonra kendisine sürekli taze su ve mama tedarik etmemize rağmen Godo’nun onları pek de umursamadığını fark ettim.
Onun tek derdi binadan içeri girmek…
Bekliyor. Birinin gelip kapıyı aralamasını. Bir sıvı kütlesi gibi içeri süzülmeyi. İçeride ne yapacağına dair hiçbir fikri yok. Sadece orada, kapının önündeki doğalgaz kutusunda oturuyor.
Orada değilse bile yakınlarda, tetikte. Kapının sesini duyduğu an, bir yerden koşup geliyor. Arabanın altından çıkıyor, sokağın aşağısından koşuyor, ferforjeli bir penceredeki uykusunu bölüyor, yandaki boşaltılmış binadan fırlayıveriyor.
Geçen hafta bir gün gelmedi. Onu düşünürken binaya girdim ve içeride dolandığını gördüm.
Yanından geçerken insanı tanıyor gibi bakıyor. Yani hayvani bir tanıma değil. Yolda biriyle karşılaşırsın da ‘ulan bu insanı bir yerden çıkartacağım ama…’ bakışı var ya. İşte o bakışma. Her akşam.
Bir süre sonra bu bekleyişten ve azimli teşebbüslerinden şüphelenmeye başladım.
Her akşam kapıya yaklaştığımda onun o mülayim bıyıklarıyla ‘Beklet komşu!’ der gibi patisini kaldırıp miyavlıyor. O samimiyet, her şeyi bilen gibi bakan o tavır… Tanıdık…
Bir süredir Godo’nun aslında bu apartmanda yaşayıp öte dünyaya intikal etmiş bir komşumuzun reenkarne ruhu olabileceği konusunda ciddi şüphelerim var.
Allah uzun ömür versin, çok eskiden binadan taşınan bir İsmet amca vardı… Acaba adamcağız…
Sonra bir şekilde hatlar karıştı da öldüğü yere değil eskiden yaşadığı yere mi dadandı?
Öyle bile olsa; Godo’yu içeri alamam. Çünkü apartmanda kedi için yapabilecek hiçbir şey yok. Tek çıkış ağır, demir kapı. Hem bazı komşular da rahatsız oluyor. Ayrıca ‘İsmet amca’ olma ihtimali olan bir kediyi boş bir apartmana kapatıp komşularımla ters düşmek de istemiyorum.
Ama Godo ısrarcı. Kapı aralığından iki kez kaçmayı başardı. İki kez dışarı çıkarttım.
Belki de giriş kattaki, önünde dünyaların dizili olduğu tahta kapıdan arka açıklığa geçmek istiyordur. Şöyle bir bakıyorum. Tahtaları oradan çekmek en az yarım saat sürer. Tonlarca ıvır zıvır. Değil İsmet amca, böyle bir iş için babamla bile tartışırım.
Bir de o kapı, komşunun sorumluluk alanı. Oturup kediyle mülkiyet üzerine konuşacak halim yok.
Ona Türkçe,
“Üzgünüm ama içeri girmene izin veremem,” dedim. Manalı manalı miyavlayıp bacaklarıma süründü. Umarım anlamıştır.
Demir kapının dışarıda bıraktığı güvensiz dünyaya bakan aralık, bir çizgi gibi incecik kalana dek Godo ile göz temasımızı yitirmedik.
* * *
Merdivenlerde İsmet amcanın sağ olduğunu hatırladım. Üçüncü kata çıkana dek de binada ölen insanları düşündüm.
Aklımdan geçen, bu binada yaşayıp da tanıştığım kimsenin ölmediğini fark ettim. Ölüm konusunda bakir bir apartmandı burası.
Dördüncü kat aralığında 30 yıllık binada nasıl olur da kimse ölmez diye düşünüyordum. Ayrıca kapıdaki kedinin tanıdığım biri olmaması beni biraz rahatlatmıştı.
Peki eskiden bu binanın yerinde ne vardı?
Beşinci kattayım. Asansör yok bu yüzden trake solunumuna geçtim. Ve Godo oksijensiz kalmış beynimde dönüp duruyor.
1999’da buraya taşındım. Çocukluğumdan da bu sokağı hatırlıyorum ama öncesine dair detay yok. Geçmişim. Gelip gitmişim filan. Sıkıcı, sıradan, boşuna yürünmüş bir sokak…
Altıncı kat. Kan basıncımı düşürmeye çalışarak botlarımı çözüyorum. Kafamda çılgın planlar.
Yarın sabah işten önce belediyeye gidip imardan bakacağım. İş yerine ne zaman haber versem? Sabah 7 gibi daha etkili olur. Uyku sersemi belki sudan bahanelerim gözden kaçar filan. Kafamda kuruyorum.
Kuruyorum. Bu kez susuzluktan. Gece 3’te su içmek için uyandığımda hala Godo’yu düşünüyordum.
* * *
Sabah.
Uyandım. Kahvemi içtim. Pencerede hızlı bir sigara tellendirdim. Giyinip hazırlandım. Her şeyim tamam. Botları bağlarken içimde saçma bir ikilem…
Acaba gerçekten belediyeye gidip eskiden burada kimin yaşadığını araştırmalı mıyım? Yoksa direkt işe mi gitsem.
Üçüncü kat / Ara merdiven.
Bir kat aşağıdan burnuma kesif bir koku geliyor. Hemen olan biteni anlıyorum.
Benden sonra birisi onu tanıyıp içeri almış olmalı. Çünkü harbiden birine benziyor ama çıkartamıyorum.
Her adımda koku daha da güçleniyor. Zavallı kedicik tüm gece apartmanda sıkışıp kaldığı için eskiden İsmet amcanın yaşadığı kattaki bir ayakkabının içine, içindekileri salıvermiş.
Mayının yanından geçerken söyleniyorum.
“Ulan Godo!!!”
* * *
Burnumu tutarak demir kapıya uzandım.
Doğalgaz kutusunun üzerinde, patisini yalıyor.
Suyunu tazeledim. Kabına taze mama ekledim. O beslenirken kafasını okşuyorum.
Ona kızgınım ama en azından içimdeki ikilem bittiği için de mutluyum.
İşe gitmek için caddenin kalabalığına karışıyorum.
/26281
